AB16 Eylül 2005 00:00
Yalan Rüzgarı Yeniden Nasıl Şekillenecek? - Hasan Ünal
AB''deki Türkiye tartışması henüz şekillenmedi. Fransa Kıbrıs kozunu oynayarak Türkiye''yi masadan çekilmeye zorluyor. Türkiye''ye karşı yapılacak deklarasyon ve müzakere çerçeve belgesinin nasıl dodurulacağı meçhul.Çarşamba günü toplanan büyükelçiler (COREPER) bu tartışmalara nokta koyamadılar. İş bakanlar düzeyindeki 21 Eylül toplantısına ertelendi. O tarihte ne olacağı belli değil. Fransa ile İngiltere''nin anlaştığı ve Rumların yalnız kaldığı yönünde fısıltılar yayılıyor; ancak, Fransa ile İngiltere''nin bütün konularda anlaşmaya vardığı şüpheli.naproxennatrium go naproxen kruidvatbuscopan link buscopan plusarcoxia 90 mg wikipedia site arcoxia cena
Bu arada Kıbrıs Rumlarının tavrı ayrıca önem arzediyor. Rumlar istediklerini yeterince alamadıkları takdirde, Türkiye''nin tarama sürecinin 3 Ekim''de başlamasını veto edebilirler mi? Bu soruya Rum tarafı şu ana kadar verdiği cevaplarda ''evet veto ederim'' diyor. Ancak bu bir blöf mü? Yoksa ciddi bir tehdit mi? Bir iki hafta içerisinde göreceğiz.
Önümüzdeki iki hafta belirleyici olacak. Önce Türkiye''nin deklarasyonuna karşı yayımlanacak olan AB açıklamasının muhtevasının çıkması gerekiyor. Şu ana kadar hazırlanan taslaklarda, Türkiye''nin liman ve havaalanlarını Rum gemi ve uçaklarına açmasıyla ilgili kesin hükümler bulunuyor ve bunun Gümrük Birliğinin tam olarak uygulanması kapsamında değerlendirileceği söyleniyor. Bu konuda tam bir uzlaşma olduğuna şüphe yok ki, dikkatli kelimelerle konuşmayı seven Olli Rehn bile, ''bu, AB''nin kırmızı çizgisidir'' demekte beis görmedi.
Ayrıca Kıbrıs Rum tarafının tanınması konusunda da değişik formüller dolaşıyor. Buna göre Türkiye''nin üye olmadan önce Kıbrıs Rum Kesimi''ni ''Kıbrıs Cumhuriyeti'' olarak tanıması isteniyor; ancak, bunun müzakereler sırasında olacağı düşünülüyor. Bu arada Türkiye''nin üye ülkelerle ve özellikle ''Kıbrıs Cumhuriyeti'' ile ilişkilerini ''normalleştirmesi'' gerektiğinden bahsediliyor. Ancak bu formüller şu ana kadar Kıbrıs Rumlarını tatmin etmiş değil.
İşin Türkiye cephesine gelince, havalaalanlarını ve limanları açmayacağımıza dair Erdoğan ve Gül''ün kesinlik içeren açıklamaları var. Son günlerde KKTC Cumhurbaşkanı Talat da aynı telden çalıyor ve Türkiye''nin liman ve havaalanlarını Rumlara, KKTC üzerindeki bütün ambargolar kaldırılmadan açmaması gerektiğini söylüyor. Hatta bunu yapmaya hakkı olmadığını bile belirtti. Satır aralarında Türkiye''nin böyle bir şey yapmasının KKTC''yi satışa getirmek anlamına geleceği de vardı.
New York''ta açıklama yapan Erdoğan''ın, AB''deki tavrı sert bir dille eleştirmesi, bizim bilmediğimiz daha tatsız gelişmelerden ve taleplerden kaynaklanıyor olabilir. Ancak her halükarda görünen o ki, ne 3 Ekim işi bizim finans piyasalarında millete hisse senedi kakalamaya çalışanların söylediği gibi garanti ne de tarama süreci başlasa bile bunun devamı o kadar kolay.
