Dış Politika17 Eylül 2005 00:00

İKİ UÇLU DEĞNEK - Hüseyin Mümtaz

Bu değnek, ilginç bir değnek.             Hem çok uçlu; hem de çoklu uçlu.             Nereden denerseniz deneyin, bir türlü tutamıyorsunuz..             Telekom özelleştirilmesi bahanesi ile Arap ve Ermeni sermayesi; Tüpraş özelleştirmesi tezgâhı sayesinde de Yahudi sermayesi piyasayı ele geçiriyor.             Özelleştirme öncesinde Global aracılığı ile Tüpraş’ın % 14.76’lık hissesini deve yapan Ofer kardeşler için İsrail’in Haaretz Gazetesi; ‘’Ofer sadece İsrail’de değil, genel olarak hükümetleri maymuna çevirmeyi iyi biliyor’’ diye yazdı. (16 Eylül 2005 Sabah.)levitra and diabetes diabetes sexuality treatment sexual dysfunction in diabetesescitalopram i alkohol escitalopram tbl escitalopram i alkoholclaritin mazilo speeddatingmixers.co.uk claritin mazilo

Türk hükümeti hakkındaki bu lâfı ben demiyorum, Yahudi gazetesi yazıyor.

Türkiye ile AB Komisyonu Türkiye Temsilciliği'nin düzenlediği seminer çerçevesinde Brüksel’de Türk gazetecilerine değerlendirmelerde bulunan Türkiye-AB Ortak Parlamento Komitesi Başkan Yardımcısı ve Avrupa Parlamentosu Milletvekili Andrew Duff şu görüşleri savunuyor.

‘’ATATÜRK, AB'YE İMZA ATMAZDI: Türkiye, AB sürecinde kendisini ayağından vurma konusunda ısrar ediyor. Pamuk davası, kaotik bir adım. Bundan sonra benim gibiler dahi Türkiye'yi savunamaz hale gelecek. Türkiye, Avrupa'nın gerçek partneri olabilmek için klasik milliyetçi Kemalizm'le mücadele etmelidir. Devletin gücü azaltılmalıdır. Kemalizm reforme edilmeli ve bu eski liderin fotoğrafları kamu binalarının duvarlarından indirilmelidir. Atatürk büyük adamdı, ülkesini batılılaştırmak istiyordu. Ancak, 1920'lerden kalan birçok devletçi yapı hâlâ duruyor. Atatürk yaşasaydı AB ile üyeliği imzalayabilir miydi diye sormak lazım. Bence hayır.

İKİ PROVOKASYON: Orduda ve bürokraside Erdoğan'ın AB ile görüşmeleri başlatma çabalarını baltalamak isteyenler var. Pamuk davası ve Güneydoğu'da artan operasyonlar bence provokasyon. 3 Ekim konusunda iyimser değilim.

DİYARBAKIR'A ÖZERKLİK: Türkiye'nin merkeziyetçi yönetim yapısından adem-i merkeziyetçi yapıya geçmeye ihtiyacı var. Diyarbakır'da bölgesel otonomiye varacak şekilde merkeziyetçi yapının değişmesi iyi olur. Bunu sadece Güneydoğu için değil, diğer bölgeler için de öneriyorum. Bölgesel bir sistem, ekonomik ve finansal yatırımların artmasını da sağlar.

BİZ KONUŞTUK, SİZ DE KONUŞUN: Duff, İngiltere'nin IRA terörünü sona erdirmek için örgütle görüşmesini Türkiye'ye örnek gösterdi. Duff, "Arada bir pazarlık olmalı. Radikal Kürtlerin silahlı mücadeleyi bırakması karşılığında Türkiye de birtakım olumlu adımlar atmalıdır".

Aynı toplantıda konuşan AB - Türkiye Karma Parlamento Komitesi Eşbaşkanı Joost Lagendijk de Avrupa Parlamentosu'nda (AP) gelecek hafta yapılacak Kürt konferansı öncesinde, Türkiye'deki Kürt kökenli siyasetçilere önemli bir çağrıda bulunuyor ve "Geçmişle ve Abdullah Öcalan'la bağınızı kesin, Türk siyasetine girin" diyor.

Demek ki neymiş kıymetli okuyucu; haftaya AP’de ‘’Kürt Konferansı’’ toplanacakmış.

Lâfın burasında ‘’Peki ama’’ diyor Yılmaz Bayazıtoğlu;

‘’AP, IRA Konferansı, Bask Konferansı, Korsika Konferansı da toplamış mıydı?’’

