SÖZÜM YURTSEVERLEREDİR !.. - Sehattin Erol
Sözüm, ruhunu bir esir gibi pazara çıkaranlara değil !.. Sözüm, bu yolda ülkemizi ve tüm ulusal değerlerimizi, “medeniyet projesi’nin parçası olacağız” gibi yalanlarla, ama gerçekte “tek dişi kalmış bir canavar” olan AB masasına sürmek için her türden hıyanet içinde olanlara da değil !.. Sözüm, ulusal bağımsızlık ve egemenlik konusunda hassasiyetini kaybetmemiş, tarihsel bilinci körelmemiş, uzatılan “havuçların”, “muzların” peşinde, “ayran budalası” gibi koşmayan vicdan sahibi yurttaşlarımıza... Sözüm, gerçek yurtseverlere… escitalopram i alkohol go escitalopram i alkoholsitagliptin phosphate and metformin hydrochloride gedave.ro sitagliptin phosphate side effectsclaritin mazilo speeddatingmixers.co.uk claritin maziloarcoxia 90 mg wikipedia site arcoxia cena
AB üyeliğine neden karşı çıkmalıyız, neden “HAYIR” demeliyiz ? Türkiye üyelik sürecinde, müzakere masasında onlarca ödün vereceği ; Kıbrıs’ta, Ege’de geri adım atıp ulusal çıkarlarından vazgeçeceği ; azınlık haklarını tanımak adı altında bölünmenin ve parçalanmanın kapısını açmak zorunda kalacağı için mi karşı çıkmalıyız AB’ye ? Kısacası dış politikada bağımlı bir çizgiye sürüklenip AB isteklerine boyun eğmek zorunda kalacağımız için, AB ayrılıkçı terörist hareketi desteklediğinden mi karşı çıkmalıyız ?
Peki bütün bunlar, bu tehdit ve tehlikeler geçerli olmasaydı eğer, AB üyeliği olumlanacak ve desteklenecek bir girişim mi olacaktı ? Varsayalım ki üyelik&nb sp; süreci Türkiye açısından sorunsuz ve hiçbir şekilde ödün vermeden gerçekleşecek bir süreç olsaydı, yine de AB’ye verilecek bir şeyimiz olmayacak mıydı ?
AB’ye üyelik demek, egemenliğin Brüksel’e devredilmesi, ulusal bağımsızlığın yerini bağımlılığın alması değil midir ? Egemenliği ve bağımsızlığı devretmenin yanında, yukarıda bahsedilen tavizlerin söz mü olur peki !..
* * *
Türkiye AB üyesi olduğunda, sadece birçok ulusal meselede geri adım atmakla; Ege’de, Kıbrıs’ta, Güneydoğu’da ülkemizi aydınlık bir geleceğe götürmeyecek ödünler vermekle, açılımlar yapmakla sınırlı kalmayacak !.. Varoluşunun ön şartı ve “olmazsa olmazı” kimi niteliklerinden vazgeçecek : ULUSAL EGEMENLİK ve BAĞIMSIZLIKLIK, AB’ye terk edilecek !..
İşte bunu gayet iyi bildiği için, Adalet Bakanı Cemil Çiçek, TBMM’de, o dönem İstanbul bağımsız milletvekili olan Emin Şirin tarafından kendisine yöneltilen soru önergesini yanıtlarken, “özellikle yetki devri açısından Türkiye’nin AB’ye katılıma hazır hale gelebilmesi için” Anayasa’nın, başta “egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu” güvence altına alan 6’ıncı ve “yasama, yürütme ve yargının” yetkilerini düzenleyen 7, 8 ve 9’uncu maddeleri olmak üzere, 10 maddesinin değiştirilmesi gerekt iğini söylüyordu. (Cumhuriyet, 16.2.2005)
Oysa değiştirilmesi gerektiği söylenen Anayasa’nın 6. maddesi, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir… Egemenliğin kullanılması hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye ya da sınıfa bırakılamaz” diyor !..
Ve bu öneriyi yapan kişi, milletvekili seçilip göreve başlamadan önce “…milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma… Anayasa’ya sadakattan ayrılmayacağıma… namusun ve şerefim üzerine ant içerim” şeklinde yemin ediyordu !..
* * *
Ulusal “sol” DSP, “milliyetçi” MHP ve “milliyetçi”-muhafazakar ANAP’tan oluşan koalisyon tarafından ABD’den transfer edilip Türkiye’ye umut olarak sunulan, Türkiye ekonomisi kendisine teslim edilen ve en sonunda da hâlâ “Atatürk’ün partisi” olduğu iddiasındaki CHP’ye transfer olan ABD vatandaşı Kemal Derviş de, İzmirli işadamları ile yaptığı bir toplantıda, “Ulus devletin egemenliğine de bakmak lazım. Artık ulus egemenliği paylaşılacaktır. XXI. yüzyılda egemenlik paylaşımına hazır olmalıyız…” (Cumhuriyet, 19.2.2004) demiyor muydu !..
