Almanya Seçimleri Yorumları
'Almanya Kendi Seçimlerini Kaybetti' - Ergin Yıldızoğlu Almanya seçim sonuçlari iste bu dalgaya ait bir gelisme olarak okunabilir. Seçmenin, sagda da olsa, "toplumsal soruna" ait bölümü Merkel''in neo-liberalizmini reddetti. Ayni toplumsal kesimin sol kanadi, SPD'ye güvensizligini göstererek kismen, SPD'den ayrilanlarla, eski komünistlerin birlikte kurdugu Sol Parti'ye yöneldi. Sol Parti seçimde yüzde 8'e yakin bir oy aldi. Eger bu oy SPD'de kalsaydi Schröder yine kazanmisti. Almanya Kaosu Asıl Bizi Vurur - Hasan Ünal Henkel''e göre, Merkel kazanmalı ve Alman ekonomisi tepeden tırnağa ıslah edilmeliydi. Schröder bu reformları yapamamıştı. Merkel ve ekibi buna uygundu; ama yeterli çoğunluğu elde edememişti. Programa konuk olan bir başka uzman da benzeri konulara temas ederek, Almanya''da halkın ekonomik reforma karşı çıktığını; radikal görüşlerin giderek ağırlık kazandığını ve belki de Almanya''nın yönetilemez hale geldiğini belirtiyordu.naproxennatrium site naproxen kruidvatcleocin 150 mg mattnichols.co.uk cleocin 300 mg
'Almanya Kendi Seçimlerini Kaybetti' - Ergin Yıldızoğlu
Almanya'daki seçim sonuçlari üzerine en dogru saptamayi "Almanya kendi seçimlerini kaybetti" diyerek, Der Spiegel'den Charles Hawley yapti. Daha mükemmel bir saptamaya ulasmak için "Almanya" kavraminin içini doldurmak, sonuçlari daha uzun dönemli bir trende oturtarak anlamlandirmak gerekiyor.
'Çilginligin' arkasindaki mantik
Westfalya eyalet seçimlerinde Sosyal Demokrat Parti (SPD) hezimete ugrayinca, Schröder'in erken seçime gitmeye karar vermesi, kendi partisi SPD'de bile saskinlik yaratti: Tüm kamuoyu yoklamalari ilk genel seçimleri, Hiristiyan Demokratik Birlik (CDU)/Hiristiyan Toplumsal Birlik (CSU) koalisyonunun ortak adayi, CDU lideri Angela Merkel'in ezici bir çogunlukla kazanacagini gösteriyordu. Buna karsilik üyeleri SPD'yi terk ediyor, yeni bir sol parti sekilleniyordu.
Seçim sonuçlari, SPD'nin Westfalya yenilgisini yalnizca Schröder'in dogru okuyabildigini gösteriyor. Seçmen, Westfalya seçimlerinde SPD'yi, yeterince ekonomik reform (neo-liberalizm) gerçeklestirmedigi için degil, aksine, refah devletine, issizlik ödeneklerine saldirdigi, issizligi azaltamadigi için cezalandirdi. Diger taraftan seçmen hâlâ Schröder'in savas karsiti tavrini destekliyordu. Öyleyse bu seçmenin Merkel'in Thatcher'ci neo-liberal politikalarina, açikça ABD yanlisi tutumuna çok fazla itibar etmesi beklenemezdi. Schröder, seçim kampanyasi boyunca Merkel'in reform programini "halk düsmani" , kendisininkiniyse "yumusak reform" olarak sunan bir çizgi izledi. Bu arada savas karsiti tutumunu da vurgulamayi ihmal etmedi. Bunlara Schröder'in karizmasi, "gösteri toplumunu" kullanma becerisi eklenince bugünkü sonuçlar olustu. Bu sonuçlar bize siyasette, konjonktürü dogru okumanin, siyasi cesaretin ne kadar önemli oldugunu da gösterdi.
