Almanya Cephesinde Yeni Bir Şey Yok - Erol Manisalı
Hıristiyan ve Sosyal Demokratların, daha doğrusu Merkel ve Schröder 'in Türkiye politikaları bizim medyada siyahla beyaz gibi sunuldu. - Schröder, sanki Türkiye'nin çıkarlarını koruyan, Türkiye'nin AB'ye tam üye olmasını hararetle destekleyen biri gibi gösteriliyor. - Merkel ise Schröder'in istediği tam üyeliğe karşı çıkan bir görüşün temsilcisi gibi sunuldu. Her iki partinin ve liderlerin Türkiye politikaları arasında, işin özünde, bir fark bulunmamaktadır. levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetesdiscount card prescription discount prescription coupons prescription drugs discount cards
Almanya seçimlerinde Hıristiyan Demokratlar ile Sosyal Demokratlar arasındaki farklar soğuk savaş yıllarındaki ''dramatik ayrılıkların'' çok gerisinde kaldı. Soğuk savaş sonrasında ise Almanya'nın küresel yarıştaki önemli yeri, ''Almanya içindeki ayrılıkların iyice azalmasına yol açtı.''
Almanya (ve ekonomisi), AB içinde ve dünyada ne kadar güçlü olur ve kazanırsa içerdeki pasta da o kadar büyüyecekti. Evet Almanya, içinde önemli sorunlar yaşamakta, bu doğru. Kolay değil, önce iki Almanya'nın birleşmesinin getirdiği sorunlar, sonra AB bütçesinde Almanya'nın ''üstlendiği misyonun'' faturası olarak eklenen yük. Bir de ''Almanya'daki sosyal sistemin Batı kapitalizmine uyum sürecinin getirdiği baskılar'' göz önüne alındığında, bu sorunlar doğal sonuçlardır.
Hele hele iyice yaşlanmakta olan nüfus yapısını da buna eklersek sonuçları açıklamak hiç de zor olmaz. Bunlar Almanya'nın, AB'nin ve Avrupa kapitalizminin soğuk savaş sonrasında ''beklenen gelişmeleridir'' . Almanya'yla birlikte Avrupa'nın ve Batı kapitalizminin iç ve küresel sorunlarıdır. Bunu daha çok kendilerinin düşünmesi gerekir.
Türkiye için önemi
Hıristiyan ve Sosyal Demokratların, daha doğrusu Merkel ve Schröder 'in Türkiye politikaları bizim medyada siyahla beyaz gibi sunuldu.
- Schröder, sanki Türkiye'nin çıkarlarını koruyan, Türkiye'nin AB'ye tam üye olmasını hararetle destekleyen biri gibi gösteriliyor.
- Merkel ise Schröder'in istediği tam üyeliğe karşı çıkan bir görüşün temsilcisi gibi sunuldu.
Her iki partinin ve liderlerin Türkiye politikaları arasında, işin özünde, bir fark bulunmamaktadır.
1- Schröder (ve partisi) Türkiye'nin AB üyeliğini destekleyen bir parti değildir. Tam üyelik konusunda hiçbir destek vermediler. Sadece Türkiye'nin, AB'ye tek yanlı bağlanmasını desteklediler.
Schröder'in özel statüyü nasıl desteklediğini ayrıntıları ile yazmıştım. (*)
- Nisan 1999 sonunda ''kimi işadamlarımız'' Schröder'i ziyaret ettiler. Schröder bir hafta içinde Ecevit 'e sürpriz bir mektup yazdı. 1999'da ''göstermelik adaylığın'' verileceğinin sinyalleriydi.
- Çünkü 1997'de Lüksemburg doruğundan sonra Ecevit'in ''sağlamcı bürokrat kanadı'' Brüksel'e rest çekmişti. ''Bizi almayacaksanız sizinle ticaret dışında hiçbir şey görüşmeyeceğiz'' denmişti.
- Schröder 'in mektubu ile ''tek yanlı bağlanma süreci'' yeniden başlatılıyordu. İşte Schröder (ve partisinin) gerçek yüzü buydu. Bizim ''kimi iş çevreleri ile'' çok yakın işbirliğine girmişti.
2- Hıristiyan Demokratlar mı? Eski lider Kohl de Merkel gibiydi. Schröder'in yaptığı kıvırma numaralarına girmeden gerçekleri söyledi: Biz Türkiye'yi AB içinde istemiyoruz.
Schröder ile ''işbirliği'' içinde olan ve Türkiye'nin AB'ye tek yanlı bağlanma sürecini yürüten kimi çevrelerimiz Merkel'den nefret ediyorlar. Merkel farkında olmadan, bunların maskesini düşürüyordu. Almanya'nın gerçek Türkiye politikasını açığa çıkarıyordu.
Dolayısıyla AB'nin gerçek Türkiye politikası da gözler önüne seriliyordu. Oysa, bizim içerdeki ''kimi çevreler'' , Tony Blair ve Schröder gibi, sırt sıvazlayıp ''sen aslansın Türkiye'' oyununu yürütecek aktörler istiyorlar.
Almanya'daki seçimlerin bu sonuçla ortaya çıkması, ''Türkiye'nin bekleme odasında oyalama süreci bakımından'' önem taşıyor.
Schröder'in de, Merkel'in de öne çıkamamaları ve geniş koalisyon ihtiyacının doğması Türkiye-AB ilişkilerinde ''bekleme odasında iğfal'' sürecinin yürütüleceğini gösteriyor.
Her iki büyük parti de Türkiye'nin tam üyeliğine karşılar. Dolayısıyla bekleme odasında tutmak, her ikisi için de geçerli.
Almanya cephesinde yeni bir şey yok...
(*) Dünya ve Türkiye'de Büyük Sermaye, Der Yayınları, 2003, İstanbul.