AB sözünü tutmadı , tutmuyor, tutmayacak
Helsinki'de Kıbrıs'ın kriter olmayacağı söylenmişti GKRY 'nin tanınmasının Türkiye'ye koşul olarak gösterilemeyeceğini 1999 yılındaki Helsinki doruğunda ilan eden AB, bu söyleminden vazgeçti. Birlik, Türkiye'nin Rum gemi ve uçaklarına limanlarını açmasını istiyor. Bu 'de facto' tanıma anlamına geliyor. Gümrük Birliği Ek Protokolünü imzalayan ancak yayımladığı deklarasyonla Güney Kıbrıs'ı tanımadığını bildiren Türkiye, havaalanları ile limanlarını Rumlara açması için AB'nin ısrarıyla karşı karşıya.AB Komisyonu, Türkiye'nin havaalanlarıyla limanlarını Rumlara açması için iki mahkeme kararını emsal gösteriyor.
ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - 1999 Helsinki Doruğu'nda Türkiye'nin üyeliği için Kıbrıs'ın kriter olmayacağını taahhüt eden Avrupa Birliği (AB) sözlerini tutmadı.
Yayımladığı Çerçeve Müzakere Belgesi'nde ''Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilişkilerin normalleştirilmesini'' şart koşan AB, bu kez de hazırladığı karşı deklarasyon ile Rum gemi ve uçaklarının Türk limanlarına alınmasını istiyor.
AB, Kıbrıs konusunu Türkiye için her masada koz olarak kullanmayı sürdürüyor. Daha önce defalarca Kıbrıs'ın Türkiye'nin müzakere ve üyelik süreci için sorun teşkil etmeyeceğini taahhüt eden AB, önceki günkü Parlamento ve Dışişleri Komisyonu toplantılarında ''U'' dönüşü yaptı.
Türkiye'nin Ankara Anlaşması'nın ek protokolünü tek taraflı deklarasyon ile onaylamasının kabul edilemez olduğunu vurgulayan AB Dışişleri Bakanları, bu tutumun Türkiye'ye karşı açıklanacak deklarasyona yansıtılmasına da karar verdiler.
Avrupa Parlamentosu'nda alınan kararda ise Türkiye'nin 3 Ekim'de müzakerelere başlayabilmesi için önüne koyulan ''Gümrük Birliği Ek Protokolü'nün koşulsuz olarak imzalanması'' şartının yerine getirilmediği dile getirildi. Kararda, ''Kıbrıs Cumhuriyeti protokolden fiilen yararlanamayacaksa antlaşmanın gerekleri yerine gelmemiş olacaktır'' denilerek Kıbrıs şartı bir kez daha vurgulandı.
Metne kondu
AB, müzakere sürecini belirleyecek olan Çerçeve Müzakere Belgesi'nde de Kıbrıs'ı en önemli ölçüt olarak gösterdi. İlk olarak 17 Aralık Doruğu'ndan çıkan karar metnine Türkiye'nin Ankara Anlaşması'nın Ek Protokolü'nü Kıbrıs'ı da tanıyacak şekilde imzalaması zorunluluğunu getiren AB, çerçeve belgeye Kıbrıs sorununu müzakerelerin ilerleyebilmesi için koşul olarak koydu. Çerçeve metinde yer alan maddenin 4. paragrafında yer alan ifade ise şöyle:
''Türkiye'nin Kıbrıs sorununun BM çerçevesinde ve birliğin kurucu ilkelerine uygun olarak kapsamlı çözümünün sağlanmasına yönelik sürekli desteğinin, kapsamlı bir çözüm için uygun ortamın yaratılmasına katkıda bulunacak adımların atılması da dahil olmak üzere, devam etmesi ve Kıbrıs Cumhuriyeti dahil olmak üzere Türkiye ile AB üyesi devletler arasındaki ikili ilişkilerin normalleştirilmesi yönünde ilerleme kaydetmesi.''
'Limanlar Rumlara açılsın' baskısı
cnnturk.com 6 Eylül, 2005 09:59:00 (TSİ)
Gümrük Birliği Ek Protokolünü imzalayan ancak yayımladığı deklarasyonla Güney Kıbrıs'ı tanımadığını bildiren Türkiye, havaalanları ile limanlarını Rumlara açması için AB'nin ısrarıyla karşı karşıya.
