Siyaset12 Eylül 2005 00:00

Irkçılık Bu Değil Mi? – Hasan Ünal

Gazeteler AB''de hava bozuldukça abuk sabuk konuları manşetlere koyuyorlar. Avrupa basınında Türkiye haberleri dolu dolu çıkarken, bizim gazeteler evine hırsız giren gazeteciye Emniyetin silah verme önerisini manşete çıkarıyor. Önce 6-7 Eylül olayları - ki, buna önümüzdeki günlerde değineceğiz - manşetleri doldurdu. Bir başka konu da Eski Ermeni Patriğinin söyledikleriydi. Güya Patrik Kalutsyan - toprağı bol olsun - hayatta iken Türkiye''deki bir Diyanet İşleri Başkanı ile ana bir kardeş olduklarını söylemiş. Soyadının ''Doğan'' olduğunu ifade etmiş. Türkiye''de Diyanet İşleri Başkanlığı yapan iki Lütfi Doğan olduğu için de tartışma bir anda alevlendi. Ancak her iki Lütfi Doğan da söz konusu iddiaları kesin bir dille reddettiler. cialis forum link cialis bez receptabuscopan floridafriendlyplants.com buscopan plus

Bu arada ikinci evliliğini bir Müslümanla yaptıktan sonra İslamiyeti seçen hanımın torunları da iddianın doğru olmadığını isim ve delillerle ortaya koydular. Dedikoduları haberleştiren derginin taa baştan bu incelemeleri yapması gerekmez miydi? Neticede insanların aslına nesline dair ciddi iddialar ortaya atılıyor ve söz konusu kişiler de bu memlekette vaktiyle Diyanet İşleri Başkanlığı gibi prestijli bir makamı işgal etmişler.
Telefon edilip, ilgili şahıslara sorulsa iddiaların doğru olmadığı baştan anlaşılacak. Ama böyle yapılmıyor. Eski Patriğin bu sözleri söylediğini iddia eden Almanya Ermeni Başpikoposunun sözleri manşet yapılıyor. Ardından televizyon kanalları aynı kişiyi aynı iddialarla ekranlara konuk ediyorlar. Bu arada Türkiye''nin etnik köklerindeki Ermeni unsurlar konusuna kafayı takmış birisi ortaya çıkıp, tehcir sırasında 150 ila 200 bin kadar Ermeni asıllı çocuğun Türk-Müslüman aileler tarafından ya da yetimhanelerde büyütülerek Türk-Müslüman yapıldığını iddia ediyor. Onun söyledikleri de sanki büyük bir tarih araştırmasıymış gibi, gazetelerde ve televizyonlarda yer buluyor.

Bu basın kampanyası üzerine şu soruları sormak gerekiyor. Türkiye''de genellikle milliyetçiler ırkçı olmakla itham edilirler. Oysa bu kampanyada basbayağı ırkçı unsurlar yok mu? Bir kadın ikinci evliliğini bir Müslümanla yaparken İslamiyeti seçmiş ve geniş Türk kazanında zaman içinde kaynamışsa ne var bunda? Bilmem kaç nesil sonra bu konuları deşelemek ve kimin hangi etnik kökenden olduğu konusuyla kafayı yemenin anlamı nedir? Üstelik bütün bunları yapanların da genellikle Batıcı, ilerici ve AB''ci olmaları ne anlama gelir?
Osmanlı zamanında sadece tehcir sırasında değil yüzyıllar boyunca bu hadiseler olmuştur. Balkanlarda Müslümanlığı seçen bir Bulgar ya da Sırp kökenliye otomatikman ''Türk'' denilirdi. Kafkaslar''da da aynı hadiseler yaşanmıştır. Çünkü hem Müslüman olup hem de Bulgar veya Sırp kalmak mümkün değildi. Aynı şeyler Hristiyan gruplar için de geçerliydi. Bu sebeple büyük Arnavut gruplar Hristiyan ortodoks oldukları için milliyetçilik çağında Yunan kimliğini benimsediler.
Türk kimliği de Müslümanlık ortak temeli üzerinde inşa edildi. Müslüman olduklarından dolayı Balkanlar''dan, Kafkaslar''dan Girit''den ve başka yerlerden atılan hemen herkes ''Türk'' oldukları için Anadolu''ya akın ettiler. Anadolu içinde Müslümanlığı seçenler de aynı kazanda kaynadılar. Türklük bu sebeple bir etnik köken mecburiyeti değil; tam tersine bir kabullenme ve mensubiyettir. Ve AB''nin teşvik ettiği entegrasyon politikaları da bunu desteklemeyi gerektirir. Milleti etnik temelde ayrıştırmaya çalışmak ise ırkçılıktır. Tıpkı PKK gibi bu tipler de ırkçılık yapmaktadırlar. Bunun başka bir şekilde tevili mümkün değildir.