Şer İttifakı: Emperyalistler ve işbirlikçileri saldırıya geçti. İsrail vatanı yağmalıyor, Ermeniciler fitne saçıyor.
Turgut Özal’ın yolundan giden AKP hükümeti Türk şirketlerini, Masonik Bilderberg ve Davos zirvelerinde buluştukları Yahudilere pazarlıyor. Amerika’dan fonlanan “konferansçılar” Türk milletine “soykırımcı” diyerek küfür etmekte inat ediyor! AKP hükümeti de çanak tutuyor.Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof.Dr.Ayşe Soysal ve Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof.Dr.Tosun Terzioğlu’nun, Türk milletine “soykırımcı” dedirtebilmek için gösterdikleri çaba sonuçlandı. Çirkin konferans bugün ve yarın Bilgi Üniversitesi’nde yapılacak. Alınan kararı Bilgi Üniversitesi Rektörü Prof.Dr.Aydın Uğur bizzat kendisi açıkladı.levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetescialis forum cialis prodaja cialis bez receptakamagra kamagra 100mg kamagra gel
Halil Berktay küfürde ısrarlı
‘’İmparatorluĞun Çöküş Döneminde Osmanlı Ermenileri’’ başlıklı ihanet konferansının hazırlık komitesinden Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç.Dr.Halil Berktay, Türk milletine hakaret ettirmekte ısrarlı.
Berktay, “Bu konferansın engellemelere karşın en kısa zamanda yapılmasında ihmal edilemez bir aciliyet görüyoruz’’ dedi. Berktay’ın çağrısına Soros’un desteklediği Bilgi Üniversitesi olumlu cevap verdi.
Küstah tehdit
AB, Türk mahkemesinin Ermeni konferansını durdurma kararına Türkiye Raporu’nda yer verileceğini duyurdu.
Ermenicilerin ittifakı ‘Çiçek’ açtı
Mahkeme kararına rağmen Bakan Çiçek’in açıklamalarından yüz bulan Ermeniciler, yeni toplantıyı bugün Bilgi Üniversitesi’nde yapıyor.
İstanbul 4.idare mahkemesinin kararıyla emellerine ulaşamayan Ermeniciler, Adalet Bakanı Cemil Çiçek’in “Mahkemenin kararı Boğaziçi ve Sabancı üniversitelerini bağlar, konferans başka üniversitede yapılabilir” açıklamasıyla yeniden harekete geçti. Konferasın hazırlık komitesinin başını çeken Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç.Dr.Halil Berktay, yürütmesi durdurulan Ermeni konferansı için Bilgi Üniversitesi’ne başvurduklarını açıkladı.
ŞER EKSENİ ‘BİLGİ’DE
Başvuru üzerine toplanan Bilgi Üniversitesi bugün ve yarın konferansın üniversitenin Dolapdere Kampüsü’nde yapılacağını açıkladı. Bilgi Üniversitesi Rektörü Aydın Uğur, “Üniversitemiz salonlarını açma kararı aldı. Mahkemenin aldığı karar akademik özgürlük açısından son derece sakıncalıdır. Mesele konferansta dile getirilecek görüşlerin ne olduğunu çoktan aşmıştır. Bu bilime müdahaledir” dedi. 4.İdare Mahkemesi’nin kararını değerlendiren Başbakan Erdoğan ve Gül kararı tasvip etmemişti. Devletin Adalet bakanı Çiçek’ten de olur alan Ermeniciler, toplantıyı Bilgi Üniversitesi’ne taşıdılar.
Erteleme hukuka aykırı
BoĞazİçİ Üniversitesi ve Sabancı Üniversitesi Rektörlüğü avukatları, “İmparatorluğun Çöküş Döneminde Osmanlı Ermenileri” başlıklı konferansla ilgili İstanbul 4.İdare Mahkemesi’nin verdiği yürütmeyi durdurma kararına itiraz ettiler. Üniversitenin düzenlemek istediği konferansın bilimsel bir toplantı olduğu ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na göre istisnalar arasında bulunduğu kaydedilen dilekçelerde, “bu nedenle bir erteleme veya yasaklama kararının hukuka aykırı olacağı” belirtildi. Dilekçelerde,
“Olaydan, dava konusu işlemlerin ne gibi güç zarar doğuracağı belirsiz olduğu gibi, zarar doğurup doğurmayacağı da belli değildir. Bunun hem Anayasa’nın 125.maddesine, hem İYUK’un 27.maddesine aykırı olduğu tartışmasızdır” denildi.