AB Komisyonu, Türkiye'nin havaalanlarıyla limanlarını Rumlara açması için iki mahkeme kararını emsal gösteriyor.
Bunlardan biri 16 mart 1983'te Avusturya'nın İtalya'nın transit mallarına vergi koymasıyla ilgili ihtilaf, diğeri de 9 aralık 1997'de komisyonun Fransa aleyhine açtığı davada alınan karar.
Bu davada komisyon Fransız çiftçilerin ithal malları engellemesine Fransa'nın engel olmadığı suçlamasıyla dava açmış ve kazanmıştı. Bu karar İspanya ve İngiltere tarafından da desteklenmişti.
Lüksemburg'daki Avrupa Birliği Adalet Divanı, her iki olayda da malların serbest dolaşımının hiçbir şekilde ve gerekçe ile engellenemeyeceği kararını verdi.
AB Komisyonu şimdi bu iki kararı Türkiye'nin önüne koyarak, hukuki açıdan limanlarıyla havaalanlarını Rumlara açması gerektiğini savunuyor.
Buna karşılık Türkiye ihtilafın hukuki temelde ele alınmasına karşı çıkmayacak. Diğer bir deyişle AB Komisyonu'nun, mahkeme kararlarının netleştirilmesi amacıyla Divan'a gitmesi halinde Türkiye muhalefet etmeyecek. Mahkeme sürecinin iki yıl sürebileceği belirtiliyor.
Türkiye'nin deklarasyonu
3 ekimde AB ile müzakere masasına oturmaya hazırlanan Türkiye, Gümrük Birliği'ni aralarında Güney Kıbrıs'ın da bulunduğu 10 yeni üyeyle genişleten Ek Protokolü 29 temmuzda onaylamış, ancak protokolü imzalamanın Kıbrıs Rum kesimini tanıma anlamına gelmediğini bir deklarasyon ile ilan etmişti.
Deklarasyonun içeriği:
Türkiye siyasi çözüm için kararlılığını sürdürmektedir
Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık devleti değildir
Türkiye için Rum tarafı Kıbrıs Türk tarafını temsil etmemektedir
Türkiye KKTC ile ilişkilerini değiştirmeyecektir
Türkiye bu Protokolle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni herhangi bir şekilde tanımış olmayacaktır
Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile ilişkiler tesis etmeye hazırdır
AB deklarasyonu haftaya belli olacak
Geçtiğimiz hafta Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonuna yanıt vermeyi kararlaştırılan Avrupa Birliği ise, karşı deklarasyonun metni konusunda uzlaşamadı.
Galler'in Newport kentinde toplanan AB dışişleri bakanları taslak metin üzerinde uzlaşamayınca görüşmeyi 7 eylüle erteledi. AB Dönem Başkanı İngiltere'nin Dışişleri Bakanı Jack Straw, taslak metin üzerinde geniş bir kabul olduğunu ancak oybirliği sağlanamadığını belirtti.
Son dönemde Türkiye'nin Güney Kıbrıs konusundaki duruşunu netleştirmesi ve Rum kesimini tanıması yönündeki baskılarını artıran Fransa'nın erteleme kararında etkili olduğu belirtiliyor.
Jack Straw, 3 ekimde müzakerelerin başlamasının önünde bir engel olmadığını söyledi. Basına sızan taslağın içeriği ise şöyle:
AB, Türkiye'nin limanlarını ve havaalanlarını Rumlara açmasını istiyor
AB, Türkiye'nin bu konudaki yükümlülüklerini 2006'da yerine getirip getirmediğini izlemeye alacak
Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda ilgili başlıklarda müzakereler başlatılmayacak
Kıbrıs ile hukuki ilişkilerin en kısa zamanda normalleştirilmesi ve Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı tanıması dolaylı olarak isteniyor
Türkiye'nin Kıbrıs Deklarasyonu 'üzüntü verici' bulunurken, bunun tek taraflı olduğu, Türkiye'nin yerine getirmesi gereken yükümlülükleri hukuki olarak etkilemediği belirtiliyor