Daha uzun dönemli bir trend
"Iyi siçramak için gerilemek gerekir" derler. Biz de Almanya seçimlerini daha iyi çözümleyebilmek için biraz geri gidelim, ta 1830'lara! 1830'lar vahsi (denetimsiz) bir kapitalist gelisme döneminin ardindan "toplumsal sorun" denen olgunun ilk kez gündeme geldigi yillardir. Kapitalizm toplumdan dislanmis, giderek kapitalizmi tehdit eden bir yoksullar kitlesi üretmeye baslamistir. Kapitalizme karsi ilk muhalefet dalgasi böyle baslar. Bu dalga, sosyal demokrasiyi, komünizmi, 1848, 1871, 1917 devrimlerini, 1919-1922 "konseyleri" vb. yaratarak yoluna devam eder. "Refah Devleti" olgusunun arkasinda da bu dalganin basinci vardir. Bu dalga 1930'larda (Stalinizm, Ispanya Iç Savasi, Italyan, Alman Fasizmi vb.) yavaslamaya baslar, 1950'lerde Bad Godesberg Konferansi'nda sosyal demokratlarin karsi kampa geçmesiyle duraklar, 1968'den sonra da gerilemeye baslar. 1984'te Ingiltere madencilerinin yenilgisi, 1989'da duvarin çökmesi, bu dalganin geri çekilisini hizlandirir. Ancak, neo-liberalizm, küresellesme vb. adiyla zincirlerinden bosalan kapitalizmin etkileri, kisa sürede yeni bir dalganin enerjisini yaratmaya basladi. 1998-2000 dönemindeki MAI''nin püskürtülmesi, küresellesme karsiti hareketler yeni bir dalganin basladigini haber veriyordu.
ABD'nin imparatorluk atilimini, neredeyse tüm muhalefet hareketlerini "terorizm" kavrami altina sokma çabalari, devletlerin bu bahaneyle iç güvenlik yasalarini, toplum denetleme araçlarini güçlendirmeleri, bu dalgaya karsi reaksiyonlar olarak da okunabilir. Latin Amerika'da, Avrupa'da, neo-liberalizme karsi direnis, AB anayasasina tepkiler, referandum sonuçlariysa bu dalgaya ait biçimlerdir. Irkçilik, milliyetçilik ise bu dalganin, yine "seytani" ikiziyle birlikte yükselmekte oldugunu gösteriyor.
Almanya seçim sonuçlari iste bu dalgaya ait bir gelisme olarak okunabilir. Seçmenin, sagda da olsa, "toplumsal soruna" ait bölümü Merkel''in neo-liberalizmini reddetti. Ayni toplumsal kesimin sol kanadi, SPD'ye güvensizligini göstererek kismen, SPD'den ayrilanlarla, eski komünistlerin birlikte kurdugu Sol Parti'ye yöneldi. Sol Parti seçimde yüzde 8'e yakin bir oy aldi. Eger bu oy SPD'de kalsaydi Schröder yine kazanmisti.
Sonuç olarak, evet Almanya (bunu is çevreleri, uluslararasi sermaye olarak okursak), kendi seçimlerini kaybetti. Bu yüzden Almanya seçim sonuçlari, Blair, Barroso gibi sermayenin bu kesiminin çikarlarini dile getiren neo-liberal siyasetçilerde büyük düs kirikligi yaratti, "Avrupa Projesine" bir darbe olarak yorumlandi. Diger taraftan Sol Parti'nin meclise girmesi yükselmekte olan dalganin bir disavurumu olarak görülebilir.
Ancak, tecrübeli zamparalarin deyimiyle "night is young" (gece henüz basladi). Schröder, neo-liberal, FDP'yi, CDU/CSU'dan kopmaya ikna edebilirse, neo-liberalizm arka kapidan iktidara gelebilir. Üstelik koalisyon içinde Schröder, kendi partisinin sol kanadini, FDP'yle dengeleyerek Almanya kapitalizmine daha iyi hizmet edebilir.
Almanya Kaosu Asıl Bizi Vurur - Hasan Ünal
Hafta başındaki bir haber Alman seçimlerini nasıl değerlendirmemiz gerektiğine ışık tutuyordu. Siemens binlerce işçi atıyordu. Münih''ten yapılan açıklamaya göre, iki yıl içinde 2400 kişi atılacak ve bir buçuk milyar avro tasarruf edilecekmiş. Siemens''e ait Com adlı iletişim şirketinden de binlerce işçinin çıkarılması planlanmaktaymış.
