PROJE !.. - Selahattin Erol
Türkiye’nin siyasal gündemine sokulan ve benimsetilmeye çalışılan iki proje var : “Medeniyet Projesi” AB ve ne kadar medeni (!) bir ülke olduğunu Katrina Kasırgası sonrası yaşananlar ve Irak’ta yaptıkları ile sergileyen ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)… Aslında bu iki proje birbiri ile yakından ve belki de tek başlık altında ele alınacak kadar da ilgili. Ama asıl önemlisi, bu projelere bizim yabancı olmadığımız gerçeğidir. Çünkü Osmanlı’nın batış dönemi olan 19. yüzyılda, birebir çakışmasa da, nihai amaçları aynı olan bir proje dayatması ile karşılaşılmıştı . coupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cardsescitalopram i alkohol nguoiviendong.net escitalopram i alkoholcialis walgreen coupon site cialis coupon
Oysa yaklaşık 150-200 yıl sonra, benzer olaylarla yeniden karşı karşıyayız.
Azınlık hakları, özerklik talepleri, savaşlar sonucu verilen ya da barış masasında terk edilen topraklar, “reform” adı altında yaşanan dayatmalar, ülke ekonomisinin dış rekabete açılması yoluyla yıkıma terk edilmesi, borçlanma, uygarlaşma adı altında bir “Batı” öykünmeciliği ve Anadolu’ya, Anadolu insanına karşı gösterilen yoğun bir ilgisizlik, umursamazlık... Bunlar XIX. yüzyıl Osmanlı tarihinin olguları mıdır, yoksa günümüz Türkiye'sinin gerçekleri midir, ayırt etmek güçtür.
Osmanlı'nın batış döneminde imparatorluk toprakları beş büyük gücün rekabet alanıyken, bugün ABD ve AB, Türkiye üzerinde yoğun bir mücadele vermektedirler !.. Bu mücadeleyi her alanda görmek mümkündür. Örneğin, Türkiye’nin sözde AB üyeliği, ABD’ye görece daha yakın bir tavır almış İngiltere, İtalya, İspanya gibi ülkeler tarafından desteklenirken, Fransa, Avusturya, Danimarka gibi ülkelerden şiddetli itiraz sesleri yükselmektedir.
XIX. yüzyıl Osmanlı bürokrasisinde İngilizci, Rusçu, Almancı paşalar, vezirler, devlet adamları varken ; bugün sadece devlet adamları, politikacılar değil, partilerden medya kuruluşlarına, sözde bilim adamlarından gazetecilere kadar ABD'ciler ve AB'ciler gündemdedir !
XIX. yüzyılın o batış karmaşası içinde Mehmetçiği Yemen çöllerine sürmüştük, şimdi Afganistan dağlarına gönderiyoruz !.. “Takdire şayan” diye tanımlanan Büyük Ortadoğu Projesi’ne, bu emperyalist işgal ve talan sürecine “katkı” yapmaktan bahsediliyor, bu “girişimi desteklemeye istekli” olduğumuz ilan ediliyor. Ama terörist yuvası Kuzey Irak'a, sınırlarımızın yüz kilometre ötesine kendi ulusal çıkarlarımız için geçmek yasaklanıyor ; barışın ve Kıbrıs Türkü’nün güvencesi olan Kuzey Kıbrıs’ta askerimiz “işgalci” olarak niteleniyor !..
XIX. yüzyılda Girit sorunumuz vardı, bugün Kıbrıs var !..
XIX. yüzyılda Yunanistan, Sırbistan, Karadağ, Romanya ve Bulgaristan’ın Osmanlı’dan koparılmasında “azınlıklar” kavramı ustalıkla kullanılmıştı. O yüzyıllık tarih sürecinde, “azınlık hakları” dayatması Osmanlı’nın dış ilişkilerind e sürekli önüne konulan değişmez gündem maddesiydi. Bugün “azınlık” kavramı Lozan’da tanımlanan içeriğinin ötesine taşınmak ve ülkemizin bölünmesinin teorik alt yapısını oluşturmak için yeniden gündemdedir.
XIX. yüzyılda, Osmanlı’dan kopuş amaçlı ve dış destekli bir çok yerel kalkışma, devletin bu girişimi şiddetli ve kanlı bir şekilde bastırması neticesinde dış güçlerin müdahalesini mümkün kılmak beklentisi ile yapılmıştı. Örneğin, yüzyılın son on yılı içindeki Ermeni ayaklanması ve Balkanlardaki yerel ayaklanmalar bu çerçevede değerlendirilebilir. Bugün de aynı zihniyetle en aşırı ve küstah provokasyonlar yapılmakta, demokrasi ve insan hakları gibi kavramlar kirletilerek ve çarpıtılarak kışkırtmalar, tahrikler sergilenmektedir.
1838'de İngiltere ile Serbest Ticaret Anlaşması yapmıştık, bugün AB ile Gümrük Birliği Anlaşması imzaladık. İkisi de, yaklaşık 200 yıl ara ile, ülke& nbsp; ekonomisinin yıkımı yolunda benzer sonuçları doğurur içeriktedir ! 1838’de Osmanlı, ekonomik tekellerinden vazgeçmeyi kabul ederken, bugün özelleştirme adı altında sürdürülen bir yalan ve talan kampanyası ile benzer b ir amaç gerçekleştirilmeye çalışılıyor.
XIX. yüzyılın Batı güdümlü reformları, bugün “uyum yasaları” altında dayatılmaktadır .
XIX.. yüzyılda dış borçlanma neticesinde iflas eden devlet “Dûyunu Umumiye” ile emperyalist güçlere teslim olurken, bugün "IMF heyeti" ve reçeteleri, Dünya Bankası programları ve memurları vardır ve borçlanma yolu ile sömürülme değişmeyen bir olgu olarak varolmaya devam etmektedir.
Kısacası, 19. yüzyılda ekonominin serbestleştirilmesi ve bütün koruma mekanizmalarından arındırılması, dünya ekonomisine entegrasyonda aracılık edenlerin hukuki ve siyasal ihtiyaçlarını karşılayacak reformlar, borçlanma yolu ile bağımlılık, dış politikada azınlık haklarının iç işlerine bir müdahale aracı olarak sürekli “kaşınması” ve kullanılması gibi sorunlarla karşı karşıydı Osmanlı Devleti… Bugün Türkiye’ye dayatılan projelerin, içerik ve amaçları benzer niteliğe sahiptir.
Yaklaşık 150 yıl ara ile aynı oyun yenide sahnededir.
* * *
Peki, XX. yüzyılın ilk çeyreğinin sonunda “ya istiklâl ya ölüm” parolası ile bir varoş mücadelesi veren ; bu yüzyıllık sömürgeleştirme ve köleleştirme girişimlerini bir ölüm-kalım savaşı ile bağımsızlığını elde edip göğüsleyen ve Türk tarihinin en köklü çağdaşlaşma atılımını gerçekleştiren Türkiye, XXI. yüzyılın başında yine aynı azim ve kararlılıkla direnebilecek, silkinerek emperyalistlere ve işbirlikçilerine hakkettikleri cevabı verebilecek midir ?
İşte güncel soru ve sorun budur.