Adalet Bakanı ne dedi?
ADALET Bakanı Cemil Çiçek “Mahkemenin kararı Boğaziçi ve Sabancı üniversitelerini bağlar, konferans başka üniversitede yapılabilir. Bilgi Üniversitesi açısından bir problem olmaz. Çünkü mahkeme kararı, sadece toplantıyı tertip eden iki üniversite aleyhine verilmiş bir karardır. Orada veya başka bir yerde yapılabilir. Hukuk açısından baktığımızda buna bir engel gözükmüyor” dedi.
‘Mahkemenin kararına hile karıştı’
Adalet Bakanı Cemil Çiçek’in açıklamaları büyük tepki yarattı. CHP Niğde Milletvekili ve Adalet Komisyonu Üyesi Avukat Orhan Erarslan, konferansın hangi üniversitede yapılıp yapılmamasının önemli olmadığını belirterek, “Önemli olan İdare Mahkemesi’nin kararıdır. Başka bir üniversitede konferans düzenlenirse bu yargıya karşı hile yapmak anlamına gelecektir” dedi.
‘HUKUK İHLAL EDİLDİ’
Saadet Partisi GİK Üyesi ve Hukukçu Prof.Dr.Mustafa Kamalak da, Mahkeme’nin aldığı kararın konferansın yapılmasını yer olarak engellemediğini, yapılmamasını öngördüğünü anlatarak, “Dolayısıyla itirazdan bir sonuç çıkarsa ve konferans başka üniversitede yapılmış olursa hukuk ihlal edilmiş olur. Konferans nerede yapılırsa yapılsın, mahkeme kararına uyulmaması anlamına gelir” diye konuştu.
‘Toplantıyı dağıttıracağız’
Hukukçular Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Kemal Kerinçsiz, “Mahkemenin yürütmeyi durdurma kararı kaldırılmadı. Bu şartlar altında konferansın yapılması mümkün değil” dedi. Kerinçsiz, şunları kaydetti: “Davaya artık Hükümet de taraftır. İstanbul Valiliği’ne ‘toplantıyı dağıtın’ diye müracaat edeceğiz. Kanunsuzluk ve hukuksuzluk dizboyu.”
Avrupa Birliği’nden rest
HER fırsatta Türkiye’nin birlik ve bütünlüğüne yönelik çıkışlarda bulunan Avrupa Birliği, bu kez de "Ermeni" kartını açıyor. AB Komisyonu dün yapılması planlanan fakat 4.İdare Mahkemesi tarafından sözde Ermeni soykırımının tartışılacağı toplantının iptali üzerine Türkiye’ye aba altından sopa gösterdi. AB Komisyonu, mahkeme kararını “kışkırtma” olarak neteledi ve konunun Türkiye Raporu’nda yer bulacağını açıkladı.
’ÜZÜNTÜ DUYDUK’
AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn’in sözcüsü Christina Nagy, günlük olağan basın toplantısında konuya ilişkin soruları cevaplarken, AB Komisyonu’nun olayı büyük üzüntüyle karşıladığını, bu gelişmenin Türkiye’deki adli sorunlara da işaret ettiğini söyledi. Nagy, Erdoğan’ın ve Gül’ün konuya ilişkin açıklamalarının not edildiğini belirtti.
‘Karara üzüldüm’
Devlet Bakanı Ali Babacan, konferansın mahkeme tarafından iptal edilmesine tepki göstererek, provokasyon imasında buludu. Babacan, düşünce ve ifade özgürlüğünün önemli olduğuna işaret ederek, bu durumun insan hakları ile bağdaşamayacağını söyledi.
Bu nasıl ‘Tarih’ vakfı
Tarİh Vakfı’ndan yapılan açıklamada “Yetkisiz bir kurul tarafından verilen hukuk dışı bir yargı kararıyla ve kentin mülki amiri tarafından ilgili üniversite rektörlerine tebliğ edilmesiyle ertelenmiş olmasını büyük üzüntüyle karşılıyoruz” ifadeleri yer aldı.
