Yelena, Sharapova, Dolar ve İstavrozlar - Erol Manisalı
Ukraynalı atlet güzel Yelena sırıkla 5 metreyi aşarken hırslı ve coşkulu. Önce ellerini göğsünde kavuşturup tanrıya dua ediyor, sonra da seyircilere el sallıyor. Beş metrelik çıtaya koşmadan önce pistin ucunda dikkatini toplarken yine gökyüzüne kafasını kaldırmış bir şeyler mırıldanıyor. Tabii boynunda hiç ayırmadığı altın istavrozunun parıltıları altında. Hırslı ve inançlı Yelena, beş metreyi geçerken cebine girecek dolarlar da yükseliyordu. Yüz bin, iki yüz ya da beş yüz bin dolar, öyle bir şey işte. Çıta yükseldikçe yüz binler de yükseliyor. fusidinezuur voetschimmel fusidinezuur creme fusidinezuur acnecialis walgreen coupon cialis discount cialis coupon
Rus tenisçi güzel Sharapova da son yılların büyük yıldızı olmuş ve bir numaraya çıkmıştı. Raketini yüz binlerce dolara sallarken onun da altın haçı parıldayarak boynunda savruluyordu.
Bugün Londra'da, gelecek ay Paris'te, sonbaharda US Open'da dolarlar, haçlar, televizyonlar bu sportif faaliyetlerin ayrılmaz parçaları olmuşlardır.
Futbolcularda, bisikletçilerde, Formula 1 pilotlarında ve daha pek çoğunda aynı manzarayı gördük. Kutlamalar, dolarlar, haçlar, inançlar bir arada; ne coşku, ne mutluluk!..
Bunlar soğuk savaş sonrasının yeni görüntüleri ve gösterileri. Avro'nun, doların bulunduğu her yerde artık istavrozu da görüyorsunuz. ''Eski doların'' dini imtiyazı olmaktan çıkmış Hıristiyanlığın bu simgeleri; günlük yaşamın her alanına programlı ve bilinçli bir biçimde sokulmaya çalışılıyor. Avro'nun ve doların bulunduğu her yere istavrozlar ve papazlar da girmeye başlamışlar.
Urfa'ya Brüksel'in "Avro'su" geliyorsa papazlar da gelmek zorunda. Papaz yoksa para da yok. ''Bul karayı al parayı'' gibi bir oyun bu, sömürgeciliğin hiç vazgeçmediği oyun.
1850'li yıllarda Osmanlı sınırları içinde 2000'in üzerinde misyoner okulu faaliyetteymiş. Bugünkü Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki okul sayısı ise aynı tarihte 500 dolayındaymış.
Gösterinin niteliği değişti...
Eskiden kara papazların taşıdığı istavrozları bugün Yelena'lara, Sharapova'lara taşıtıyorlar. Siz bir film seyrediyorsunuz ya da tenis maçı izliyorsunuz; modern pazarlamanın en etkili bir biçimde uygulandığının farkında bile olamıyoruz.
Hayran olduğumuz güzel Yelena beş metreyi aşmadan önce tanrısına dua ediyor. Ellerini göğsünde topluyor, dudakları bir iki dakika mır mır mır oynuyor; beş metreyi atlıyor ve yine duaya başlıyor. Üstelik boynundaki haçı dudağına götürerek öpüyor.
Stadyumdaki bir atlet değil de sanki bir rahibe. Bunlar utanmadan, koca stadyumu açık hava kilisesine dönüştürüyorlar. Hem de içinde rahibeler yerine yarı çıplak kızları hoplatıp zıplatarak!..
Bizim Güney Amerika'dan transfer ettiğimiz futbolcuların birçoğu da İnönü'de, Ali Sami Yen'de, Saracoğlu'nda benzer gösteriler yapıyorlar. Müslüman mahallesinde salyangoz sattıklarının farkında bile değiller.
Yelena'lar, Sharapova'lar, Avro'daki Hıristiyanlık simgeleri sömürgeciliğin yeni yüzünün göstergeleri. Bir yandan Avrupa Birliği belgelerinde ülkelerin isimleri İsveç Krallığı, Danimarka Krallığı, Belçika, Hollanda, İspanya krallıkları, Helen Cumhuriyeti olarak değişiyor, öte yandan Avrupa Birliği'nin kâğıt ve metal paraları üzerine istavrozlar, kiliseler yerleştiriliyor. İsa' nın (12) havarisi AB bayrağı haline dönüşüyor.
Hatay'da, Urfa'da ve daha birçok yerde Hıristiyanlık, para karşılığında içeri sokuluyor. Yelena'lar, Sharapova'lar dolarları kazanabilmek için istavroz sallandırmak zorunda bırakılıyor.
Avrupa sömürgecileri asırlar öncesinde denizaşırı sömürgelere askerleri, tüccarları ve papazları, birlikte göndermediler mi? Uzağa gitmeyelim, daha dün İzmir'e ve İstanbul'a gelen işgalcileri kara cüppeliler karşılamadılar mı?
Bu arada Papa Ratzinger' in gelişi ile birlikte kafamıza yeni bir çuvalın geçirilmekte olduğunun acaba kaç kişi farkında?
Sömürgeciliğin yeni büründüğü bu kadife eldivenli kimliği iyi görmek zorundayız.