Lagendijk devam ediyor:

‘’Uzun vadede dağdaki PKK'lı teröristlerin dönmesi için af düzenlemelerine ihtiyaç duyulacaktır. Ama bunlar bir günde olacak şeyler değil. Müzakereler başlayınca PKK tamamen izole olacak. 5 - 10 yıl içinde ya geri dönecekler ya da dağda kalarak, Kosova Kurtuluş Ordusu'nda olduğu gibi suç örgütlerine karışacaklar".

Lagendijk, ayrıca şu görüşleri de dile getirdi:

PROVOKASYON VAR: Kürt radikalleri, PKK ve Türk milliyetçileri, birbirlerini provoke ediyor. Durumu büyüterek Avrupa'da "hükümet kontrol sağlayamıyor" havası yaratmak istiyorlar. Kürtler, tek çıkar yollarının şiddeti bir kenara bırakıp siyasi sistemde yer almak olduğunu kavrayacak kadar akıllılar. AB süreci, genel olarak Kürtlere yararken PKK'nın hiç işine gelmiyor. Bu, PKK'nın sonu demektir.

ORDUYU KONTROL: Türk hükümeti, orduyu kontrol etmeye çalışmalıdır. Çünkü burada da sorunun çatışmadan başka yolla çözülemeyeceğini düşünen insanlar var. Umarım işler kontrolden çıkmadan bu konu çözülür.

İŞTE GÖSTERGE: Diyarbakır'da özel bir televizyonun Kürtçe yayın yapması, reformların kâğıt üzerinde kalmadığının somut göstergesi olacak. Avrupa'ya verilecek olumlu mesajın yanı sıra şiddet yanlısı Kürtlerin pasifize edilmesini de sağlayacak. Meclis'e Kürtlerin haklarını koruyacak bir siyasi partinin girişine imkân sağlayacak değişiklikler de yapılırsa, işler normalleşecek ve tansiyon düşecek. Ancak siyasi arenaya katılabilmeleri yüzde 10'luk baraj yüzünden imkânsız.

Lagendjik'ın, "Türkiye'de 1 milyon Ermeni ve 30 bin Kürdün katledildiği" sözleri üzerine Orhan Pamuk hakkında "Türklüğü alenen aşağılamak" iddiasıyla açılan dava için "aptalca" ifadesini kullanması ise, ‘’aktarıldığına göre’’; -şaşkınlık- yaratıyor.

Kim neden şaşırıyor, anlamıyorum..

1.      Tüpraş dolayısı ile hükümetin maymuna çevrildiği yazılıyor.

2.      Atatürk’ün resmi duvarlardan indirilmelidir deniliyor.

3.      Diyarbakır’a özerklik verilmelidir deniyor.

4.      PKK için yine, yeni ve yeniden Genel Af isteniyor.

5.      Ordu’nun kontrol edilmesi isteniliyor.

Ve bunların hepsi ey millet; Akepe iktidarının vakti zamanında oluyor.

‘’Güç bizde, 20 sene önceki palavralara karnımız tok’’ yaklaşımı sergileyerek ‘’Genelkurmay, MİT, Jitem bizi bağlamaz’’ diyen Fırat kıyılarının dengir bir çocuğunu Lagendjik ve Duff’un söyledikleri nedense hiç rahatsız etmiyor, ve büyük ölçüde ‘’bağlıyor’’.

Ve tam bu noktada benim kafam karışıyor.

New York'taki BM zirvesine katılan ve PBS televizyonunda Charlie Rose'un sunduğu talk-show programına  konuk olan Erdoğan;

‘’AB üyeliği için bir takvim yok. Bu projemiz yeni bir proje değil, Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından başlatılmış bir proje. Biz bu süreci hızlandırarak ileri götürmek ve sonuçlandırmak için çaba harcıyoruz. Atatürk, Cumhuriyet tarihine bakıldığında, gerek kurucusu olması itibarıyla, gerekse attığı önemli adımlar nedeniyle bir siyasi kahramandır’’ diyor.

Ama  Türkiye-AB Ortak Parlamento Komitesi Başkan Yardımcısı ve Avrupa Parlamentosu Milletvekili Andrew Duff ne diyordu;

‘’Atatürk yaşasaydı AB ile üyeliği imzalayabilir miydi diye sormak lazım. Bence hayır.’’

Bu dakkadan itibaren benim aklım iyice karıştı kıymetli okuyucu..

Yukarıdaki söylemlere bakarak;

Recep Tayyip mi gerçek Atatürkçü ve batıcı, yoksa;

Andrew Duff mı Atatürk’ü daha iyi anlamış?

Hava karanlık..

İs var, sis var, duman var.

Göz gözü görmüyor.

Ama karanlığı,

Dumanı,

Dumanı delip geçen çakmak çakmak gözler…

Kıvılcımlar seziliyor.                                                                          17 Eylül 2005

 

 

“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA

57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA

57’İNCİ ALAY HERYERDE 

  HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”