SALKIM HANIMIN ÇOCUKLARI - Hüseyin Mümtaz
Salkım Hanım’ın cümle sülâlesi; torun torba, çoluk çocuk yine sokaklara dökülüverdiler. Geceleri ıssız köşe başlarında peruğun ve bol boyalı suratların arkasına saklayamadıkları erkeksi sesleri ile kırmızı lambalı elektrik direkleri altında piyasa yapıyorlar. Geçen hafta; devletin anayasada kayıt altına alınmış niteliklerinden üniter yapısı Batman’daki ‘’Burası Türkiye değil, Kürdistan’’; laik yapısı da Cuma çıkışı Hizbüttahrir gösterisi sırasında güvenlik güçlerinin seyrettiği bir ortamda ayaklar altına alınmıştı. Şimdi de Salkım Hanım’ın Çocukları; milletin bölünmez bütünlüğüne el uzattılar. Aynı anda, tek merkezden düğmeye basılmış gibi piyasayı 6-7 Eylül olaylarının belgeselleri, sergileri, konferansları, röportaj ve dizileri sardı. Salkım Hanım tekrar televizyonda vizyona sokuldu. Aktüel Dergisi âniden; eski bir diyanet işleri başkanının, Ermeni patriği ile kardeş olduğunu duyurdu; Sabah’ta Hırant Dink; ‘’Böyle daha 150.000 çocuk var’’ dedi.buscopan floridafriendlyplants.com buscopan plus
Hepsi; ‘’3 Ekim süreci’’ içinde hız kazandı.
Erdoğan, ‘’Devlet devletliğini yapmazsa evimizde mi oturacağız?’’ diyen Muhsin Yazıcıoğlu’na cevaben, ‘’Milleti sokağa dökmeye çalışıyorlar’’ dedi.
‘’Millet’’ Trabzon-TAYAD olayından beri zaten sokakta ..
‘’Halklar’’ aylardır sokağa dökülmüşken; ‘’milleti’’ evinde nasıl tutacaksınız?
Gül ise o hiç sinirlenmeyen, tek düze sesiyle; ‘’3 Ekim’e yaklaşırken böyle provokasyonları bekliyorduk’’ diyor.
Bekliyordunuz da ne yaptınız?
Asıl provokasyona gelmek, tahrikler karşısında hareketsiz kalmaktır. Reflekslerinizin sınandığını, ölçüldüğünü görmüyor musunuz?
Adım adım mevzi kazandıklarını sezmiyor musunuz?
Bakın ‘’istişarelerde bulunmak üzere’’ AB’ye çağrılan Baydemir; ‘’PKK ile Ordu aynı anda silah bıraksın’’ demiş.
Hangi ülkede görüldü tecritteki ağırlaştırılmış müebbet cezalısının yönettiği sokak ve siyaset hareketlerinin, ‘’demokratik özgürlük’’ diye nitelendiği?
Antakya’da elinde Türk bayrağıyla Cumhuriyet Alanı'ndaki Atatürk Anıtı önüne gelen 33 yaşındaki ayakkabı imalatçısı Cemal Kemal Karakuş, "Dağdaki eşkıyalar şehre inerek, Türk Askeri'ni öldürüyor. Biz insanız, onlar gibi cani değiliz. Türkiye'yi kimse bölemez. Allah için soruyorum, bunlara kim destek veriyor. Şehitlerimizin üstüne basılıyor, buna izin vermeyeceğiz. Kanımızın son damlasına kadar savaşacağız" diyor ve tutuklanıyor.
Giresun’da Vali ‘’tüfekli’’ halk oyununu ‘’yakışıksız gelenek’’ diye yasaklıyor.
Kartal’da Kaymakam ‘’halkı rahatsız ediyor’’ gerekçesiyle okullarda okunan İstiklal Marşı ve Andımız’ın hoparlörle dışarıya verilmesini yasaklıyor, ses düzeneklerini söktürüyor.
