Siyaset8 Eylül 2005 00:00

SÖZÜM YURTSEVERLEREDİR !.. - Sehattin Erol

Sözüm,   ruhunu  bir esir  gibi  pazara  çıkaranlara değil !..   Sözüm,  bu  yolda  ülkemizi  ve  tüm  ulusal  değerlerimizi,  “medeniyet projesi’nin  parçası  olacağız”  gibi yalanlarla,  ama  gerçekte “tek dişi  kalmış bir  canavar” olan  AB  masasına  sürmek  için  her  türden  hıyanet  içinde  olanlara  da  değil !..   Sözüm,  ulusal  bağımsızlık  ve  egemenlik  konusunda  hassasiyetini  kaybetmemiş,  tarihsel  bilinci körelmemiş,  uzatılan  “havuçların”, “muzların”  peşinde,  “ayran budalası”  gibi  koşmayan  vicdan  sahibi  yurttaşlarımıza...   Sözüm,  gerçek yurtseverlere… escitalopram i alkohol go escitalopram i alkoholsitagliptin phosphate and metformin hydrochloride gedave.ro sitagliptin phosphate side effectsclaritin mazilo speeddatingmixers.co.uk claritin maziloarcoxia 90 mg wikipedia site arcoxia cena

AB  üyeliğine  neden  karşı  çıkmalıyız, neden “HAYIR”  demeliyiz ?  Türkiye  üyelik  sürecinde, müzakere  masasında  onlarca ödün vereceği ;  Kıbrıs’ta,  Ege’de  geri  adım  atıp  ulusal  çıkarlarından  vazgeçeceği ;  azınlık haklarını  tanımak  adı  altında  bölünmenin  ve  parçalanmanın  kapısını  açmak zorunda kalacağı  için  mi  karşı  çıkmalıyız  AB’ye ?  Kısacası  dış  politikada  bağımlı  bir  çizgiye sürüklenip  AB  isteklerine boyun  eğmek  zorunda  kalacağımız için,  AB  ayrılıkçı terörist  hareketi  desteklediğinden mi  karşı  çıkmalıyız ?

 

Peki  bütün  bunlar,  bu  tehdit  ve  tehlikeler  geçerli olmasaydı  eğer,  AB  üyeliği  olumlanacak  ve desteklenecek bir girişim mi olacaktı ?  Varsayalım  ki  üyelik&nb sp; süreci Türkiye  açısından  sorunsuz  ve   hiçbir şekilde  ödün vermeden  gerçekleşecek  bir  süreç olsaydı,  yine  de  AB’ye  verilecek  bir şeyimiz  olmayacak mıydı  ? 

 

AB’ye  üyelik   demek,  egemenliğin  Brüksel’e  devredilmesi,  ulusal  bağımsızlığın  yerini  bağımlılığın alması değil midir ?  Egemenliği ve bağımsızlığı devretmenin yanında,   yukarıda  bahsedilen  tavizlerin  söz mü olur  peki !..

 

*  *  *

 

Türkiye  AB  üyesi olduğunda,  sadece  birçok ulusal  meselede  geri adım  atmakla;  Ege’de,  Kıbrıs’ta, Güneydoğu’da  ülkemizi  aydınlık  bir geleceğe  götürmeyecek  ödünler  vermekle,  açılımlar  yapmakla  sınırlı  kalmayacak !.. Varoluşunun  ön şartı ve “olmazsa  olmazı”  kimi  niteliklerinden  vazgeçecek : ULUSAL  EGEMENLİK ve   BAĞIMSIZLIKLIK, AB’ye  terk edilecek !.. 