Hedef, büyük İsrail devleti
Büyük İsrail Devleti’ni kurmayı amaçlayan Musevi kuruluşu, 100 yıllık tarihinde ilk kez bir yabancıya Tayyip Erdoğan’a “Cesaret Ödülü”nü verdi .
BOP’u hazırlayan ABD ve İsrail, bölge ülkelerini siyasal, ekonomik, toplumsal ve tarihsel olarak zayıf düşürüp hegemonya kurmaya çalışıyorlar.
TÜpraŞ, Telekom, limanlar ve medya kuruluşlarından sonra Türk bankaları da yabancıların eline geçecek. Böylece, yurtiçinde üretilen bütün tasarruflar, yabancıların kontrolüne geçecek. Türkiye bütçesini idare eden Ziraat ve Halk Bankası gibi devlet bankalarının satışı gizlice görüşülüyor.
Emperyalİstler, BOP ile petrol ve doğalgaz gibi büyük enerji hatlarının geçiş noktasındaki Türkiye’yi “sorun çıkarmayan bir ülke” haline getirmek için her türlü oyunu oynuyorlar. Türkiye’nin ekonomik alt yapısı dış güçlerin dayatması iktidar desteğiyle bilinçli olarak zaafiyete uğratılıyor
Stratejİk kurumlar ve tesisler el değiştiriyor, temel gıda maddeleri yabancılaştırılıyor, tarım çökertiliyor, Anadolu sermayesi kilit altına alınıyor. “Yabancı sermaye geliyor” masalları ile halkımız afyonlanıyor. Gelen yok, bir yağma var. Bu yağma karşısında bilinçli olarak sessiz kalınıyor
İsraİl’in Trabzon-Mersin hattının doğusunda federatif bir devlete yönelişi olduğu yeni bir olgu değil. İsrail, Trabzon üzerinden Karadeniz’i, Mersin üzerinden de Akdeniz’i kontrol etmek istiyor. Bütün bunlar, ekonomik çökertme gerçekleştikten sonra hayata geçirilecek.
EmpeRyalİst güçler, Türkiye’yi silahla teslim alamayacaklarını bildikleri için ekonomik yağma ile karışılık veriyorlar. Bir savaş durumunda, Tüpraş ve Telekom gibi kuruluşlara el konulması mümkün olmayacak. Bu durum, TSK’nın mücadele gücünü önemli oranda azaltacak.
Uzman isimler Yeniçağ’a, Türkiye’yi “çökertme planı”nı anlattılar.
Yurt Partisi Genel Başkanı Saadettin TANTAN
Ekonomik altyapı bilinçli olarak çökertiliyor
İçİŞlerİ eski Bakanı ve Yurt Partisi Genel Başkanı Sadettin Tantan, Türkiye’nin yabancı istilası altında olduğunu, halkın afyonlandığını, milli değerlerin yok edildiğini, stratejik tesislerin adeta yağmalandığını söyledi. Türkiye’de hukuki alt yapı boşluklarının bilinçli bir şekilde doldurulmadığını ileri süren Sadettin Tantan, “Türkiye’de hukuki alt yapı, merkezi ve yerel yönetimden çıkarılmış, fedaratif bir sisteme uydurulmuştur. Bunun en somut örneğini, TCK düzenlemesinde açıkça görmek mümkün” dedi.
