GÖMLEK VE KUZGUN ARASINDAKİ DERİN İLİŞKİ - Hüseyin Mümtaz
İmparatorluk döneminin yıkılış yıllarının gözde sözüdür; ‘’Ya devlet başa, ya kuzgun leşe’’.. Yine ‘’İktidar sahiplerinin iki gömleği vardır, biri idamlık, diğeri selamlık (Cuma selamlığı, bayramlık)’’ anlayışı da; döneminin, benzer şekilde popüler sözü idi. Ben içinde bulunduğumuz koşullar karşısında ümitsizliğe kapılan çoğu insanda aynı ruh halinin yavaş yavaş tekrar gündeme oturmakta olduğunu düşünüyorum. Kimseyi asalım demiyorum. Zinhar, kelleyi koltuğa da alalım gibi bir düşüncem de yok. Ama ‘’iktidara sahip olanlar’’ ile ilgili bütün soruşturma ve kovuşturmaların, ille de akçeli konularda yürütülmesini; basit bir hortum, deve yapma, ham hum’a indirgenmesine de tahammül edemiyorum.oxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin
Aksi davranışın, kamu vicdanını rahatlatacağına, toplumda biriken gazı alacağına, bir tür sigorta işlevi göreceğine inanıyorum.
Biz Menderes’in asılışını bile ‘’bebek-köpek’’ davası şeklinde ucuzlatmadık mı?
Kore’yi, 6/7 Eylül olaylarını kim sordu?
Baba İnönü’ye Ege adalarının, oğul İnönü’ye Elçibey’e göndermediği silahsız helikopterlerin?
74’de Kıbrıs’ın neden tamamının alınmayarak ‘’meselenin’’ 2005’e sarkıtıldığının, Kocatepe muhribinin hesabını Ecevit’e sorduk mu?
Özal’a peşmerge göçü, yahut Bulgaristan’dan gelen trenlerin hesabını kim sordu?
Çiller’e Gümrük Birliği’nin?
Siyasilerin, siyasetlerinin hesabını vermedikleri rejimin adı hiç demokrasi olur mu?
Erol Manisalı diyor ki;
‘’3 Ekim''de meraklanıp da, acaba AB görüşmeleri keser mi, AB beklentisi biter mi, diye düşünen ''''kimi çevreler'''' hiç meraklanmasınlar. 3 Ekim''de hiçbir şey olmaz... - AB Türkiye''yi yakalamış, ''''sağmal bir inek gibi'''' sağıyor. 1995''ten beri sırf dış ticaret kazancı ve Türkiye''ye ihracat artışı yüz milyar doları bulmuş. - Sanayi tesislerini, enerji komplekslerini, tarımını, iletişimini, ulaştırmasını Avrupa şirketlerinin tekeline alıyor. - Güneydoğu''yu, Dicle ve Fırat''ı kendi denetimine yavaş yavaş sokuyor. Diyarbakır Belediyesi Ankara''ya değil, Brüksel''e bakar hale gelmiş. Urfa''ya, Hatay''a göz dikmiş. Atina''sı, Vatikan''ı hep birlikte Fener''le kutsal ittifak yolunda adım adım ilerliyor. …- Oh ne âlâ: AB hiçbir yükümlülük altına girmiyor. İnek bir yandan sağılırken, Rumlar dahil AB''nin bütün üyeleri Türkiye ile kedi fare oyununu sürdürüyor. Bu kedi fare oyununda neler var sıralayalım; Kıbrıs''ın verilişine ''''resmiyet kazandırılıyor'''' , Ermeni meselesi, Güneydoğu sorunu, Patrikhane, Dicle-Fırat nehirleri gibi konularda Avrupa Parlamentosu''nun aldığı kararlar hayata geçiriliyor. …3 Ekim''de aynı senaryo uygulanacak….Ve ineğin sağılması sürecek... Bekleme odasındaki iğfal aksamadan yürüyecek... Dış ticaret açığı artacak, dış borç büyüyecek, iç piyasa dev yabancı tekellerin eline geçecek... Kıbrıs, Ege gidecek... ''''Kürt sorunu'''' ilerleme kaydedecek, Papalık ve Patrikhane ortak seminerler ve bildiriler düzenleyecek, AB ve ABD Ermeni meselesini ilerde Birleşmiş Milletler''e taşıyacak... ‘’
Mesele bu kadar basit ve açık..
Peki hesap? Hesap mesap yok… Alırsın, borcumuz borç.
Şimdikiler hep bayramlık gömlek giyiyorlar, onu da ille Ramsey’den alıyorlar. (‘’Remzi’’nin İngilizce’siymiş…)
Ama pişkince ‘’bakanlık eliyle bölücülük’’ yapıyorlar.
Kültür ve Turizm Bakanlığının destek verdiği Fransız Televizyonunun, Türkiye’nin üçte birini Kürdistan diye göstermesinden sonra Bakanlığa teşekkür etmesi, bakanın da bizi ‘’bardağın boş tarafın görmekle’’ itham etmesi olur şey değildir.
‘’Demokrasilerde’’ bu gaf, bakan değil, hükümet götürür.
İçerde ve dışarıda bayrak yakılması, askerin başına çuval geçirilmesi, bir ilde ‘’burası Batman değil Kürdistan’’ diye miting yapılması ülkeyi seçime götürür.
AB’de Kürt; Boğaziçi’nde Ermeni Konferansları toplanıyor, kimsenin aklına Türkiye’de Türk Konferansı toplanması gelmiyor.
MHP iktidardayken bile Türk Dünyası buluşmasını bırakınız gerçekleştirmek, engelliyor.
‘’Türk Ocağı’’ bile tarikatçı ve ‘’bilim-tekniksel’’ takıldığı için çıt çıkarmıyor, meydan üç buçuk DNA’sı belirsiz ‘’aydın’’ STÖ’ye kalıyor.