 

İşte  bunu  gayet iyi  bildiği için,  Adalet Bakanı  Cemil Çiçek, TBMM’de, o  dönem  İstanbul bağımsız milletvekili  olan  Emin Şirin  tarafından kendisine  yöneltilen  soru önergesini  yanıtlarken,  özellikle  yetki  devri  açısından  Türkiye’nin AB’ye  katılıma  hazır  hale  gelebilmesi için  Anayasa’nın,  başta  egemenliğin kayıtsız  şartsız  millete  ait  olduğunu  güvence altına  alan  6’ıncı ve  yasama,  yürütme  ve  yargının” yetkilerini  düzenleyen  7, 8 ve  9’uncu  maddeleri olmak  üzere,  10  maddesinin  değiştirilmesi gerekt iğini söylüyordu.  (Cumhuriyet, 16.2.2005)

 

Oysa  değiştirilmesi  gerektiği söylenen Anayasa’nın  6.  maddesi,  Egemenlik  kayıtsız  şartsız  milletindir…  Egemenliğin kullanılması  hiçbir  surette hiçbir kişiye, zümreye  ya  da sınıfa  bırakılamaz  diyor !..

 

Ve  bu  öneriyi  yapan  kişi,  milletvekili seçilip  göreve  başlamadan  önce  “…milletin kayıtsız  ve şartsız  egemenliğini  koruyacağıma… Anayasa’ya  sadakattan  ayrılmayacağıma… namusun  ve  şerefim  üzerine  ant  içerim”  şeklinde  yemin  ediyordu !..

 

*  *  *

 

Ulusal “sol” DSP,  “milliyetçi” MHP ve “milliyetçi”-muhafazakar ANAP’tan oluşan  koalisyon  tarafından  ABD’den  transfer  edilip  Türkiye’ye  umut olarak  sunulan,  Türkiye  ekonomisi  kendisine  teslim  edilen  ve  en  sonunda  da hâlâ  “Atatürk’ün partisi”  olduğu  iddiasındaki  CHP’ye  transfer olan  ABD  vatandaşı  Kemal Derviş de,  İzmirli işadamları ile  yaptığı bir toplantıda, “Ulus  devletin  egemenliğine  de  bakmak  lazım.  Artık   ulus   egemenliği  paylaşılacaktır.   XXI.  yüzyılda  egemenlik paylaşımına  hazır  olmalıyız…” (Cumhuriyet, 19.2.2004)  demiyor  muydu !..

 

“Ulus  egemenliği  paylaşılacaktır”  diyen  Kemal  Derviş,  Türkiye’deki  görevini tamamladı  ve  tekrar Dünya  Bankası memurluğuna  döndü !..

 

*  *  *

 

Ne  var ki  hepsinden acısı,  kimi  Türk Silahlı Kuvvetleri  mensuplarının  ve üst düzey komutanların  bu konuda  sergiledikleri özensizlik ve yüzeyselliktir. Genelkurmay Başkanlığı  Stratejik Araştırmalar Merkezi (SAREM)’in  düzenlediği  Bilgi Çağı  ve  Teknolojik Gelişmeler  Işığında  Toplum,  Yönetim, Yönetici  ve  Lider  Yaklaşımları  konulu  uluslararası  sempozyumun  açılış konuşmasını yapan, o dönemin  Genelkurmay  İkinci  Başkanı Org. İlker Başbuğ da  milli  egemenlik  kavramı  ile  ilgili  benzer  bir yaklaşım  sergilemekteydi :    

 

“21.  yüzyılın ilişkileri  ağında  tam  bağımsızlık  kavramı  üzerine  düşünmek  zorundayız…. Ulusların  egemenlik haklarının  belirli bir  alanını, kendi arzusu  ve  kendi  iradesiyle,  o  kuruluşun  karar mekanizmalarında  yer  alması kaydıyla  ve  o kuruluştan kendi arzusuyla  çekilebilmesi  mümkün olduğu  sürece,  uluslararası bir kuruluşa  devretmesi  acaba  tam  bağımsızlığı  zedeler mi ?  Sanırım  bu  soruyu  tartışmalı  ve  bir  uzlaşmaya  varmalıyız.” (Aydınlık, 15.5.2005)

 

Org. İlker Başbuğ’un  bakış  açısı,  insana  bir kira  kontratının  hükümlerini  hatırlatıyor !..  Bir  mülkünüzü  kiraya  verirken  de  benzer  bir duyarlılık gözetilir.& nbsp; Bir  kira  ilişkisi  de   kişinin  “kendi  arzu ve  iradesiyle”,  “belli  bir  alan”  üzerinde,  belli  bir  süre  için,  gerektiğinde  bu  ilişkiyi  sonlandırabilme  imkanını  elde  tutarak  yapılır. 