BİLİNÇLİ PLAN
Tantan, ekonomik alt yapının bilinçli olarak zaafiyete uğratıldığını belirterek, stratejik kurumların ve tesislerin el değiştirdiğini, temel gıda maddelerinin yabancılaştırılarak, tarımın çökertildiğini, Anadolu sermayesinin kilit altına alındığını bildirdi. İsrail’in globalleşen dünyaya egemen olma amacının gözardı edilmemesi gerektiğini ifade eden Tantan, şöyle devam etti: İsrail’in ilk hedefi Tür kiye’dir. Galataport denilen bölge için planlananlar 10 yıldan buyana hazırlanan, geliştirilen ve uygulamaya konulan bir projedir.10 yıldır Galata’daki mal değişimlerine bakmak lazım.Bunun yanında Türk halkının yarıdan fazlasının Sabatayist olduğunu Türk halkına empoze edenler, bugün Türkiye’dedir. Bunun altında tek din yaratma çabası vardır. İsrail yüksek teknolojinin hakim gücüyle bilgiyi eyleme dönüştürme, istihbarat ağını yayma açısından büyük mesafeler katetti. Türkiye’yi ele geçirme ve çökertme planı içinde vakıfları, dernekleri kullanıyor. Yine bu plan içinde siyasi parti aktörlerini, işadamlarını ve medyayı kullanıyor. Yabancı sermaye geliyor masalları ile halkımız afyonlanıyor. Gelen yok, bir yağma var. Bu yağma karşısında hükümet, bilinçli olarak sessiz kalıyor. O nedenle bu iktidarın yağmaya dur deme şansı yok.
HEDEF TÜRKİYE
Kaldı ki, Başbakanın iktidar olduktan hemen sonra ABD’dedeki Yahudi vakıflarıyla görüşmeleri medyaya yansıyan, kendisinin de itiraf ettiği bir gerçek. Dünya’daki illegal sermaye küresel güçün eline geçmiş durumda. Bu sermayenin 2 trilyon doları aştığı söyleniyor. İsrail’in Trabzon-Mersin hattının doğusunda Federatif bir devlete yönelişi olduğu yeni bir olgu değil. Trabzon’dan Karadeniz’i, Mersin’den Akdeniz’i kontrol etmek istemektedir.
Yargıtay Cumhuriyet eski Başsavcısı Vural SAVAŞ
‘Diyarbakır’ı BOP’un merkezi yapmaya çalışıyorlar’
Turgut Özal’ın başbakanlığı döneminde başlatılan ve son yıllarda tekrar gündeme getirilen Büyük İsrail Projesi’nin asıl içeriği, Ortadoğu’daki haritaların yeniden çizilmesi esasına dayanıyor. Afganistan ve Irak’ın fiilen işgaliyle başlayan sürecin sonraki aşamalarında İran ve Suriye’nin de aynı sona maruz kalacağı belli oldu. Bu aşamada, Türkiye’ye de belirli görevler yüklendi. Türkiye’nin nasıl bir rol üstlendiğini Erdoğan, “Büyük Ortadoğu Projesi Diyarbakır merkezli olacak” sözleriyle özetliyor.
NÜFUZ ALANI
Son yıllarda bir kurtarıcı gibi gündeme getirilen özelleştirmeler ile Büyük İsrail Projesi’nin ilgisini Yargıtay Cumhuriyet eski Başsavcısı Vural Savaş’a sorduk. Eski Başsavcı Vural Savaş, görüşlerini şöyle özetledi:Bundan 100 yıl önce, Büyük İsrail Devletini kurmak ve nüfuz alanını oluşturmak için kurulan ABD’deki Musevi kuruluşu, aradan geçen 100 yıllık sürede sadece 10 kişiye ‘Cesaret Madalyası verdi. Bu Musevi kuruluşunun amacı Ortadoğu’da Büyük İsrail Devleti oluşturmak ve Malatya dahil Türkiye’nin Güneydoğusu’nu da İsrail’in nüfuz alanına almaktır. Madalya verilen 9 kişi hep eski İsrail Başbakanı iken onuncu kişi bizim Başbakanımız olan Recep Tayyip Erdoğan oldu. Büyük İsrail Projesi’nde Türkiye’nin nasıl bir rol üstlendiğini Erdoğan, “Büyük Ortadoğu Projesi Diyarbakır merkezli olacak” sözleriyle özetliyor.
GÜL’ÜN GİZLİ PLANI
Erdoğan seçimlere katılmadan önce gittiği ABD’de önce bu Musevi kuruluşuyla görüştü. Orada kimlerle neleri görüştüğünü bilmiyoruz. Aynı proje için düzenlenen Bilderberg Toplantıları’nda hangi ülkenin nasıl çökertileceğinin planları yapılır. Abdullah Gül, Vatan’a verdiği bir röportajında, “Az önce sizin oturduğunuz yerde Colin Powell oturuyordu. Şu anda size açıklayamayacağım kadar gizli birtakım anlaşmalar yaptık” demişti. Yine AKP döneminde çıkarılan ikiz yasalarla da Türkiye’nin üniter yapısının bölünmesinin önü açılıyor.
