Türkiye bunu kabul edemez; ama AKP’yi bilemem - Hasan Ünal
AB’nin Türkiye’ye karşı yapacağı karşı deklarasyon şekillendi. Epeyce sertleştirilen deklarasyonu Türkiye’nin kabul etmemesi gerekiyor. Ama AKP muhtemelen bunu da sineye çekecek; çünkü kendini bağladığı AB süreci bu teslimiyetçiliği mecburi kılıyor.AB’nin karşı deklarasyonu Türkiye’nin Ek Protokol’ü imzalarken bizim diplomatların hazırladığı ve diplomasi kurnazlıklarının bütün örneklerinin gösterildiği deklarasyona cevap. Türkiye, Kıbrıs Rumlarını tanımadığı yolundaki itirazlarını Ek Protokol metni içine koyduramayınca, Protokol’e doğrudan imza atmak yerine bunun bir mektup teatisi şeklinde yapılmasını talep etmiş ve verilen mektuba da Kıbrıs Rumlarını tanımadığını belirten deklarasyonu ilave etmişti.arcoxia 90 mg wikipedia speeddatingmixers.co.uk arcoxia cena
Bu deklarasyon aslında tek taraflıydı ve bizim iç kamuoyuna yönelikti. Meclis’ten Protokol’ün imzalanması istendiğinde hükümet ‘merak etmeyin biz Rumları tanımadık’ diyecekti. Ama AB tarafı zaten çıngar çıkarma psikolojisi içinde olduğu için hemen bu deklarasyonun üzerine atladı ve şimdi bir karşı deklarasyon yayımlıyor. AB metni, Türkiye’nin yayımladığı deklarasyonun tek taraflı olduğunun ve Protokol’ün bir parçası olamayacağının altını çiziyor. Yani bizimkilerin baştan beri söyledikleri ‘efendim bizim deklarasyonumuz Protokol’ün parçası haline geldi’ lafı güme gidiyor.
Ardından bu Protokol çerçevesinde Türkiye’nin yükümlülükleri ta’dad ediliyor. Türkiye Gümrük Birliği’ni bütün üye ülkelere (buna Kıbrıs Rumları da dahil) her hangi bir sınırlama ve ayrımcılık olmadan tam olarak uygulamak durumunda. Ayrıca limanlarını ve havaalanlarını da Rumlara derhal açmak zorunda; aksi takdirde, sadece ilgili bölümlerin değil bütün müzakerelerin askıya alınması söz konusu. Yani müzakereler başlasa bile, bunun hemen başlangıç aşamasında bu işlemlerin yapılması ve yükümlülüklerin yerine getirilmesi gerekecek.
Zaten Rumlar bu konuda hemen olay çıkaracaklar ve muhtemelen kendi ülkelerinden veya başka bir ülkeden Türkiye’ye gelen malları Rum gemilerine yükletecekler ve AKP hükümetini test edeceklerdir. Hükümet ‘hayır’ demeye kalkışırsa, AB kurumları harekete geçirilecek. ‘Limanlarımızı ve havaalanlarımızı açmayız’ diyen Gül-Erdoğan ikilisi ve ‘Türkiye limanlarını ve havalanlarını açmamalı’ diye akıl hocalığı yapan Mehmet Ali Talat bakalım ne diyecekler?
AB’nin deklarasyonu Kıbrıs Rumlarının tanınması konusunu da getiriyor ve bunu müzakerelerin sonuna bırakmıyor. Daha önceki taslaklarda üye olurken tanıma talebi vardı. Burada ‘müzakereler sırasında’ ifadesine yer verilmiş. Bunun ne zaman talep edileceği gidişata bağlı olacaktır. Örneğin 3 Ekim’den hemen sonra limanlar ve havaalanları halledilince, Rumlar bu defa da tanıma talebini gündeme getirebilirler ve getireceklerdir.
Zaten aynı paragrafta yer alan ‘Türkiye ilişkilerini bütün üye ülkelerle normalleştirmelidir’ talebi Rumlar tarafından derhal kullanılacaktır. 3 Ekim’den sonraki tarihlerde Rumlar Ankara’ya büyükelçilik açmak isterse hiç şaşırmayalım. Bu arada AB, Kıbrıs sorununa bulunacak çözümün BM’ye ilaveten AB’yi oluşturan ilkeler çerçevesinde olması gerektiğine de dikkat çekiyor ki, burada da Rumların ilerleyen tarihlerde kullanacakları bir dünya malzeme var.
Bu deklarasyondan sonra müzakere çerçeve belgesine son hali verilecek. O belgeye de buna benzer ifadeler girmesi söz konusu olabilir. Ayrıca o belgeye ‘özel statü’ veya ‘ayrıcalıklı ortaklık’ gibi laflar yazdırmak isteyen Fransa, Avusturya, Çek Cumhuriyeti ve belki başka ülkelerin neler isteyecekleri ve belgeye neler sokuşturacakları da şimdilik meçhul. Normalde bu karşı deklarasyon üzerine hükümetin ‘teşekkür ederiz’ deyip tarama sürecine hiç girmemesi lazım gelir. Ancak AKP hükümeti bu meçhul yolda yukarıda söylediğimiz sebeplerden dolayı devam etmek zorunda.
Öyle görünüyor ki, 3 Ekim’de ‘meçhule giden bir gemi kalkacak’; ama bunun ülkeye ve hasseten dış politika konularına maliyeti ne olacak?