Söğüt'ün Erenleri - Hüseyin Mümtaz
Türkiye son derece ilginç bir ülke ey millet, akıl sır ermiyor. Dünkü 11 Eylül 2005 günü 1).Söğüt’te ve 2).Ankara’da iki toplantı-anma töreni yapıldı. 3).Kürt meselesine; nereden icabettiyse Fethullah Gülen de ‘’menfadan’’ müdahil olmak mecburiyetini hissetti. 1. Dün Söğüt’te ‘’Ertuğrul Gazi'yi Anma ve Söğüt Şenlikleri'’nin 724’üncüsü gerçekleştirildi. 15 gün önce Diyarbakır’a 4000 polisle giden ve ‘’Kürt sorunu’’nu deklare eden Erdoğan bu defa polissiz gittiği ve Türk’ün harman olduğu Söğüt’te, hem kaybettiği mevzileri kazanmak hem de gövde gösterisi yapmak için günlerce önceden parti örgütüne talimat vererek 81 vilayetten kaldırtılan otobüslerle ‘’Türkiye seninle gurur duyuyor’’ kalabalığı toplamak istedi. Halbuki daha iki gün önce Batman’daki olaylar için Erdoğan ‘’Halk desteği olmayan bindirilmiş-toplama kalabalık’’ demişti. Söğüt’te ilk defa ‘’karizma çizildi’’. Erdoğan konuşurken, kendisini protesto edenleri ilk defa azarlamaya cesaret edemedi, konuşmasını güçlükle tamamlayabildi. Çünkü meydan boş değildicialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciecialis forum link cialis bez receptafusidinezuur voetschimmel click fusidinezuur acneclaritin mazilo claritinekombo claritin mazilorenovation vejle site renovaabilify abilify alkohol abilifycialis walgreen coupon cialis discount cialis couponkamagra link kamagra gel
Meydanın çoğunluğunu; ‘’Türkiye’nin Erdoğan’la pek de gurur duymadığını’’ düşünen milliyetçiler, MHP’liler teşkil ediyordu.
MHP’liler '’Türkiye'yi satanı biz de satarız'’, ‘'Şehitler ölmez vatan bölünmez’', '’Türkiye Türktür Türk kalacak'’, ‘'Tayyip-Apo el ele'’ ‘'Kürt sorunu değil Tayyip sorunu var'’ pankartları açtı.
Erdoğan asıl rahat konuşmasını, Söğüt’ten önce gittiği Bursa Orhaneli Köprülü Kavşağı’nın açılışında gerçekleştirdi. Türkiye’de yaşayan insanları birbirine bağlayan bir bağ bulunduğunu, bunun da “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı” olduğunu söyledi. Huzursuzluk yaratan kaynaklara prim vermeyeceklerini söyleyen Erdoğan, “Birliği, beraberliği her dönemde bozmaya çalışanlar çıkabilir, çıkmıştır da. Bu oyunu hep beraber bozacağız. Ülkemizde her bölgede hangi etnik unsurdan olursa olsun biz biriz, beraberiz, bütünüz. Kürdüyle, Türküyle, Lazıyla, Çerkeziyle, Gürcüsüyle, Abhazasıyla, Boşnağıyla” dedi.
Burada da hep savunduğu iddiayı tekrarladı, Türk’ü; diğerleriyle aynı kefeye koydu.
Bize de şu üç soruyu sorma olanağını sağlamış oldu:
a) Devletin adı ‘’Türkiye Cumhuriyeti’’ değil de meselâ ‘’Gürciye Cumhuriyeti’’ veya ‘’Lâzistan’’ olsaydı Erdoğan aynı rahatlıkla Gürcü veya Lâzları da diğerleriyle aynı sırada sayabilecek miydi?
b) Lâzlar veya Gürcüler; ‘’devletin adını koyan ana unsur’’ olarak bir ‘’ayrıcalık’’ istemeyip, başlarına geleni,kendilerine biçilen rolü, giydirilmek istenilen dar, kolları önden düğümlü gömleği aynı uysal tavırla kabullenecek miydi?
Türkler bu kadar mı yumuşak başlı? Mütevekkil ve uysal?