MGK ZAYIFLATILDI
Clinton’ın danışmanı Nobel ödüllü ekonomist Stiglitz, bir ülkenin 4 aşamalı bir planla ele geçirildiğini şöyle anlatıyor: Öncelikle ülke ekonomisi IMF aracılığıyla borç batağına sürüklenir. Sonra vergiler yetmeyince dolaylı vergiler artırılır. Üçüncü aşamada yabancı sermaye kurtarıcı gibi lanse edilir ve özelleştirmenin önü açılır, yabancı sermaye bütün büyük kuruluşları ele geçirir.
Özelleştirme en büyük soygundur. Son aşamada serbest ekonomi uygulamasıyla ulusal pazar ele geçirilir. Türk Ordusu, İçhizmet Yasası ile kendisine verilen Türkiye Cumhuriyeti’ni koruma ve kollama görevini barışçıl dönemlerde MGK aracılığıyla yapıyordu. Fakat MGK’yı sivilleştirme adı altında ordunun MGK’daki etkinliği azaltıldı. Aynı planın bir parçası olarak yine aynı oyun şimdi YÖK’te ve TÜBİTAK’ta sergileniyor.
Eski Bakan Masum TÜRKER
Şimdi sıra devlet bankalarına geldi
Ekonomİden sorumlu eski Devlet Bakanı ve DSP Genel Başkan Yardımcısı Masum Türker, özelleştirme adı altında yürütülen politikaların, aslında çok önceden kurgulanmış bir planın parçası olduğunu söyledi. Bankaların yabancı ortak evliliklerinin tehlikesine işaret eden Türker, “Gözden kaçan çok önemli bir nokta var. O da, sıra Ziraat ve Halk Bankası’na gelmiştir. Bu iki banka için gizli görüşmeler yapılmaktadır. Kısaca bütün tasarruflar yabancıların kontrolüne geçecektir. Masum Türker, özelleştirmelerin altında milli, siyasi ve toplumsal bir teslimiyet aramak gerektiğini bildirdi. Özellikle Cumhuriyetlerin kazanımları olan, stratejik önemi olan varlıkların, ulusal sermaye gruplarının eline geçmesiyle bu teslimiyetin adımlarının atıldığını vurgulayan Masum Türker, şunları söyledi:
TEHLİKE BÜYÜK
“Hükümet dış güçlerin hazırladığı plana bilinçli şekilde yardım etmektedir. Özelleştirmeler öncesi uluslararası sermaye şirketleriyle yapılan görüşmeler bunu doğrulamaktadır.Yahudi sermayesi Türkiye’ye hakim olmaktadır. TELEKOM, TÜPRAŞ, GALATAPORT, Kuşadası limanı, Medya gruplarının satışları hazırlanan planın parçalarıdır. Planın uygulanış biçimine baktığınızda, her şey sıralıdır. Bankalar, limanlar, stratejik konuma haiz limanlar, medya, Cumhuriyet kazanımları olan fabrikalar. Tehlike büyüktür. Dışarıdan tezgahlanan ve İsrail’in uygulamaya koyduğu bu planın, önemli parçası Büyük Ortadoğu Projesidir. Zira, petrol, doğalgaz gibi büyük enerji hatlarının geçiş noktası Türkiyedir. Doğu ve Güneydoğu sınırımız mayından temizlenmektedir. Burada şu soru akla geliyor. Acaba temizlenen bölge hazineye mi geçecek, yoksa satılacak mı?. Satılacaksa, yine İsrail’i görmek kaçınılmazdır.Bu bir hazırlığın ayağı olabilir.”