Ama ‘’İstanbul’a hilafet bayrağını dikeceğiz’’ diyen, Atatürk’ü ‘’Asrın en büyük müciri’’ ilan eden Hizbüttahrir Türkiye Vilayeti sözcüsüne bir şey yapılmıyor.
İstanbul Emniyet Müdürü şeriat gösterisi hareketsizliğini mazur göstermek için demiş ki; ‘’Çoluk çocuğa cop kaldıramazdık. Gafil avlandık.’’
İlâhi Cerrah Müdür…Bu yeni bir şey değil ki.. PKK, Cumartesi anneleri, TAYAD’cılar, İHD’ciler de geçmişte hep çocuk ve kadınları öne sürmemişler miydi?
Karşı tedbiriniz nerede?
Hizbüttahrircilere bir şey yapılmıyor ama 6-7 Eylül Rum mezalimi sergisini basanlara copla saldırılıyor.
Taşlar bağlanıp, itler serbest bırakılıyor.
Bekir Coşkun; ‘’Meğer 50 yıldır Tünel’in köşesinde bekliyorlarmış. 50 yıl sonra harekete geçip bu sefer sergiyi dağıttılar’’ diyor.
Salkım Hanımlar, salkım saçak her köşe başında her fırsattan istifade etmek için 1071’den beri bekliyorlar, o neden hiç ağırınıza gitmiyor Bekir Bey?
Gül’ün; ‘’Provokasyonları bekliyorduk’’ demesinin bir anlamı daha olabilir.
‘’Olayları kontrol ediyoruz’’ demektir bu.
‘’Kontrollü kriz yönetimi’’dir bunun adı.
Fakat, meselâ pazarlık masasında kuvvetli olmak için böyle ‘’kontrollü’’ manipülasyonları kullanacak devlet hiç ‘’Bir adım önde’’ olabilmek için peşinen elini açarak hiç konumunu zayıflatır mı?
Şu olay da mı gözlerinizi açmıyor?
Hürriyet’in 8 Eylül 2005 günlü haberi aynen şöyle:
‘’Cemaatsiz kilisede ayine izin-İstanbul dışında belirlenen 9 il ve ilçede süreli ayin yapılmasına karşın, diğer il ve ilçelerdeki günübirlik ayin taleplerinde son zamanlarda büyük artış yaşandığı saptanınca, üç bakanlığın katılımıyla bir toplantı yapıldı. Toplantıda alınan karar özetle şöyle: ‘İnanç turizmi kapsamında daha önce belirlenmiş olan yerler dışındaki il ve ilçelerde yapılmak istenen dini ayin talepleri için (fiziki koşullarının uygunluğu açısından) öncelikle Kültür Bakanlığı’nın görüşü alınacak. Kültür Bakanlığı’nın mekanın fiziki koşullarının uygunluğunu belirlemesinden sonra Dışişleri Bakanlığı’nın ’olumlu’ görüşü alınacak. Daha sonra talebin iletileceği İçişleri Bakanlığı, dini ayinlerin yapılmak istendiği yerlerde ’halk nezdinde oluşabilecek hassasiyete’ ilişkin mülki amirliklerin görüşünü aldıktan sonra nihai kararı verecek’ ‘’.
Yâni zurnanın zart dediği yer; ‘’dini ayinlerin yapılmak istendiği yerlerde ’halk nezdinde oluşabilecek hassasiyete’ ilişkin mülki amirliklerin görüşünün alınması’’ noktası..
Birkaç örneğini yukarıda sıraladığımız ‘’Vücut dilinden anlayan mülki âmirlerin’’ mebzul miktarda bulunduğu ülkemizde ‘’Halk hassastır’’ diye yukarıya görüş bildirecek âmir düşünebiliyor musunuz siz?
Hamam böcekleri sokakları kaplamış yürüyor.
Evlerimize, kapılarımıza dayandılar.
Ateş bacayı sardı.
Farkında değil misiniz?
Milleti evde nasıl tutacaksınız?
İşaret fişeklerini, aydınlatma mermilerini, çoban ateşlerini görmüyor musunuz?
8 Eylül 2005
“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA
57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA
57’İNCİ ALAY HERYERDE
HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”