Çaresiz, çapsız, miskin?
‘’Kafasına vur, ekmeğini ağzından al’’ lâfı Türkleri tarif etmek için mi söylendi?
c) Kültürel zenginlik olduğu ileri sürülen 72 ayrı gruptan bu kadar çok bahsetmek onların farklı kimliklerini vurgulamak, öne çıkarmak ve bütünü parçalara ayrıştırma, bölmek olmuyor mu?
2. Aynı gün, (dün) Söğüt’teki anlamlı toplantının aksine Ankara’da son derece saçma bir toplantı yapıldı.
Amerikalı sarışın maslahat gören bayan Nancy McEldowney, Nancy McEldowney, Nancy McEldowney, Nancy McEldowney, 11 Eylül İki saldırılarının yıldönümü dolayısıyla Keçiören Şehitler Anıtı'na çelenk koydu.
z Kuleler saldırısı anısına Keçiören’de ‘’Güneydoğu Şehitleri’’ için yaptırılan anıt’ta bir tören düzenledi.
Törene, Bayan McEldowney ile birlikte Keçiören Belediye Başkanı Turgut Altınok, Ankara Merkez Komutanı Tuğgeneral Kılıçarslan, ABD-Türkiye Savunma İşbirliği Ofisi Başkanı Tümgeneral Peter Sutton, TSK Terörizmle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi (TMMM) Komutanı Albay Saffet Akkale ile asker ve polis Şehit Aileleri Derneği üyeleri katıldı.
Amerikalı 11 Eylül kurbanlarının şehitlikle; bizim doğu ve güneydoğu şehitlerinin 11 Eylül kurbanlarıyla ne gibi bir ilişkisi olabilir?
Amerikalı 11 Eylülcüleri ‘’şehit’’ saymak, onları bizim şehitlerle aynı tartıda tartmak ancak ‘’İbrahimî dinlerin Amentüde birleştiğini’’ ileri süren diyalogcuların bir organizasyonu olabilir.
Buna ‘’eski’’ MHP’li, ‘’eskiden’’ MHP’li, ‘’eskiden’’ ülkücü Belediye Başkanı nasıl çanak tuttu?
Peki ‘’Amerikalı şehitleri’’ anma töreninde bizim asker ve polis şehit aileleri derneği ne aramaktadır?
Bizim asker ne aramaktadır?
TMMM Komutanı Albay; iki gün önce Ankara’yı ziyaret eden Amerikalı çok yıldızlılar, ‘’PKK konusunda muhatabınız egemen Irak hükümetidir’’ derken, onların 11 Eylül kurbanları için neden gözyaşı dökmektedir?
Törende konuşan sarışın bayan McEldowney, 11 Eylül'ün tüm Amerikalılar'ın büyük acıyla andığı bir gün olduğunu belirterek, "Yüreğimiz hale yanıyor" demiş ve Terörizmle mücadelede Amerika'nın her zaman Türkiye'nin yanında olduğunu ifade eden McEldowney, "Amerikalılar, bir kız kardeş, bir erkek kardeş gibi Türkiye'nin yanındadır ve terör örgütü PKK'yı ve şiddetli cinayetlerini lanetlemektedir; aynı El-Kaide'yi olduğu gibi. Birlikte o teröristleri avlayıp ve yok edeceğiz. Çünkü o teröristler bizim ortak değerlerimizi hedef alıyor" diye de ilave etmiş.
Ya Amerikalı çok yıldızlılar bizim askerleri aldatıyor, ya Amerikalı maslahat gören bayan bizi uyutmaya çalışıyor.
Bayan McEldowney’in söylediği "Türkiye halkı olağanüstü bir yük altından kalkmaktadır. Türkiye halkı 10 yıldır boyunca bir cinayet şebekesinin şiddetine tabi oldu. Aynı zamanda Türkiye halkı çok büyük bedellini ödedi. Gerek kanıyla, gerek canıyla bunu ödedi. Bunu demokratik Cumhuriyeti korumak için yaptı’’ sözleri, törene katılan Ankara Merkez Komutanı’nın tepkisini çekmiş.