Araştırmacı-yazar Aytunç ALTINDAL
Galata bankerleri iş başında
AraŞtIrmacI-yazar Aytunç Altındal, özelleştirme uygulamasıyla, Türkiye’nin yerli kaynaklarının yabancılara peşkeş çekildiğini belirterek, Sevr Planı’nın devreye sokulmak istendiğini kaydetti. Osmanlı’yı çökerten batılı emperyalist güçlerin, 1923’te uğradıkları yenilginin rövanşını almak için bugün bir saldırı planı uyguladığına dikkat çeken Altındal, Galataport ihalesinin “müşahhas bir örnek” teş-
kil ettiğini dile getirdi. Osmanlı’yı sürekli borçlandırarak batıran Galata bankerlerinin bugün işbaşı yaptığına vurgu yapan Altındal, “Osmanlı’nın son dönemindeki Galata bankerleri, bugün Galataport ihalesiyle Türkiye’nin kalbindeki limanı teslim almış oldular” dedi. Altındal, Türk halkının yaşama disiplinin kaybettirildiğini belirterek, toplum direncinin kırıldığını ifade etti.
Emekli Korgeneral Altay TOKAT
Ulusal güvenliğimiz tehlike altında
ÜLKENİN stratejik özellikteki TÜPRAŞ, TELEKOM gibi kurumları özelleştirilirken çok dikkat edilmesi gerekirdi. Çünkü, bu tür kurumlarımız barışta ve özellikle savaş durumunda dışa bağımlılığı azaltan, ülkenin gücünü artıran kurumlardır. Bunların yabancı şirketler tarafından ele geçirilmesi bir savaş durumu halinde bizim ülkemizi direkt olarak dışa bağımlı hale getirir. Onun için bu gibi kurumlarda özelleştirme yapılırken yabancı şirketlerin yönetimin çoğunluğunu ele geçiremeyeceği şekilde özeleştirme gerçekleştirilmesi gerekir. Bu gibi stratejik kurumlarımız ulusal güvenliğimizle doğrudan ilgilidir. Örneğin yarın bir savaş durumu olduğunu varsayarsak, öyle bir durumda Türk Silahlı Kuvvetler Seferberlik Kanunu gereği gerekli görüldüğü takdirde bu tür kuruluşlara ulusal güvenliğe hizmet adına el koyabilir. Şimdi özelleştiğini düşünün. Yarın seferberlik halinde ulusal güvenlik çıkarları gereği el koymaya kalktığınızda dış ülkeler derhal müdahale ederek böyle bir şeyi engellemek için var güçleriyle çalışırlar. Dolayısıyla bu durumda otomatikman ulusal güvenliği ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin mücadele gücünü önemli ölçüde etkileyerek azaltabilir.
Ekonomist Selim SOMÇAĞ
Ekonomik istilanın ilk adımları
Malİye Bakanı Kemal Unakıtan’ın iddia ettiği gibi, son 3 yılda hızlandırılan özelleştirme furyasını sadece cari açığı kapatma niyetli bir ekonomik faaliyet olarak görmek asıl hedeflenen gerçeklere ulaşmamızı engeller. Kaldı ki cari açığı kapatmak için bile olsa eldeki büyük kuruluşları satmak doğru bir yöntem değildir. ABD ve İsrail, Afganistan ve Irak işgalinden sonra Türkiye’ye karşı böyle bir girişimi göze alamadılar. Bu nedenle ekonomik ve siyasi işgal için düğmeye basıldı. Özellikle son 3 yıldır özelleştirmelerin hızlandırılmasının asıl amacı Türk halkını ekonomik yönden teslim almaktır. Bu planın benzeri Meksika, Arjantin ve Brezilya’da uygulandı. Şimdi ülkemizde düğmeye basıldı. Sadece Türk Ordusu’nun değil, Türk milli sermayesinin de can damarı olan Tüpraş ve Erdemir gibi kuruluşların yabancıların denetimine geçmesi yetmezmiş gibi şimdi bir de medyada da yabancılaştırma rüzgarları güçlendi. Daha düne kadar ikisinin 5 milyon dolara alınacağı 2 radyonun 50 milyon dolara satın alınması, bir ekonomik faaliyetten çok, siyasi bir planın parçası olarak değerlendirilmelidir. Aynı satış diğer medya kuruluşlarında devam edecektir. Bu da halkın yabancı yatırımcıların çıkarları doğrultusunda bilgilendirilmesi anlamına gelecek.