 

Ama  unutmamak gerekir ki,  ulusal egemenlik ve  bağımsızlık  kiraya  verilecek  bir  mülk değildir,  olamaz.

 

*  *  *

 

Türkiye,  3 Ekim’de AB ile müzakere  masasına oturacak  ve  sözde  tam  üyelik yolunda  görüşmeler başlayacak !.. Basında,  müzakere sürecinde  tartışılacak  ana  başlıklardan,  dosyalardan  bahsediliyor. Ve sürecin  “çok  çetin” geçeceği”  söyleniyor.

 

Kimse  kendini  kandırmasın. 3 Ekim  sonrasında AB ile  teknik  konular  değil ;  egemenliğin  ve bağımsızlığın  devredilmesinin  şartları,  bu  devir-teslim işinin  nasıl  yapılacağı  tartışılacaktır. Diğer bir ifade ile “kira kontratının” hükümleri tayin edilecektir !

 

Ve  bu işe  soyunanlar,  pazarlık  masasına  neyi  sürdüklerini,  neyi  pazara  çıkardıklarını  çok iyi  bildiklerinden ; bu  tutumlarının  ve  benimsedikleri yolun   ettikleri yemine,  bu ülkenin  tarihine, değerlerine, ideallerine  nasıl aykırılık teşkil  ettiğinin  farkında  olduklarından ; ve  hepsinden  önemlisi de, şu anda  ne  derece suskun  olursa olsun, ulusal egemenlik  ve  bağımsızlığın  bu şekilde  ayağa  düşürülmesine  karşı  çıkıp tepki  gösterecek  bir  halkın  varlığını bildiklerinden, sürekli  sürecin  çok çetin  geçeceğinin  altını  çiziyorlar.

 

Evet,  süreç  çok  çetin  geçecek ve  Türk  milleti –şu  an  “fişek yatağındaki bir  kurşun  gibi” susuyor  olsa  bile-  yakın gelecekte  egemenlik ve  bağımsızlığına  ; yeniden sahip  çıkacak ve  Mustafa Kemal  Atatürk’ün  egemenlik  konusunda  benimsediği tutumun  gereğini  yerine  getirecektir.  

 

 

"EGEMENLİĞİ  HİÇ  KİMSE,  HİÇ  KİMSEYE,  BİLİM  GEREĞİDİR  DİYE,  GÖRÜŞMEYLE  TARTIŞMAYLA VEREMEZ.   EGEMENLİK, GÜÇLE  ERKLE  VE  ZORLA ALINIR… SÖZ KONUSU OLAN, ULUSA SALTANATINI,  EGEMENLİĞİNİ   BIRAKACAK  MIYIZ, BIRAKMAYACAK MIYIZ  SORUNU DEĞİLDİR…   MECLİS  VE  HERKES  SORUNU  DOĞAL  BULURSA ,  SANIRIM    UYGUN  OLUR. YOKSA,  YİNE  GERÇEK   YÖNTEMİNE  GÖRE  SAPTANACAKTIR ; AMA,  BELKİ  BİRTAKIM  KAFALAR  KESİLECEKTİR.” 

 

Türk  ulusu  egemenliğini ve bağımsızlığını,  80  yıl önce verdiği  bir  ulusal  bağımsızlık  savaşında zorla,  güçle,  erkle  kazandı. Onun için,  müzakere  masalarında,  dairesini  kiraya  veren  bir  ev sahibi  fırsatçılığı ile  egemenliğine  el  konulmasına  ve  bağımsızlıktan  mahrum  kılınmaya  göz  yummayacaktır.  Gerekirse  yine gerçek  yöntemine  göre  saptanacaktır !..

 

Ulusal  egemenliği  tartışmaya  açanların,  bu  gerçeği  hiç bir zaman  unutmamalarında  büyük fayda  vardır !..