Tuğgeneral Kılıçaslan; ‘’Türkiye'de 'Türkiye halkı' yoktur, ‘Türk halkı’ vardır Bunu lütfen düzeltin. Atatürk, 'Türkiye'de yaşayanların hepsi Türk halkıdır' diyor. 'Ne Mutlu Türküm' yazısı var burada. Polemiklere girmeyelim. Yanlış yapmayın" ifadelerini kullanmış.
McEldowney’in yaptığı ‘’Demokratik Cumhuriyet’’ vurgulamasını; Erdoğan’ın Diyarbakır’da ve Öcalan’ın da İmralı’da kullandığını bir kenara ayrıca not edin lütfen.
Şimdi Kılıçaslan Paşa ‘’Türkiye’de Türkiye halkı yoktur. Türkiye’de yaşayanların hepsi Türk halkıdır. Ne Mutlu Türk’üm Diyene’’ derken….
Böyle derken acaba hemen hemen aynı saatlerde Bursa Orhaneli’nde Türkiye’de sadece Türklerin değil, bunların yanında Kürdün, Lazın, Çerkezin, Gürcünün, Abhazanın ve Boşnağın da yaşadığını söyleyen Erdoğan’la ters düştüğünün farkında mıdır?
Bence farkındadır ve demek ki o da o ‘’törene’’, oradaki meydanı boş bırakmamak için katılmış ve iyi de yapmıştır.
Başkentin Merkez Komutanlığını küçümsemeyin.
İttihat Terakki devrinde İmparatorluk ‘’iktidarı’’nın bir numaralı koltuğunda Harbiye Nazırı Enver Paşa; iki numaralı koltuğunda İstanbul Muhafızı (Merkez Komutanı) Cemal Paşa oturuyordu.
Ankara’nın ‘’askeri asayişinden’’ sorumlu olan Tuğgeneral Abdullah Kılıçaslan Keçiören’de duruma ‘’vaziyet etmiştir’’.
Kılıçaslan; Süleymaniye çuvalında Bağdat Ebu Garib’e kadar giderek ‘’askerlerimi almadan dönmem’’ diyen ve onları Amerikalıların elinden kurtaran generaldir.
3.Nancy McEldowney, "Amerikalılar, PKK terör örgütünün ve PKK'nın cinayetlerinin lanetlenmesinde Türk kardeşlerinin yanındalar, aynen El Kaide'ye karşı olduğu gibi" dedi. . Ne gariptir ki aynı gün, Amerika’da ‘’menfada’’ yaşayan Fethullah Gülen de akşam haberlerinde ATV’ye çıkarak Kürt meselesine değindi ve ‘’500 sene önce Şeyh İdris ile varılan anlaşma sonucu yakın zamana kadar Kürtlerle-Türkler arasında herhangibir anlaşmazlık çıkmamıştı’’ dedi.
Nereden icap etti şimdi bu yahu?
Bayram değil, seyran değil..
Şeytan dürttü, biz de Şeyh İdris’i araştırdık.
Avni Özgürel diyor ki;
‘’Türkmen asıllı İran hükümdarı Şah İsmail'le Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim'i Çaldıran'da karşı karşıya getiren ve Yavuz'un üstünlüğüyle sonuçlanan savaşın ardından Diyarbakır'ın Osmanlı idari yapısına nasıl dahil edileceği meselesiyle başladı Türkiye'nin 'Doğu' ya da 'Kürt' sorunu.
