Hiç Meraklanmayın, 3 Ekim'de Sorun Çıkmaz !.. Erol Manisalı
3 Ekim'de meraklanıp da, acaba AB görüşmeleri keser mi, AB beklentisi biter mi, diye düşünen “kimi çevreler” hiç meraklanmasınlar. 3 Ekim'de hiçbir şey olmaz... - AB Türkiye'yi yakalamış, “sağmal bir inek gibi” sağıyor. 1995''ten beri sırf dış ticaret kazancı ve Türkiye'ye ihracat artışı yüz milyar doları bulmuş. - Sanayi tesislerini, enerji komplekslerini, tarımını, iletişimini, ulaştırmasını Avrupa şirketlerinin tekeline alıyor. claritin mazilo claritin tablete claritin mazilobuscopan link buscopan plus
- Güneydoğu'yu, Dicle ve Fırat'ı kendi denetimine yavaş yavaş sokuyor. Diyarbakır Belediyesi Ankara'ya değil, Brüksel'e bakar hale gelmiş. Urfa'ya, Hatay'a göz dikmiş. Atina'sı, Vatikan'ı hep birlikte Fener'le kutsal ittifak yolunda adım adım ilerliyor.
- AB'nin sağdığı inekten sağladığı tonlarca sütün birkaç damlasını Türkiye'de bazı sivil toplum örgütlerine ve kişilere dağıtarak kendine bağlamış; paralı askerleri haline getirmiş. Bu ineği bırakıp “Git istediğin yerde otla, artık benim çiftliğimden seni atıyorum” der mi? AB, Türkiye'yi arka bahçesinde tutmak için görüşmeleri sürdürmek zorundadır.
- Türkiye ile görüşmesi karşılığında AB hiçbir yükümlülük altına da girmiyor. 17 Aralık 2004 belgesi bu doğrultuda hazırlandı ve üstelik AKP hükümetinin başarısı gibi kamuoyuna sunuldu.
AB, “Görüşmelerin ucu açık, ben sadece görüşüyorum; sonunda üyelik için hiçbir güvence vermiyorum” diye açık açık 17 Aralık belgesine de yazmış. AB sadece, “AKP hükümetine neleri kabul etmesi gerektiğini söyleyecek” hepsi bu. Neden bu süreci durdursun ki...
Ayrıca özel statüye götürecek bütün koşullar da görüşme belgesinin içine yazılmış.
- Oh ne âlâ: AB hiçbir yükümlülük altına girmiyor. İnek bir yandan sağılırken, Rumlar dahil AB'nin bütün üyeleri Türkiye ile kedi fare oyununu sürdürüyor. Bu kedi fare oyununda neler var sıralayalım; Kıbrıs'ın verilişine “resmiyet kazandırılıyor” , Ermeni meselesi, Güneydoğu sorunu, Patrikhane, Dicle-Fırat nehirleri gibi konularda Avrupa Parlamentosu'nun aldığı kararlar hayata geçiriliyor.
Hem ineği iktisadi olarak sağacaksın, ülkeyi sömüreceksin; üstüne üstlük siyasal ödünler alacaksın. AB bu fırsatları neden kaçırsın?
- AB 6 Mart 1995'te de aynı şeyi yapmadı mı? Bir yandan Türkiye'yi AB'ye tek yanlı bağlayan ve ülkeyi “özel statü” içine sokan bir belge imzalattı. Üstüne birkaç siyasi ödün de aldı. O tarihte “Yunan vetosu” oyunu oynandı. Bugün Brüksel'in gözünde Ankara, “Rum vetosuyla” idare edilecek noktaya kadar düşürüldü.
Son perde parlak olacak...
Ancak 3 Ekim oyununun son perdesi yine cilalı ve parlak olacak. Hatırlayalım, 17 Aralık öncesinde ceza kanunundan imam nikâhına kadar Karagöz-Hacivat gösterileri sergilenmişti. Ancak son anda Ankara'dan Erdoğan veya Gül Brüksel'e gidip “sorunu çözmüş” ve bunun üzerine borsa patlamıştı.
3 Ekim'de aynı senaryo uygulanacak. Son güne kadar tereddüt, baskı, kargaşa havası yaratılacak ve felaket filmleri ekranlara, sayfalara yansıyacak. Ancak son gün Ankara'dan bir kahraman Gordiyon'un düğümünü kılıcıyla vurup çözecek. Borsa yine patlayacak; düğün, bayram, davul sesleri ortalığı çınlatacak; “Avrupa yolumuz açıldı” sloganları halkın beynini yıkayacak...
Ve ineğin sağılması sürecek... Bekleme odasındaki iğfal aksamadan yürüyecek... Dış ticaret açığı artacak, dış borç büyüyecek, iç piyasa dev yabancı tekellerin eline geçecek... Kıbrıs, Ege gidecek... “Kürt sorunu” ilerleme kaydedecek, Papalık ve Patrikhane ortak seminerler ve bildiriler düzenleyecek, AB ve ABD Ermeni meselesini ilerde Birleşmiş Milletler''e taşıyacak...
Ve 11 yıl sonra Ankara-Brüksel görüşmeleri aksamadan yürürken günün koşullarına göre yeni senaryolar hazırlanacak...
3 Ekim için telâşa kapılanlar hiç merak etmesinler... Borsa yine patlayacak, aynen patlayan mısır gibi...
Türkiye'nin tarafında yer alan bütün kurumlar ve halk bu oyunu bozmak zorunda...