Alman seçimlerini BBC World''den seyrettim. Çok sayıda uzman, siyasetçi ve gazeteci seçim sonuçlarını ele aldı. Alman Sanayicileri Birliğinin eski başkanlarından Hans-Olef Henkel de bunlar arasındaydı. Henkel seçim sonuçlarını iş alemi ve Alman ekonomisi için tam bir şok olarak değerlendirdi.
Henkel''e göre, Merkel kazanmalı ve Alman ekonomisi tepeden tırnağa ıslah edilmeliydi. Schröder bu reformları yapamamıştı. Merkel ve ekibi buna uygundu; ama yeterli çoğunluğu elde edememişti. Programa konuk olan bir başka uzman da benzeri konulara temas ederek, Almanya''da halkın ekonomik reforma karşı çıktığını; radikal görüşlerin giderek ağırlık kazandığını ve belki de Almanya''nın yönetilemez hale geldiğini belirtiyordu.
İş bu noktaya geldi mi bilemiyoruz. Bilinen bir şey varsa o da Almanya''da ve diğer AB ülkelerinde ekonomilerin tıkırında olmadığı ve silkelenmeye ihtyaç duyduğu. Ama sosyal güvenlik sisteminin sağladığı rahatlığa alışmış olan halklar hükümetlerin kapsamlı reform taleplerine sıcak bakmıyorlar. Bunu zorlayacak hükümetleri alaşağı etmeleri veya iktidara getirmemeleri söz konusu. Ama bir yandan da bütün AB ülkelerinin dünyada rekabet gücü kaybına uğradığı ortada.
Bizim büyük hayellerle girmek istediğimiz AB aslında bugünün AB''si değil. 1950''lerden 1980''lerin ortalarına kadar gelen AB''yi istiyoruz biz. Gerçi Avrupa İkinci Dünya Savaşı''ndan bu yana kalkınma yaratan hiç bir buluşa imza atamadı; ama yine de seri imalat Avrupa''daydı o yıllarda. Kullandığımız bütün ürünleri Avrupa ve bilhassa Almanya üretirdi o yıllarda. Ama artık sanayi üretimi yapamıyor Avrupa. Yüksek teknoloji ürünlerinde de çok başarılı olduğu söylenemez. Ücretler yüksek. Ürünler pahalı. Uzak Doğu ile rekabette zorlanıyorlar.
İşsizlik kol geziyor. İşlerini kaybedenler çatacak adam arıyorlar. Hemen yabancı düşmanı oluyorlar. Yabancıların daha ucuza çalışarak işlerini ellerinden aldıklarını düşünüyorlar. Oysa aynı işe daha yüksek ücret talep etmek, üretimi pahalı hale getirdiği için rekabeti güçleştiriyor. Ayrıca işsizliği sadece yabancı işçilerle izah etmek mümkün değil.
Ama ortalama insan öyle düşünür. Sonra aklına AB geliyor. Almanya''nın parasının AB ülkelerine dağıtıldığı geliyor. Genişlemeye kızıyor, Türkiye''yi günah keçisi yapıyor. Oysa bunların sadece bir kısmı doğru. Ama ortalama insana anlatamazsınız. Bugün sokakta görmek istemediği ve pek çok davranışı gözüne batan Türk işçisi daha köylü bir kültürden ilk geldiği yıllarda o denli sevimsiz görünmüyordu gözüne.
Çünkü o zaman herkesin işi ve rahatça geçindiği geliri vardı. Ama artık yok. Şimdilerde Almanya''da, anayasa reddedilirken Fransa ve Hollanda''da gördüğümüz aşırı tepkici tavrın temelinde bu yatıyor. Almanya''da ortaya çıkan seçim sonuçları Türkiye''yi kısa vadede rahatlatır mı? Bu henüz belli değil. Ama Almanya''nın sorunlarının artarak devam etmesine sebep olursa, asıl o zaman başımız ağrıyabilir. Çünkü ekonomisi iyice bozulan bir Almanya''da kim iktidarda olursa olsun, bırakın Türkiye''nin AB üyesi olmasını savunmasını, orada yaşayan Türklere ortalama hayatı bile sağlayamayabilir.