“Ulus egemenliği paylaşılacaktır” diyen Kemal Derviş, Türkiye’deki görevini tamamladı ve tekrar Dünya Bankası memurluğuna döndü !..
* * *
Ne var ki hepsinden acısı, kimi Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının ve üst düzey komutanların bu konuda sergiledikleri özensizlik ve yüzeyselliktir. Genelkurmay Başkanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi (SAREM)’in düzenlediği “Bilgi Çağı ve Teknolojik Gelişmeler Işığında Toplum, Yönetim, Yönetici ve Lider Yaklaşımları” konulu uluslararası sempozyumun açılış konuşmasını yapan, o dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Org. İlker Başbuğ da milli egemenlik kavramı ile ilgili benzer bir yaklaşım sergilemekteydi :
“21. yüzyılın ilişkileri ağında tam bağımsızlık kavramı üzerine düşünmek zorundayız…. Ulusların egemenlik haklarının belirli bir alanını, kendi arzusu ve kendi iradesiyle, o kuruluşun karar mekanizmalarında yer alması kaydıyla ve o kuruluştan kendi arzusuyla çekilebilmesi mümkün olduğu sürece, uluslararası bir kuruluşa devretmesi acaba tam bağımsızlığı zedeler mi ? Sanırım bu soruyu tartışmalı ve bir uzlaşmaya varmalıyız.” (Aydınlık, 15.5.2005)
Org. İlker Başbuğ’un bakış açısı, insana bir kira kontratının hükümlerini hatırlatıyor !.. Bir mülkünüzü kiraya verirken de benzer bir duyarlılık gözetilir.& nbsp; Bir kira ilişkisi de kişinin “kendi arzu ve iradesiyle”, “belli bir alan” üzerinde, belli bir süre için, gerektiğinde bu ilişkiyi sonlandırabilme imkanını elde tutarak yapılır.
Ama unutmamak gerekir ki, ulusal egemenlik ve bağımsızlık kiraya verilecek bir mülk değildir, olamaz.
* * *
Türkiye, 3 Ekim’de AB ile müzakere masasına oturacak ve sözde tam üyelik yolunda görüşmeler başlayacak !.. Basında, müzakere sürecinde tartışılacak ana başlıklardan, dosyalardan bahsediliyor. Ve sürecin “çok çetin” geçeceği” söyleniyor.
Kimse kendini kandırmasın. 3 Ekim sonrasında AB ile teknik konular değil ; egemenliğin ve bağımsızlığın devredilmesinin şartları, bu devir-teslim işinin nasıl yapılacağı tartışılacaktır. Diğer bir ifade ile “kira kontratının” hükümleri tayin edilecektir !
Ve bu işe soyunanlar, pazarlık masasına neyi sürdüklerini, neyi pazara çıkardıklarını çok iyi bildiklerinden ; bu tutumlarının ve benimsedikleri yolun ettikleri yemine, bu ülkenin tarihine, değerlerine, ideallerine nasıl aykırılık teşkil ettiğinin farkında olduklarından ; ve hepsinden önemlisi de, şu anda ne derece suskun olursa olsun, ulusal egemenlik ve bağımsızlığın bu şekilde ayağa düşürülmesine karşı çıkıp tepki gösterecek bir halkın varlığını bildiklerinden, sürekli sürecin çok çetin geçeceğinin altını çiziyorlar.
Evet, süreç çok çetin geçecek ve Türk milleti –şu an “fişek yatağındaki bir kurşun gibi” susuyor olsa bile- yakın gelecekte egemenlik ve bağımsızlığına ; yeniden sahip çıkacak ve Mustafa Kemal Atatürk’ün egemenlik konusunda benimsediği tutumun gereğini yerine getirecektir.
"EGEMENLİĞİ HİÇ KİMSE, HİÇ KİMSEYE, BİLİM GEREĞİDİR DİYE, GÖRÜŞMEYLE TARTIŞMAYLA VEREMEZ. EGEMENLİK, GÜÇLE ERKLE VE ZORLA ALINIR… SÖZ KONUSU OLAN, ULUSA SALTANATINI, EGEMENLİĞİNİ BIRAKACAK MIYIZ, BIRAKMAYACAK MIYIZ SORUNU DEĞİLDİR… MECLİS VE HERKES SORUNU DOĞAL BULURSA , SANIRIM Kİ UYGUN OLUR. YOKSA, YİNE GERÇEK YÖNTEMİNE GÖRE SAPTANACAKTIR ; AMA, BELKİ BİRTAKIM KAFALAR KESİLECEKTİR.”
Türk ulusu egemenliğini ve bağımsızlığını, 80 yıl önce verdiği bir ulusal bağımsızlık savaşında zorla, güçle, erkle kazandı. Onun için, müzakere masalarında, dairesini kiraya veren bir ev sahibi fırsatçılığı ile egemenliğine el konulmasına ve bağımsızlıktan mahrum kılınmaya göz yummayacaktır. Gerekirse yine gerçek yöntemine göre saptanacaktır !..
Ulusal egemenliği tartışmaya açanların, bu gerçeği hiç bir zaman unutmamalarında büyük fayda vardır !..