Siyaset10 Eylül 2005 00:00

Türkiye’nin büyük dönüşümü – Yiğit Bulut

Hangi dönüşüm? Bugün yaşadığımız 'sıcak para istilası eşliğinde, ekonominin ana motorlarının, özelleştirme adı altında satıldığı' sahte dinamiği başlatan dönüşüm. Daha açıkçası; temelinin 1975'ler sonrası özellikle 1978'de dayatılan Dünya Bankası raporuyla atıldığı, 1980 askeri darbesi sonrası liberalleşme dönemiyle pekişen ve son olarak da AB'leşme-küreselleşme ile de olgunlaşan dönüşüm. Biraz daha ileri gidersek; Türkiye'nin dönüştürülmesi, bölüştürülmesi...Bu noktada konuyu açmak için soralım; 1978'de dayatılan Dünya Bankası raporunda neler vardı? Dördüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı neden zorla rafa kaldırtıldı? discount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialissymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cenarenovation vejle site renovaabilify link abilifymicardisplus 80/25 mg click micardis plus 80 12.5 mgoxcarbazepine dosage click oxcarbazepin

Sorulara alt sorular eşliğinde cevap arayalım.

- 1980 öncesi Türk ekonomisi nasıldı? Ekonomimiz kapalı, ithalat yerine yerli üretimi ikame etmeyi ilke edinen, döviz açığı olan aslında ama günlük hayat açısından dövize fazla ihtiyacı da olmayan, içerideki karışık siyasi denklemden dolayı gerçeklerini algılayamayan bir yapıya sahipti. Kısacası sorunluydu ama sorunun çözümü 'Ansızın, dışa açık hale gelmek, korumasız, vahşi kapitalizmin kucağına atlamak' değildi.

- Dördüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı'nın ana hedefleri nelerdi? Ana hedef, 'sanayileşmeyi hızlandırmak ve sanayinin alt kollarını yerli imkânlarla geliştirmekti.' Bu noktada basındaki bir haberden örnek vermek istiyorum: "Dördüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı tasarısı Millet Meclisi'nin bu gece geç saatlere kadar süren toplantısından sonra 226 oyla kabul edildi. CHP'li üyeler ve bağımsız bakanlar arasında tartışma konusu olan motor ve aktarma organları ile ilgili bölüm planda şu şekilde yer aldı: 'Motor ve aktarma organları konusunda üretimin yurtiçinde karşılanması, çeşitlerin sınırlı kalması ve kamu öncülüğünde gerçekleştirilmesi ilkedir." Bu satırlarda Türkiye'de '12 Eylül öncesi rant ekonomisine geçilmeden' yapılmaya çalışan hamlelerin son damlasını görebiliriz.

- Dördüncü planın ihtiyaç duyduğu kaynaklar, mütevazı sınırlar içinde, o günün şartlarında karşılanabilir miydi? En kritik soru bu. Eğer Türkiye üzerine oynanan oyunun doğası değişmeseydi kaynaklar karşılanabilirdi.

- Neden karşılanmadı? Verilecek en güzel cevap: Neden askeri darbe oldu? Neden ortam aşırı bozuk uçlara kaydı? Neden ABD ve bağlı kuruşları askeri darbenin oluşmasını sağlayabilecek ortamın gelişmesini engelleyici adımları atmadılar? Hatta belki de teşvik ettiler.

- Dünya Bankası'nın ortaya attığı planın özü neydi? Sanayileşme yerine, sanayileşmesini tamamlayamamış bir ülkenin serbest bir şekilde dış ticarete açılması, yani pazar olması önerildi. Bu planla başlayan 12 Eylül ile perçinlenen, Özal tarafından tamamlanan dönemde her konuda teknik ve temel yapısı tamamlanmamış Türkiye, vahşi kapitalizmin kollarına bırakıldı, en azından ilk adımlar atıldı. En güzel örnek 1978 sonrası başlayan süreçte 1989 yılında yapılan düzenlemeler ile Türk para ve sermaye piyasalarının tamamen yabancı hamlelere açık hale getirilmesi sonucunda '1994-2004 arasında sermaye piyasası spekülasyonu tabanı üzerinde' yükselen iki kriz ve sonrası siyasi şekillendirmeler.

Sonuç: Dünya ile entegre olmaya kesinlikle karşı değilim. Kontrollü, onurlu, eşit bir entegrasyon olduğu sürece. Peki derdim ne? Anlatmak istediğim 1974 sonrası Kıbrıs'a 'izinsiz çıkmamızla' başlayan ve bugün tam 30 yıl sonra yine Kıbrıs'la devam eden süreçte, Türkiye'nin nasıl kalıba döküldüğü ve bu kalıbın 'küreselleşme' masalı altında elimizde kalan 'sonları' nasıl bizden almak üzere olduğu. ;

Son söz: Bir düşünürün sözüyle veda etmek istiyorum: "Uykudakiler uyansın belki yanmak vaktidir, gerçekleri görenler toplansın şimdi vermek vaktidir."