Siyaset24 Ocak 2005 00:00

Ulus devlet gerçekten kayboluyor mu? - Erol Manisalı

Çok defa teknik bir hata yapılıyor. Bu hata bazen bilgi yetersizliğinden, bazen statik analizlere saplanıp kalmaktan, bazen de siyasi önyargılardan kaynaklanıyor. ''Artık her şey ulus-devlet sınırları ve anlayışı dışında oluyor; ulus-devlet kalmadı; uluslarüstü düzen esastır'' düşüncesi ile ortaya konuyor. acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadanew prescription coupons sporturfintl.com online cialis couponscialis coupons printable blog.suntekusa.com discount prescription drug cardcialis forum cialis prodaja cialis bez receptafusidinezuur voetschimmel read fusidinezuur acnemicardisplus 80/25 mg click micardis plus 80 12.5 mg

1) Kimi zaman ''küreselleşmenin esas olduğu ve küreselliğin her şeyi belirlediği; bunun da olabileceklerin en iyisi olduğu'' yaklaşımı ile bu görüş savunuluyor.

2) Kimi zaman da liberal piyasa ekonomisi esas alınırsa her şeyin rahatlıkla çözüleceğini, liberal düzenin her şeyi halledeceğini düşünüyorlar. ''Devletin hele 'ulus-devlet' in bu işe hiç bulaşmaması gerekir'' yaklaşımı içinde ulusal kimliği ortadan kaldırmaya çalıştıklarına tanık oluyoruz.

3) Bir üçüncü grup var ki bunlar,

- bazen Türkiye AB ilişkilerini değerlendirirken,

- bazen de AB'nin iç yapısını ele alırken ''ulus devletin nasıl ortadan kalktığının en güzel örneğini'' sunduklarını zannediyorlar.

Bu üç grup da aslında Batı kapitalizmini ve liberal piyasa ekonomisini esas aldıkları için tek bir paydada bütünleşirler.

''Liberal piyasa düzeninin'' her şeyi çözeceğini savunan (ve dayatan) Batı kapitalizminin ve emperyalizminin felsefesini savunmuş oluyorlar. Batı bu yaklaşımı, ''kendi dışındaki dünya'' için öngörmekte ve dayatmaktadır. Batı'nın şirketlerine, askerlerine hatta din adamlarına tamamen açık ve korumasız bir dünya istiyorlar.

Türkiye'den yeni askeri üsler isteyen ABD ve şirketlerine yeni imtiyazlar sağlayan AB, ''karşılarında liberal, kendi halkının iktisadi, askeri, siyasi çıkarlarını korumayan; sadece Batı'nın şirketlerine, askerlerine ve din adamlarına özgürlük tanıyan'' bir dünya görmek ve kurmak istiyor.

Ya Avrupa'daki durum nasıl?

Avrupa Birliği Türkiye'deki bazı düşünürler tarafından ''ulus devletin nasıl ortadan kaldırıldığının adeta bir kalesi olarak'' gösterilmektedir. Oysa olay bu gösterilmek istenenden tamamen aksi yöndedir.

1) AB'de yürütülen ortak ve uluslarüstü politikalar ''ulus devleti güçlendiren ikinci bir kalkan işlevi görür''.

- Ortak sanayi politikaları Fransız, Alman, İtalyan şirketlerinin (ve uluslarının) çıkarlarının Türkiye'de, Çin'de, Hindistan'da daha iyi korunmasına yol açar.

- Ortak tarım politikası İngiliz, Alman, İspanyol, Fransız çiftçilerinin kazançlarını arttırır.

- Ortak dış ticaret politikası AB'nin iktisadi çıkarlarının her alanda korunmasına yol açar.

Kısacası, ulus-devlet şemsiyesi üzerine ikinci kat bir koruma çatısı kurularak ulus-devlet bu çatı içinde güçlendirilmiş olur. Devletlerin temsilcileri, kendi köylülerinin, işçilerinin ve sanayicilerinin çıkarlarını korumak için Brüksel'de dişe diş kavga ederler.

2) Fransa, Almanya, İspanya, İtalya ve İsveç tek başlarına ABD veya Japonya karşısında geri kalacaklarını gördüklerinden, ''ulusal çıkarlarını daha iyi koruyabilmek için AB şemsiyesi altına girmişlerdir''.

Avrupa ülkeleri, ''Batı kapitalizminin üyeleri olarak, kendi ulusal çıkarlarını (ve kazançlarını) yükseltebilmek için'' aralarında işbirliği yapıyorlar. Yoksa siz bunları 'Kızılay Cemiyeti' mi sandınız! Ya da kasten mi öyle göstermek istiyorsunuz.

3) İşin teknik ve akademik boyutunu ele aldığımız zaman ise şu gerçeği görüyoruz; Avrupa Birliği'nin üye devletleri ile AB bütünlüğü arasında bir ''tamamlaşma'' söz konusudur. AB çatısı, ''ulus-devletlere rağmen değil, ulus devletlerin çıkarlarının daha iyi korunması için'' kurulmuştur. Dolayısıyla, bu çatının kurulmuş olması ''ulus devletin ortadan kalktığının değil aksine güçlendiğinin göstergesidir.

Teknik (ve akademik) olarak baktığımız zaman ''AB çatısının, üye devletlere dışsallıklar yaratarak'' ulus devletleri güçlendirdiğini görüyoruz. Maastricht Antlaşması'ndan bugüne kadar geçen dönemdeki uygulamalar bu sonucu doğurdu.

AB ile ''ulus devlet ortadan kalktı'' diyenlerin anlayamadıkları şey şu oluyor; örneğin AB'de ortak dış ticaret veya ortak tarım politikasının yürütülmesinin, ''Ulusal dış ticaret veya tarım politikası ortadan kalktı, o halde ulus devlet ortadan kalktı'' biçiminde görmelerinden kaynaklanıyor. Aksine bu tür ortak politikalar, Fransız ya da Alman kimliğinin ulusal çıkarlarının, ABD'ye, Japonya'ya, Çin'e ve Türkiye'ye karşı daha iyi korunabilmesinden dolayı uygulanıyor.

Diğer bir deyişle ortak çatı, ''ulusal çıkar üzerinde dışsallık yaratıyor''. AB olmasa Airbus bu kadar gelişemezdi, Fransız ya da İngiliz uçak sanayii kendi ulusal kimlikleri ile bu kadar öne çıkmazlardı. AB ortak çatısı, ulus devletin siyasi, iktisadi ve kültürel olarak daha iyi beslenmesine yol açmaktadır.

Airbus'un yeni 550 kişilik dev uçağını Schröder, Chirac ve Blair yan yana sunarken bunu Alman, Fransız ve İngiliz kimlikleri ile pazarlıyorlar. AB altında birleşmeseler bu resim çektirilemezdi.

Ulus devlet kalktı diyenler mi? Bu görüşün esas sahibi Batı kapitalizmi ve emperyalizmidir. Önüne bir engel çıkmasın, kendi yaptığını karşısındakiler yapmasın diye, hepsi bu....