İstihbarat30 Mart 2006 00:00

"2011/Türkiye İç Savaş" Başlıklı Rapor Üzerine - Durmuş Hocaoğlu

"2011/Türkiye İç Savaş" başlıklı rapor, Yürükel''in verdiği şifâhî bilgilere nazaran, arkasında AB ve ABD''nin bulunduğu güçlerin, Türkiye''nin kademeler hâlinde bir iç savaşa sürüklenmesinin mükemmel bir planı niteliğinde olup, bu savaşa müdâhale etmeyi planladığı belirtilen "batılı" güçler eliyle Türkiye''nin haritasının değiştirilmesi, küçültülmesi ve etkisizleştirilmesi hedefleniyor. Yürükel''in anlattıklarından çıkarsayabildiğim kadarıyla, Rapor, PKK''nın - daha doğrusu, bugüne kadar PKK''yı kurduran ve var eden güçlerin - ciddî bir strateji değişikliğine gittiğini yöneldiğini/yönetildiğini gösteriyor ki o da ezcümle, "Türk Devleti''ne Karşı Savaş"tan "Türk Milleti''ne Karşı Savaş"a geçiş olarak özetlenebilir. Bugüne kadar asıl hedef olarak Silahlı Kuvvetler ve Emniyet''i seçen PKK, artık bu tarihten îtibâren doğrudan-doğruya Türk Milleti''ni hedef almış bulunmaktadır. Bu strateji değişikliğinde güdülen gaye bir Türk-Kürt çatışması yaratmak sûretiyle, Batı''nın müdahalesine zemîn hazırlamak olarak görülmektedir ki bu gayenin tahakkuku durumunda yapılan hesapların Türkiye''yi bir Irak''a bir Yugoslavya''a çevirmek olduğu açıkça sırıtmaktadır.cialis walgreen coupon site cialis couponmicardisplus 80/25 mg micardis haittavaikutukset micardis plus 80 12.5 mg

Türkiye''nin üzerinde kara bulutlar dolaşıyor; vazıyet her bakımdan daha bir ciddiyet arzeder hâle geliyor. Bu haftaki Tempo dergisinde (13 Eylül 2005, Sayı: 37/927; s.22-27), İskandinavya Türk Dili Konuşulan ve Komşu Ülkeler Araştırmalar Enstitüsü (ITAE/FITON, Oslo) Direktörü Sefa M. Yürükel, Norveç Uluslararası İlişkiler Enstitüsü''nde terörizm uzmanı Prof. Toje Bjorge tarafından, Şubat 2003''te, kendisine okuması için verilen otuz sayfalık bir rapordan söz ediyor. Bu raporun niçin aradan ikiyıl yedi ay geçtikten sonra gündeme taşınmış olduğunun bahse konu edilmemesi ve ayrıca, okunmasına izin verilmesine rağmen kopyasının çıkarılmasına izin verilmediği ileri sürülen raporun, bu yüzden belge niteliğinde sunulamayıp yalnızca Yürükel''in şifâhî anlatımıyla yetinilmesi birer soru işâreti olarak kalıyor ve doğrusu güvenilirliği ciddî sûrette zedeliyor ve bu zaafları yüzünden de ihtiyatla karşılanmayı gerektiriyor; ama yine de doğrusu, her şey "gidişata uygun" görünüyor; lâfzen aynen öyle olsa da olmasa da, Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri''nin Bölge ve Türkiye üzerindeki emellerinin rûhuna bire-bir uyuyor; hem de noksansız bir sûrette. . Hazırlayıcılarının isim ve kariyer olarak kimler olduğunun yer almadığı ifâde edilen "2011/Türkiye İç Savaş" başlıklı rapor, Yürükel''in verdiği şifâhî bilgilere nazaran, arkasında AB ve ABD''nin bulunduğu güçlerin, Türkiye''nin kademeler hâlinde bir iç savaşa sürüklenmesinin mükemmel bir planı niteliğinde olup, bu savaşa müdâhale etmeyi planladığı belirtilen "batılı" güçler eliyle Türkiye''nin haritasının değiştirilmesi, küçültülmesi ve etkisizleştirilmesi hedefleniyor.

Yürükel''in anlattıklarından çıkarsayabildiğim kadarıyla, Rapor, PKK''nın - daha doğrusu, bugüne kadar PKK''yı kurduran ve var eden güçlerin - ciddî bir strateji değişikliğine gittiğini yöneldiğini/yönetildiğini gösteriyor ki o da ezcümle, "Türk Devleti''ne Karşı Savaş"tan "Türk Milleti''ne Karşı Savaş"a geçiş olarak özetlenebilir. Bugüne kadar asıl hedef olarak Silahlı Kuvvetler ve Emniyet''i seçen PKK, artık bu tarihten îtibâren doğrudan-doğruya Türk Milleti''ni hedef almış bulunmaktadır. Bu strateji değişikliğinde güdülen gaye bir Türk-Kürt çatışması yaratmak sûretiyle, Batı''nın müdahalesine zemîn hazırlamak olarak görülmektedir ki bu gayenin tahakkuku durumunda yapılan hesapların Türkiye''yi bir Irak''a bir Yugoslavya''a çevirmek olduğu açıkça sırıtmaktadır.
Gündüz Aktan, "Kürtlerin güçlerini yanlış hesapladıklarını" söylüyor ["Simetri"., Radikal., 12 Eylül 2005, Pazartesi, s.7]; el-hak doğru! Ancak, fikrimce, Sayın Aktan bir yerde hatâ yapıyor; hesâbı yapan "Kürtler" değil, kendi emellerinin tetikçisi olan PKK vâsıtasıyla Kürt kitleyi araç olarak kullanmak isteyen "büyük güçler" ve onların beynini yıkadığı sokaktaki/dağdaki militanlar ve yönetici kadro. Onlar kendi güçlerini biliyorlar ve hesapları - daha doğrusu, ellerine hesap olarak tutuşturulan - ise kendi güçleri üzerine değil işte bu güçler üzerine kurulu. En kötünün en kötüsü ihtimâli düşünerek, farz-ı muhâl, nüfûsun ancak yüzde onunu teşkîl eden bir etnik kitlenin tamâmının homojen ve kaskatı bir birlik içerisinde ayaklansa dahi - ki böyle bir şey aşırı derecede zordur - yüzde doksan çoğunluk ve Nato''nun ikinci büyük askerî gücü karşısında hiç şanslarının olamayacağı gibi, beri yandan da Türkiye''nin ne Irak, ne de Yugoslavya olduğunu; buraya gelecek bir müdâhale gücünün ise Irak gibi öyle 150.000 filân değil birkaç milyon olması ve onun da en az yarısı kadar tabut hazırlaması gerekeceğini söyleyebiliriz. İşte "el-hak doğru!" dediğim burası; ne var ki, böyle bir kanlı çatışma Türkiye''nin, bitmese bile, bitmesi gibi bir şey demektir.
İşte bu noktada, bütün vatanseverlere cidden mühim bir vazîfe düşüyor: En basit bir harp literatürü okuyanın dahi bilebileceği ve bilmesi anşart îcap ettiği gibi, "düşman kuvvetler"i - bu terimi bilerek kullanıyorum - mümkün olduğunca küçültmek, "dost, müttefik ve tarafsız kuvvetler"i mümkün olduğunca büyütmek.
Yine sayfa bitiyor; kısaca hemen söyleyeyim: Bunun da ilk şartı, Türkiye Kürtleri''nin tamâmını hedef alan her şeyden, çok büyük bir dikkat ve ihtimamla kaçınmaktır; fakat...