Dünya9 Eylül 2005 00:00

PROJE !.. - Selahattin Erol

Türkiye’nin  siyasal  gündemine  sokulan ve benimsetilmeye çalışılan  iki  proje var :  “Medeniyet  Projesi” AB ve ne  kadar  medeni (!) bir ülke olduğunu  Katrina  Kasırgası sonrası yaşananlar ve  Irak’ta  yaptıkları  ile  sergileyen  ABD’nin  Büyük Ortadoğu  Projesi (BOP)… Aslında  bu  iki  proje  birbiri  ile yakından ve  belki  de  tek başlık  altında  ele  alınacak  kadar  da  ilgili.  Ama  asıl önemlisi, bu  projelere  bizim  yabancı  olmadığımız  gerçeğidir. Çünkü  Osmanlı’nın  batış dönemi  olan  19. yüzyılda,  birebir  çakışmasa da,  nihai  amaçları  aynı olan bir  proje  dayatması  ile  karşılaşılmıştı . coupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cardsescitalopram i alkohol nguoiviendong.net escitalopram i alkoholcialis walgreen coupon site cialis coupon

"Tarih",  bir  sosyal  bilim  disiplini olarak  geçmişte olanı  incelediği için  hep belli bir ihtiyat  payı  ile karşılanmıştır. Tarihi  olaylara  gönderme yapanlara,  "tamam,  geçmişte  böyle  olmuş  ama,  artık  devir  değişti,  zaten  tarih tekerrür etmez"  mantığı ile  itiraz  edilir. Oysa  bugün  XIX. yüzyıl  Osmanlı  tarihini  okumanın  tam  zamanıdır. Ve  açıktır ki,  günümüzde  Türkiye'ye  belli  politikaları, talepleri dayatanlar  da  ülkeyi  içeriden ve  dışardan  işbirliği  içinde  çökertmeye  çalışanlar da  Osmanlı'nın  batış  sürecinde  yaşananlardan  ilham  almakta, o dönemde  yaşanmış  olayları  derinlemesine  incelemektedirler.  Ama  bu tarih,  bize  ortaokul yıllarından  beri  bıktıracak  derecede  tekrarlatılarak  okutulmasına  rağmen, bir  tek  bizler   ; müthiş  bir  aymazlık  içindeyiz.
 
Oysa  yaklaşık  150-200  yıl  sonra,  benzer  olaylarla yeniden  karşı  karşıyayız.
 
Azınlık hakları,  özerklik talepleri,  savaşlar  sonucu  verilen  ya  da  barış  masasında  terk  edilen  topraklar,  “reform”  adı  altında  yaşanan  dayatmalar,  ülke  ekonomisinin  dış  rekabete  açılması  yoluyla  yıkıma  terk  edilmesi,  borçlanma,  uygarlaşma  adı  altında  bir “Batı”  öykünmeciliği ve   Anadolu’ya,  Anadolu  insanına  karşı gösterilen  yoğun bir ilgisizlik,  umursamazlık...   Bunlar  XIX.  yüzyıl Osmanlı  tarihinin  olguları mıdır,  yoksa  günümüz Türkiye'sinin  gerçekleri midir,  ayırt  etmek  güçtür.  
 
Osmanlı'nın batış döneminde  imparatorluk  toprakları  beş  büyük gücün  rekabet  alanıyken, bugün ABD ve  AB, Türkiye  üzerinde yoğun bir  mücadele   vermektedirler !..  Bu mücadeleyi  her  alanda  görmek  mümkündür. Örneğin, Türkiye’nin sözde  AB  üyeliği,  ABD’ye   görece  daha  yakın  bir   tavır  almış  İngiltere, İtalya,  İspanya  gibi  ülkeler  tarafından  desteklenirken,  Fransa, Avusturya, Danimarka gibi ülkelerden şiddetli  itiraz  sesleri  yükselmektedir.
 
XIX.  yüzyıl  Osmanlı  bürokrasisinde   İngilizci, Rusçu, Almancı  paşalar, vezirler, devlet   adamları  varken ;  bugün  sadece  devlet  adamları, politikacılar  değil, partilerden  medya kuruluşlarına,  sözde bilim adamlarından gazetecilere  kadar  ABD'ciler ve  AB'ciler  gündemdedir !
 
XIX.  yüzyılın  o batış karmaşası  içinde  Mehmetçiği  Yemen  çöllerine  sürmüştük, şimdi Afganistan  dağlarına  gönderiyoruz !.. “Takdire  şayan” diye  tanımlanan Büyük Ortadoğu Projesi’ne, bu emperyalist  işgal  ve talan sürecine “katkı” yapmaktan  bahsediliyor, bu “girişimi  desteklemeye  istekli”  olduğumuz  ilan  ediliyor. Ama  terörist  yuvası  Kuzey  Irak'a,  sınırlarımızın  yüz  kilometre ötesine  kendi ulusal  çıkarlarımız  için  geçmek  yasaklanıyor ;    barışın ve  Kıbrıs  Türkü’nün  güvencesi olan Kuzey Kıbrıs’ta  askerimiz  “işgalci” olarak niteleniyor !..
 
