Siyaset28 Ocak 2005 00:00

İçi Boş Atatürkçülük, Ona En Büyük İhanettir - Erol Manisalı

Bugün Türkiye'nin içinde bulunduğu duruma bakalım. Bazıları ''sömürgeleşmemiz hiç önemli değil'' diyorlar. - Örneğin, Türkiye'nin eşi benzeri olmayan, uygar devletlerin imzalamadığı Gümrük Birliği ile AB'ye (ve Batı kapitalizmine) tek yanlı bağlanmasına hem karşı çıkmıyorlar hem de ''Biz Atatürkçüyüz'' diyorlar. Gümrük Birliği bir sömürge belgesidir; Türkiye ''tek taraflı olarak'' egemenlik haklarını devretmiştir. Gümrük Birliği'ne karşı çıkmadan ''Ben Atatürkçüyüm'' demek ona en büyük ihanettir. Bunlar ya Gümrük Birliği'ni bilmiyorlar, ya Atatürk'ü sömürgeci sanıyorlar ya da yalan söylüyorlar. claritin mazilo claritin tablete claritin mazilocialis walgreen coupon cialis discount cialis coupon

''Ben Atatürkçüyüm'' deyip de arkasını getirmeyen, bundan ne anladığını ortaya koymayanlar ''başka şeyleri örtmeye çalışırlar'' . Atatürkçülüğü bir kalkan gibi kullanarak onun arkasına saklanırlar. Özellikle de kimi siyasiler, aydınlar ve iş çevreleri gibi, ''Ben Atatürkçüyüm'' deyip Türkiye'nin yavaş yavaş, sinsi sinsi sömürgeleştirilmesine göz yumanlar, Atatürkçülüğü kullananlardır.

''Ben Atatürkçüyüm'' deyip de sömürgecilerle işbirliği yapanlar, Atatürk 'ü bir maşa gibi düşünenlerdir.

Bu nedenle içi boş bırakılmış Atatürkçülük, ona en büyük ihanettir.

Bazı şeyleri somuta indirgeyip açık açık söylemek gerekir, hem de hiç çekinmeden.

- Atatürkçülük çağdaş uygarlık mı? O zaman çağdaş uygarlığın tanımını iyi yapmamız gerekir.

- Çağdaş uygarlık insan haklarıdır, toplumsal haklardır, ülkeler arasında karşılıklı çıkarların korunması ve dengelenmesidir.

- Çağdaş uygarlık bazı bireylerin diğerlerini; bazı ülkelerin diğer ülkeleri (ve toplumları) sömürgeleştirmelerine karşı çıkmaktır.

- Atatürkçülük iktisadi, siyasi, askeri ve kültürel sömürüye karşı durmak, bunun gereklerini yapmak, bu fikirleri açık açık savunmak demektir.

- Atatürkçülük antiemperyalist bir davranış ve düşünce biçimidir. Demokrasinin bu doğrultuda olması gerekir; uygarlığınsa bu çizgiyi koruması en vazgeçilmez koşuldur. Halkçılıksa, halkların emperyalizme karşı direnmesidir; bu düşüncenin savunulmasıdır.

Yoksa Atatürkçülük içi boş bir heykelden veya gösteriden ibaret bir maske değildir. ''Ben Atatürkçüyüm'' deyip de gerisini getirmeyenler, onu bir maske gibi kullananlardır. Hem de kendi pisliklerini örtmek için.

Atatürkçülük kimin maskesi?

Bugün Türkiye'nin içinde bulunduğu duruma bakalım. Bazıları ''sömürgeleşmemiz hiç önemli değil'' diyorlar.

- Örneğin, Türkiye'nin eşi benzeri olmayan, uygar devletlerin imzalamadığı Gümrük Birliği ile AB'ye (ve Batı kapitalizmine) tek yanlı bağlanmasına hem karşı çıkmıyorlar hem de ''Biz Atatürkçüyüz'' diyorlar. Gümrük Birliği bir sömürge belgesidir; Türkiye ''tek taraflı olarak'' egemenlik haklarını devretmiştir.

Gümrük Birliği'ne karşı çıkmadan ''Ben Atatürkçüyüm'' demek ona en büyük ihanettir. Bunlar ya Gümrük Birliği'ni bilmiyorlar, ya Atatürk'ü sömürgeci sanıyorlar ya da yalan söylüyorlar. Matematiksel olarak başka bir olasılık bulunmamaktadır.

- 17 Aralık 2004'te AB ile yapılan yeni anlaşma, ''Türkiye'yi normal koşullarla AB'ye üye yapacak olan bir anlaşma değil'' , düpedüz bir sömürgeleşme sürecinin başlatılmasıdır.

Açık bir biçimde Lozan'ı tartışmaya açmakta ve Sevr'in kapısını aralayan bütün koşulları görüşmeler süreci içinde masaya getirmektedir. Aynen önüne mısır taneleri dizilip kapana sürüklenen bir kaz gibi...

Bu gerçekleri görmezlikten gelip ''ben Atatürkçüyüm'' demek düpedüz kendini ve halkı aldatmaktan başka bir şey olamaz.

Tanklar ve şirketler...

Sömürgeciler Yugoslavya'ya ve Irak'a tanklarla, Türkiye gibi yarı devşirilmiş ülkelere ise dev şirketleri ile giriyorlar. Günümüzde sömürgecilerin öncü kuvvetleri bazen tanklar, bazen de dev şirketler oluyor.

Aralarında hiçbir fark bulunmuyor. Hatta şirketler daha da tehlikeli. Tankların kimliği belli, ''düşman'' oldukları açık açık insanlar tarafından görülüyor. Ama dev şirketler sinsi sinsi giriyorlar. İnsanlara para dağıtan, reklam veren, ''sponsorluk'' yapan onlar. Köylüyü, öğrenciyi, işçiyi, işadamını, bürokratı, siyasetçiyi, aydını yavaş yavaş ''kendi adamları'' durumuna getiren onlar. Resmen, yavaş yavaş devşiriyorlar.

- ''Vahşi kapitalizm'' dışarıdaki yani Türkiye gibi ülkelerdeki işlerini böyle yürütüyor. Ya önce tanklar sonra şirketler veya önce şirketler sonra tanklar giriyor. Yeter ki piyasa (ve sistem) işgal edilsin.

Türkiye'de ''Ben Atatürkçüyüm'' diyenler yabancı tankları da dev şirketleri de iyi tanımak zorundadırlar. ''Ben Atatürkçüyüm'' deyip işgalci dev şirketlerle işbirliği yürütenler, en hafif deyimi ile sahtecilik yapmaktadırlar.

Köylüsü, işçisi, memuru ve iş çevreleri dev Batı tekellerinin eline geçmiş bir Türkiye, sömürgeden başka bir şey olmayacaktır.

İktisadı, siyaseti, eğitimi, kültürü ve güvenliği başkalarının eline geçmiş bir Türkiye, Türkiye değildir.

Bu hafta hem sevgili Uğur Mumcu 'yu andık hem de CHP kurultayını karşılıyoruz. Bu nedenle gerçek ve sahte Atatürkçülüğü birkaç satırla da olsa yazmak istedim. Hem Uğur'u anmak hem de kurultay delegelerinin dikkatini çekmek için...