Bölge öteden beri herhangi bir siyasi otoriteye bağlı olmaksızın kendi örfi düzenlerine bağlı yaşayan aşiretler topluluğuyla meskûndü. Yavuz, bu tablonun bölgenin askeri bakımdan kontrolünü imkânsız kıldığını görerek siyaseten teşkilatlandırılması gerektiğine inanıyordu. Bu iş için de yörenin önde gelen dini lideri Şeyh İdris-i Bitlisi'yle anlaştı. Günümüzde Kürt ayrılıkçı grupların gözünde 'hain' diye anılan İdris-i Bitlisi, Çemişkezek, Palu, Merdis, Cemşid, Çabakçur, Bitlis, Hısnikeyf, Hizan, Harir (Cezire), Sasun v.s. beylerini toplantıya çağırıp onlarla Osmanlı Padişahı arasında varılacak anlaşma için zemin oluşturdu. Bunun için Yavuz, İdris-i Bitlisi'nin eline kendi adına anlaşma yapmaya yetkili olduğuna dair bir ferman, bağlılıklarını bildirecek aşiret liderlerine dağıtılmak üzere 17 sancak, 500 sırma işlemeli hil'at ve 25 bin altın vermişti.‘’
İsmail Onarlı ise diyor ki;
’’Selim (1512-1520)’in tahta geçmesiyle Türkmen sürgün ve katliamları daha da vahim bir hal alır. 1514’deki Şah İsmail ile Yavuz Selim arasıda geçen Çaldıran Savaşı öncesi ve sonrası Anadolu’da; tarihi kaynaklar 40 ilâ 100 bin civarında Türklerin katledildiğini yazmaktadırlar. Şafi mezhebinden Nakşibendi tarikatından Kürt mollası Şeyh İdris-i Bitlisi’nin önerisi ve planlamasıyla Doğu ve Güney Anadolu’dan Türkmenler ya sürülmüşler ya da katledilmişlerdir.Türkmenlerin hakim oldukları idari beylikler ve toprakları; “yurtluk ve ocaklık” adı altında Yavuz’un imzaladığı boş fermanları, İdris Bitlisi oldurarak 400 Kürt Aşiret reisine, ağasına vermiştir.
Yavuz Selim tarafından Erzincan Valiliğine atanan (dönme) Bıyıklı Mehmet Paşa ve danışmanı İdris Bitlisi bölgede terör estirirler. Kurban Bayramında Osmanlı muhafızları Kızılbaş Türk ve Zazalara saldırarak binlercesinin kafasını keserek Erzincan’a getirerek şehirde, Kızılbaş kafataslarından minare yaparlar.
Bıyıklı Mehmet Paşa Osmanlı Ordusu ile İdris Bitlisi de topladığı 10 bin Kürt gönüllüsüyle; Munzur dağlarına çekilen Şah İsmail’in Erzincan Valisi Nur Ali Halife ve Kızılbaşları, Haziran 1515’de Ovacık yöresinde ki Tekir Yaylağı’nda bularak bir bölümünü kılıçtan geçirirler, diğerleri kaçarlar. Dersim yöresinde Osmanlı Ordusu ile Palu Beyi Çemşid ve İdris Bitlisi komutasındaki Şafi Kürt gönüllüler; on binlerce Zaza ve Türk Kızılbaşı katlederler. Artık Yavuz’un adı Aleviler arasında Yezit ile birlikte anılmaya başlanır ve lanet okunur olur. Yavuz Selim’in Mısır’ı alması ve 74.ncü İslâm Halifesi olması ile sünnilik resmi ideoloji haline gelir ve İslâm Devlet kimliği oluşur. Osmanlı sınırlarının genişlemesiyle de ‘Roma İmparatorluğu’ varisi olur.’’
Yâni ey millet Fethullah’ın Şeyh İdris’le ‘’anlaşmaya varıldığını’’ söylediği şey; Kürtlerin Türkleri kıyımıdır.
Ha bu arada bir son dakika notu:
Türkiye; Türkmen kıyımını önlemeyi beceremediği son Telafer katliamının arkasından ‘’yaraları sarmak’’ maksadıyla bir Kızılay heyeti göndermeye karar vermiş.
Geliyoruz lâfın sonuna ve özüne..
Yazının başlığına aldığımız ve Mustafa Şimşek’in derlediği ‘’Söğüt’ün Erenleri’’, çok bilinen, çok güzel, çok duygulu bir Söğüt Zeybeğidir.
‘’Söğüt’ün Erenleri/ Çevirin gidenleri/ Ne güzel baş bağlıyor/ Söğüt’ün güzelleri’’ diye ince bir sızıyla akıp gider…
Türkü iyidir, güzeldir, hoştur da erenlerin de sağı solu hiç belli değildir.
Hangi saat kimi nerede çarpacakları inanın belli olmaz.
Bir vurdular mı….
Attan düşmüşe dönersiniz..12 Eylül 2005
“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA
57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA
57’İNCİ ALAY HERYERDE
HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”