Çünkü Almanya''da pazar günü yapılacak olan seçimlerden Merkel''in başbakan olarak çıkması halinde, 3 Ekim''e kadar işler daha da zorlaşacaktır. Türkiye''nin zaten oldukça zor olan müzakere çerçeve belgesine ''özel statü'' ifadelerinin de yazılmasını isteyen Avusturya hükümeti kendisine güçlü bir müttefik bulacak ve Fransa''nın bu ittifaka destek vermesi halinde - ki, oldukça muhtemel - müzakere çerçeve belgesi Ankara''daki beklentilere limon sıkacak hale gelir. Ayrıca bu üçlünün ve onlara destek verecek ülkelerin önünde pek çok başka fırsatlar olacak. Ekim ayı ilerleme raporu, Kasım''da çıkacak ''katılım ortaklığı belgesi'' ve Aralık zirvesi bunlardan sadece bir kaçı...
Önümüzdeki iki hafta belirleyici olacak. Önce Türkiye''nin deklarasyonuna karşı yayımlanacak olan AB açıklamasının muhtevasının çıkması gerekiyor. Şu ana kadar hazırlanan taslaklarda, Türkiye''nin liman ve havaalanlarını Rum gemi ve uçaklarına açmasıyla ilgili kesin hükümler bulunuyor ve bunun Gümrük Birliğinin tam olarak uygulanması kapsamında değerlendirileceği söyleniyor. Bu konuda tam bir uzlaşma olduğuna şüphe yok ki, dikkatli kelimelerle konuşmayı seven Olli Rehn bile, ''bu, AB''nin kırmızı çizgisidir'' demekte beis görmedi.
Ayrıca Kıbrıs Rum tarafının tanınması konusunda da değişik formüller dolaşıyor. Buna göre Türkiye''nin üye olmadan önce Kıbrıs Rum Kesimi''ni ''Kıbrıs Cumhuriyeti'' olarak tanıması isteniyor; ancak, bunun müzakereler sırasında olacağı düşünülüyor. Bu arada Türkiye''nin üye ülkelerle ve özellikle ''Kıbrıs Cumhuriyeti'' ile ilişkilerini ''normalleştirmesi'' gerektiğinden bahsediliyor. Ancak bu formüller şu ana kadar Kıbrıs Rumlarını tatmin etmiş değil.
İşin Türkiye cephesine gelince, havalaalanlarını ve limanları açmayacağımıza dair Erdoğan ve Gül''ün kesinlik içeren açıklamaları var. Son günlerde KKTC Cumhurbaşkanı Talat da aynı telden çalıyor ve Türkiye''nin liman ve havaalanlarını Rumlara, KKTC üzerindeki bütün ambargolar kaldırılmadan açmaması gerektiğini söylüyor. Hatta bunu yapmaya hakkı olmadığını bile belirtti. Satır aralarında Türkiye''nin böyle bir şey yapmasının KKTC''yi satışa getirmek anlamına geleceği de vardı.
New York''ta açıklama yapan Erdoğan''ın, AB''deki tavrı sert bir dille eleştirmesi, bizim bilmediğimiz daha tatsız gelişmelerden ve taleplerden kaynaklanıyor olabilir. Ancak her halükarda görünen o ki, ne 3 Ekim işi bizim finans piyasalarında millete hisse senedi kakalamaya çalışanların söylediği gibi garanti ne de tarama süreci başlasa bile bunun devamı o kadar kolay.
Çünkü Almanya''da pazar günü yapılacak olan seçimlerden Merkel''in başbakan olarak çıkması halinde, 3 Ekim''e kadar işler daha da zorlaşacaktır. Türkiye''nin zaten oldukça zor olan müzakere çerçeve belgesine ''özel statü'' ifadelerinin de yazılmasını isteyen Avusturya hükümeti kendisine güçlü bir müttefik bulacak ve Fransa''nın bu ittifaka destek vermesi halinde - ki, oldukça muhtemel - müzakere çerçeve belgesi Ankara''daki beklentilere limon sıkacak hale gelir. Ayrıca bu üçlünün ve onlara destek verecek ülkelerin önünde pek çok başka fırsatlar olacak. Ekim ayı ilerleme raporu, Kasım''da çıkacak ''katılım ortaklığı belgesi'' ve Aralık zirvesi bunlardan sadece bir kaçı...