XIX.  yüzyılda  Girit  sorunumuz  vardı,  bugün  Kıbrıs  var !..
 
XIX. yüzyılda  Yunanistan, Sırbistan, Karadağ, Romanya ve Bulgaristan’ın Osmanlı’dan  koparılmasında  “azınlıklar”  kavramı  ustalıkla kullanılmıştı. O yüzyıllık  tarih  sürecinde,  “azınlık  hakları”  dayatması  Osmanlı’nın  dış ilişkilerind e  sürekli  önüne konulan  değişmez  gündem maddesiydi. Bugün “azınlık” kavramı  Lozan’da  tanımlanan  içeriğinin  ötesine  taşınmak  ve  ülkemizin  bölünmesinin  teorik  alt yapısını oluşturmak  için  yeniden  gündemdedir.
 
XIX. yüzyılda, Osmanlı’dan  kopuş  amaçlı  ve  dış destekli  bir çok  yerel  kalkışma,  devletin bu  girişimi  şiddetli ve  kanlı  bir şekilde  bastırması  neticesinde  dış  güçlerin  müdahalesini  mümkün  kılmak  beklentisi ile  yapılmıştı. Örneğin, yüzyılın  son  on yılı içindeki  Ermeni ayaklanması ve Balkanlardaki  yerel ayaklanmalar bu  çerçevede  değerlendirilebilir.  Bugün  de  aynı  zihniyetle  en   aşırı  ve  küstah  provokasyonlar yapılmakta,  demokrasi ve  insan  hakları gibi kavramlar  kirletilerek  ve  çarpıtılarak   kışkırtmalar, tahrikler  sergilenmektedir.   
 
1838'de  İngiltere  ile  Serbest Ticaret Anlaşması  yapmıştık,  bugün AB  ile  Gümrük Birliği Anlaşması imzaladık.  İkisi  de,  yaklaşık  200  yıl  ara  ile,  ülke& nbsp; ekonomisinin  yıkımı  yolunda  benzer  sonuçları doğurur  içeriktedir !  1838’de  Osmanlı, ekonomik tekellerinden  vazgeçmeyi  kabul  ederken,  bugün özelleştirme adı altında  sürdürülen bir yalan ve  talan  kampanyası  ile  benzer  b ir   amaç  gerçekleştirilmeye çalışılıyor.
 
XIX.  yüzyılın  Batı  güdümlü  reformları,  bugün  “uyum  yasaları”  altında  dayatılmaktadır .
 
XIX.. yüzyılda  dış  borçlanma  neticesinde  iflas  eden  devlet  “Dûyunu  Umumiye”  ile  emperyalist  güçlere  teslim olurken,  bugün  "IMF  heyeti" ve reçeteleri,   Dünya  Bankası  programları ve  memurları  vardır ve  borçlanma  yolu  ile  sömürülme  değişmeyen  bir  olgu  olarak  varolmaya  devam  etmektedir.
 
Kısacası, 19. yüzyılda  ekonominin  serbestleştirilmesi ve  bütün  koruma  mekanizmalarından  arındırılması,  dünya  ekonomisine  entegrasyonda  aracılık  edenlerin  hukuki ve siyasal  ihtiyaçlarını  karşılayacak reformlar,    borçlanma  yolu  ile  bağımlılık, dış  politikada  azınlık  haklarının  iç işlerine  bir müdahale  aracı  olarak  sürekli “kaşınması” ve kullanılması  gibi sorunlarla  karşı karşıydı  Osmanlı Devleti… Bugün  Türkiye’ye  dayatılan  projelerin,  içerik  ve amaçları  benzer  niteliğe sahiptir.
 
Yaklaşık  150  yıl ara  ile   aynı  oyun  yenide  sahnededir.
 
*  *  *
 
Peki,  XX.  yüzyılın ilk  çeyreğinin sonunda  “ya  istiklâl  ya  ölüm”  parolası  ile  bir  varoş mücadelesi veren ; bu  yüzyıllık  sömürgeleştirme  ve  köleleştirme girişimlerini  bir  ölüm-kalım  savaşı  ile  bağımsızlığını  elde  edip  göğüsleyen  ve  Türk tarihinin  en köklü  çağdaşlaşma    atılımını gerçekleştiren  Türkiye,  XXI.  yüzyılın  başında  yine  aynı  azim ve  kararlılıkla  direnebilecek, silkinerek  emperyalistlere  ve işbirlikçilerine  hakkettikleri  cevabı  verebilecek midir ?
 
İşte  güncel  soru ve  sorun budur.