Ekonomi4 Eylül 2005 00:00

İktidar Kim? - Doç. Dr. Mete Gündoğan

Yabancıların bankacılık sistemine hakim olması öyle alelade bir olay değildir. Bankacılık sisteminin akabinde, pazarların ele geçirilmesi gelir. Bu kapitülasyonlardan daha ağır sonuçlar doğurabilir. Bu durumu, ülkenin fiili olarak düşman işgaline girmesi ile kıyaslamak yanlış olmaz. Para ve finans piyasalarının yabancıların eline geçmesini üç açıdan değerlendirmek gerekir. Öncelikle ülkemizde cari olan bankacılık sistemi, modern batı bankacılığının kötü bir kopyasıdır. Modern batı bankacılığının temeli ise gerçek dışı varsayımlara, daha sert bir ifade ile “hile”ye dayanır. claritin mazilo claritin tablete claritin maziloarcoxia 90 mg wikipedia read arcoxia cenacialis walgreen coupon site cialis coupon

1600’lü yılların sonlarında başlayan modern batı bankacılığı, kendisinde var olmayan parayı kredi olarak kullandırtarak, piyasadaki paranın mal ve hizmet karşılığı olmadan fiktif olarak büyümesine sebep olur. Toplamış olduğu mevduatın yaklaşık 4 ila 10 katını adeta hayali kredi olarak kullandırır. Herkesin aynı anda bankalara giderek paralarını çekmeyeceği varsayımından hareketle bunu yapar. İşte bu varsayım bankaların büyülü gücünü oluşturur. Böyle bir mekanizmanın kendisi tartışmalı iken, bunun yabancılara kullandırılması çok tehlikeli sonuçlar doğuracaktır.

İkinci husus, modern toplumlarda kişilerin bütün “alış-veriş”lerini bankalar vasıtasıyla yapar hale gelmesidir. Maaşlar bankalara yatar. Bankaların çek defterlerini ve kartlarını kullanırız. Aldığımız kredilere karşılık emlakimizi bankalara ipotek ettiririz ve bankalara her türlü maddi bilgilerimizi veririz. Finansman ihtiyacımızı ve nakit yönetimimizi genellikle bankalara yaptırırız. Bunlarla birlikte tasarruflarımızı da bankalarda tutarız. Yani bankalar mevduat toplar.

Şimdi tüm bu anlattıklarımız, ülkemizde reel sektörü destekleyen finans sektörünün ana omurgasını oluşturur. Bu ana omurganın yabancıların elinde olması, neredeyse tüm ticaretin dolaylı olarak onların kontrolünde olması anlamına gelir. Bu durum ise, bazı sektörlerde ayrıcalıklı olmayı ifade eden kapitülasyonlardan daha ağırdır.

Üçüncü husus da şudur. Bankalar ve finans piyasaları ülkedeki kalkınmanın itici ve yönlendirici gücüdür. Diyelim ki siz Hükümet olarak kimya sanayiinde kalkınmayı kendinize politika edindiniz. “Devlet üretim yapmaz”, “devlet sanayici olmaz” vb. gibi zırvalıklara da inandırılmışsınız. O takdirde, politikalarınızı yönlendirecek olan finans piyasalarıdır. Eğer bankalar kimya sanayiine değil de eğlence sektörüne kredi verirse, sizin politikalarınız beş kuruş etmez. O ülkede eğlence sektörü canlanır, sizin politikalarınız doğrultusunda kimya sektörü değil. Dolayısıyla bankaların gücü, ülkede kanun yapıcıların gücünün üzerindedir.

Bütün bunların yanısıra, bankacılık sistemi ülkedeki her pazarı ve o pazara hakim olan şirketleri bilir. Eğer bu yabancıların eline geçerse, ülkenin pazarlarını işgal etmek, onlar için işten bile değildir. İşte şimdi sıra, dün de ifade ettiğim gibi, bu pazarları ele geçirmeye gelmiştir.

Son söz; Kanada eski Başbakanı McKenzie’nin veciz ifadesi hâlâ kulaklarımızda çınlıyor: “Bir ülkede para sistemi başkalarının eline geçmiş ise, artık o ülkede kanunları kimin yaptığı ve kimlerin hükümet olduğu hiç önemli değildir”.
Nereye gidiyoruz, farkında mısınız?