Bir belediye başkanı, AB’ye resmen davet ediliyor, ‘’taraf olarak’’ kabul görüyor, rapor sunuyor..
Raporunda;
1- Başta Anayasa olmak üzere, tüm hukuksal ve idari mevzuatın kültürel ve siyasal farklılıkları yok sayan yasaklayıcı hükümlerden arındırılması gerekir.
2- Toplumsal barış ve kalıcı siyasal istikrarın tesisi ve kalıcılaştırılması için politik nedenlerle gerek yurt dışında, gerekse dağda bulunan tüm yurttaşların geri dönüp, demokratik yaşama katılmaları için hukuksal düzenleme yapılması özellikle önemlidir.
3- Kürtçe dilinin eğitim müfredatına alınması.
4- Köy koruculuğuna son verilmesi, korucuların topluma kazandırılması.
5- Cezaevlerinde insani yaşam standartlarının sağlanması ve insan onuruna uygun olmayan tecrit ve yalıtım uygulamalarının terk edilmesi, toplumsal gerilimi azaltacak başka önemli bir adım olacaktır.
6- Seçim barajının düşürülmesi
7- AB’den alınacak fonların ‘pozitif ayrımcılık’ çerçevesinde bölgeye aktarılması gerekir’’ diyor…
Kendisine İçişleri'nin açtığı soruşturmaya ilişkin bilgi ulaşmadığını belirten Baydemir Diyarbakır'da da sözlerinin arkasında olduğunu ifade ederek, "Türkiye'de etnik kimliği ne olursa olsun, üniforması ne olursa olsun, kimsenin ölmesini istemiyoruz. Ölümlere rıza göstermemeliyiz" diyor.
Bir hafta sonra gene gidiyor, bu defa AB’deki Kürt Konferansı’nda konuşuyor.
Çıt çıkmıyor.
Meclisteki doğu ve güneydoğulu milletvekillerin MMGB’si (Müşterek müşekkel grub başkanı) ‘’Genelkurmay, MİT, Jitem bizi bağlamaz’’ diyor.
Derin bir ‘’sessuzluk’’…..
Türk devletinin, 80 yıldır oluşturduğu ve sabırla inceden inceye yürüttüğü politikalar temelden değişiyor, kimsede tık yok.
Rum Hükümet sözcüsü Kipros Hrisostomidis ‘’Türkiye’nin; İsrail askerlerinin Gazze’den çekilmesini örnek alarak Kıbrıs’tan çekilmesi gerekir’’ diyor, kızamıyorsunuz..
Çünkü aynı örneği, aynı benzetmeyi sizin başbakanınız da yapmış, Türkiye’nin Kıbrıs’ta bulunmasını, Suriye’nin Lübnan’da bulunmasına’’ benzetmişti.
‘’Bu keskin dönüş acaba hangi devlet toplantısında konuşulmuştu?’’ diye soran yok.
Talabani Amerika’nın Sesi’ne; Erdoğan’ın bir görüşmede kendisine ‘’Türkiye'nin federal Irak'ı desteklediğini" söylediğini söylüyor.
Federal Irak, yâni kuzeyde bir Kürt Devleti..
Çuvalcılar dahil herkes susuyor.
Üç gün sonra Beki yalanlıyor. Kapusuz; ‘’Referansınız Erdoğan mı, Talabani mi?’’ diye soruyor.
Yabancılarla resmi görüşmelerde Büyükelçilerin bile kapının dışında bekletildiği, baş başa görüşmelere devletin hiçbir yetkilisinin alınmadığı, tercümeyi özel danışmanların yapıp, notları özel danışmanların tuttuğu konuşmaların içeriği hakkında talabani’ye yahut başka bir yabancıya değil de mesela Bağış, Zapsu, Çelik’lerin tanıklığına neden güvenmem gerektiğini bana bir anlatır mısınız lütfen?
Erdoğan 9 Eylül günü, a) bölücübaşı Apo’ya destek eylemleri yapan DEHAP’lılar, b) camileri eylem alanına çeviren Hizb-ut Tahrirciler ve c) 3 Ekim’deki müzakere sürecini provoke etmek isteyen üç gruba da aynı lisanla uyarıda bulunuyor ve ‘Yolunuz çıkmaz sokak, çabalarınız beyhude’ diyor.
Hayretler içinde kaldım..
Telif hakkı istiyorum.
Bakın tam beş sene önce; 11 Ağustos 2000 tarihinde ne yazmışız:
‘’O halde biz de işbirlikçileri bileşenlerine ayıralım bakalım..
AB’nin en hararetli savunucuları mandacılar, bölücüler ve mürtecilerdir’’. (‘’TÜRKİYE’NİN SARKACI’’. Hüseyin MÜMTAZ. İcmal Yayınları İstanbul. Aralık 2000. Sayfa 82)
Erdoğan tam beş sene sonra; bölücüler ve mürtecileri aynen sayıyor, üçüncüde ise radikal bir çalımla AB karşıtlarını söylüyor.
Ve bunlara; ‘’Yolunuz çıkmaz sokak’’ uyarısında bulunuyor.
Bölücü, mürteci ve AB karşıtlarını, bir anlamda Türkiye’nin aleyhine çalışanlar olarak görüyor.
Biz ise bölücü, mürteci ve mandacı AB’cileri; Türkiye aleyhine cephe oluşturan, yabancılarla işbirliği yapan işbirlikçiler olarak niteliyoruz.
Eh o kadar da farkımız olsun canım…
Çünkü biz;
Biz boz kalpaklı kuvvacılarız. 21 Eylül 2005
“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA
57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA
57’İNCİ ALAY HERYERDE
HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”