Sağduyunun maddi temeli.. – Uluç Gürkan
Hükümet, ‘provokasyon’ olarak tanımladığı son günlerdeki terör örgütleri yanlısı gösterilerin nedenini doğru saptamalıdır. Başbakan Erdoğan, ‘Türkiye’nin AB üyeliği baltalanmak isteniyor’ diyor. Bu nedenle, ‘içeride ve dışarıda’ bu tür provokasyonların AB ile müzakerelerin başlayacağı 3 Ekim’e kadar süreceğini söylüyor. Bütün belirtiler, farklı gruplarca gerçekleştirilen son eylemlerin bir biçimde AB süreciyle bağlantılı olduğunu gösteriyor. Ancak bu bağlantı, son eylemlerle Türkiye’nin AB üyeliğinin engellemesinin amaçlandığı değerlendirmesini doğrulamıyor. arcoxia 90 mg wikipedia read arcoxia cenacialis sample coupon cialis coupon card cialis manufacturer coupon
DEHAP ve benzeri PKK yandaşı örgütler, Türkiye’nin AB üyeliğini engellemekden değil, tam aksine iyice pekiştirmekten yanadırlar. Bu durumda Türkiye üzerindeki ‘federatif yerinden yönetim’ baskısının giderek yoğunlaşacağını umuyorlar. Bu nedenle, son günlerdeki ‘PKK’ya ve Öcalan’a özgürlük’ eylemlerini bu doğrultuda ‘AB’yi devreye sokma’ oyunu olarak değerlendirmek gerekiyor.
Ön safta kadınların ve çocukların kullanıldığı sözde kitlesel gösteriler düzenleniyor. Böylece teröre ‘halk hareketi’, açık deyişiyle ‘Kürtlerin Türklere karşı başkaldırısı’ görüntüsüyle ‘etnik meşruiyet’ kazandırılmaya çalışılıyor. Güvenlik önlemleri de ‘Kürtler baskı altında, demokratik haklarını kullanamıyor’ yaygarasına malzeme yapılıyor.
Kitlesel bir ‘Türk-Kürt’ çatışması, sahnelenen oyunun can alıcı sahnesini oluşturuyor. Her türlü tahrik yapılarak bu çatışma çıkartılırsa AB’ye dönülecek ve ‘Bakın işte Türkler ile Kürtler bir arada yaşayamıyor, Türkler Kürtleri eziyor’ denilecek. Türkiye’nin ulusal birliği AB marifetiyle tartışmaya zorlanacak.
***
Devlet ve hükümet yetkililerinin ‘sağduyu’ çağrıları özellikle önemlidir. Bu koşullarda tahriklere kapılmak, oyuna gelmekle eş anlamlıdır.
Kişiler ve sivil toplum örgütleri, neye ne kadar öfkelenmiş olurlarsa olsunlar, yasaların kendilerine vermediği bir yetkiyi kullanmaya kalkmamalıdır. Herkes soğukkanlılığını sonuna kadar korumalıdır.
Bu konuda kimsenin en ufak bir tereddüdü yok. Olamaz da. Ancak, günümüz koşullarında ‘sağduyu’ çağrılarının yaşama geçmesi için sadece söz yetmez. Çağrıların ‘ete kemiğe’ bürünmesi ve geniş halk kitleleri için ikna edici ve güvenilir bir maddi temele oturması da gerekir.
Yasaların yetkili kıldığı devlet kurum ve kuruluşları kendini göstermeli ve güvenliği sağlamalıdır.
Son olaylarda bu konuda gözle görülür bir boşluk yaşanmıştır. İnsanların otobüslere doldurulup izin verilmeyen bir gösteri için şehirlerarası yollara dökülmesine izin verilmiş, bu arada İstanbul’un ‘meydan savaşları’ alanına çevrilmesine uzun süre seyirci kalınmıştır.
Bilecik Bozüyük’te ve diğer yerleşim birimlerinde yaşananlar bu boşluğun tahrik ettiği üzücü olaylardır.
Bu boşluk öncelikle giderilmelidir. ‘AB ne der’ kaygısı mutlaka aşılmalıdır. Güvenlik güçlerinin sağduyu adına seyirci konumunda tutulması, bir AB koşulu değildir.
Umarız, Başbakan Erdoğan’ın ‘olaylar 3 Ekim’e kadar sürecek’ yolundaki sözleri, bu konuda teslimiyeti bir kabul anlamına gelmiyordur. İstanbul’da ele geçirilen 130 kiloluk bomba ve Trabzon’da ortaya çıkarılan Avni Akel stadının havaya uçurulması planı, PKK’nın özellikle sözde ateşkesinin sona ereceği 20 Eylül’de neler yapabileceğinin ilk kanıtlarıdır.
Güvenlik boşluk kaldırmaz. Meclis, hükümet, güvenlik güçleri ve yargı görevini eksiksiz yapıyor olmalıdır.
Bunun için ivedilikle atılması gereken bir adım, terör yasasının İngiltere ve İspanya örneklerinden yararlanılarak AB standartlarına ters düşmeden yeniden düzenlenmesidir. Bu konudaki değişikliğin yasalaşması için TBMM’nin 3 Ekim’i beklemeden olağanüstü toplanması halinde, geniş halk kitleleri güvenlik boşluğu kaygısından kurtarabilir. Bu da ‘sağduyu’ çağrıları için sağlıklı bir maddi temel oluşturabilir.