AB pazarlığı bilir - Hasan Ünal
17 Aralık''ta AB Kıbrıs üzerinden müthiş bir pazarlık yürütmüştü. Önce Kıbrıs Rum tarafının tanınmasından başlanmış, giderek Ek Protokol''ün imzalanması istenmiş ve nihayet bilinen Kıbrıs paragrafı ortaya çıkmıştı. Bizimkiler AB''nin geri adım attığını düşünmüşler ve 17 Aralık kararlarının özellikle 23.maddesine kafa yormamışlardı. Geri gelme seçenekleri olmadığı için başka çareleri de yoktu muhtemelen. Rezalet bir kararı Ankara sokaklarında kutlamışlardı. Oysa 17 Aralık kararlarının kutlanacak bir tarafı yoktu. Karar kelimenin tam anlamıyla içi boş ve büyük ölçüde özel statüyü andıran bir perspektif sunmaktaydı Türkiye''ye. Nitekim bunun bu anlama geldiğini zirveden hemen sonra basına açıklama yapan İsveç başbakanı ifade etmişti. coupons for cialis 2016 coupons for prescription drugs prescription drug cardscialis forum link cialis bez receptaabilify idippedut.dk abilify
Bugünlerde AB içerisinde yürütülen ve bir türlü sonuca bağlanamayan müzakereler de buna benziyor. Fransa''nın girişimleriyle önce Kıbrıs konusunda oldukça yüksek çıtalı bir tartışma başladı. Fransa Devlet Başkanı Chirac ve Başbakanı de Villepin defalarca Türkiye''nin 3 Ekim tarama sürecine başlayabilmesi için Kıbrıs Rum Kesimi''nin Kıbrıs Cumhuriyeti sıfatıyla ve adanın tamamının tek temsilcisi olarak tanımasının şart olduğunu açıkladı. Buna teşne olan Avusturya gibi ülkeler ile fırsatı ganimet bilen Rumlar ile Yunanistan işin üzerine atladılar.
Ama aslında Fransa''nın derdi Kıbrıs sorunu falan değildi. Esas mesele, Türkiye''nin müzakerelere başlamasını bir şekilde durdurmak, şartları ağırlaştırarak Ankara''nın kendiliğinden bu süreçten çekip gitmesini sağlamak veya müzakere çerçeve belgesine özel statü laflarını yazdırmak suretiyle başlayacak olan tarama süreci ve sonrasının aslında tam üyelik için yapılmadığını tescillemekti. Fransa Kıbrıs konusunda zaten sabıkalıydı.
24 Nisan 2004 referandumlarından sonra Kofi Annan ıkına sıkına bir rapor hazırlamış ve bu raporu BM Güvenlik Konseyi''ne sunmuştu. KKTC''ye uygulanan ekonomik ambargoların kaldırılmasını talep eden bu raporun Güvenlik Konseyi''nde görüşülmesini Fransa engellemişti. Çünkü Fransa yönetimi o aşamadan sonra Kıbrıs sorununun çözülmemesinin peşindeydi. Ve Kıbrıs konusu kullanılarak Türkiye''nin AB sürecinin teknik olarak durdurulmasının mümkün olacağını biliyordu.
Aynı Fransa geçen aylarda Kıbrıs meselesine en tepeden taleplerle yeniden el attı. Gayesi müzakere çerçeve belgesini Türkiye''nin kabul edemeyeceği yükümlülüklerle doldurmaktı. Kıbrıs Rumlarının 3 Ekim''den evvel tanınması talebi biraz sırıtınca, o talebi hafiften yumuşatır gibi yaptı; ama aslında Rumların salam stratejisine hizmet edecek talepleri belge taslağına koydurdu. Ama esas gaye belgeye özel statü gibi unsurları koydurtmak.
Bu konuda Fransa''ya en açık destek Avusturya''dan geliyor. Avusturya çevresindeki eski Habsburg ülkelerinden de destek var. Eğer Almanya''da Merkel başbakan olursa, oradan da önemli yardım gelmesi muhtemel. Eğer o alanda ''ilerleme'' sağlanır ve Türkiye''ye ''kusura bakma'' denilirse, Kıbrıs''ı fazlaca kullanmaya gerek yok diye düşünüyor olmalılar. Kısacası her şey Türkiye aleyhine olarak bazan metre metre bazan da santim santim ilerliyor; ama bizim basın her şeyi Türkiye lehine görmeye devam ediyor. Ne ilginç değil mi?