Siyaset2 Eylül 2005 00:00

Aydın mı? Aydın Havası mı? Erol Manisalı

Aydın kimdir? Donanımlı, görgülü, yabancı dil bilir, dünyayı görmüş, mesleği olan bir insan mı? İstanbul''da iyi bir lise (veya kolej) eğitimi gördükten sonra İTÜ''den mezun olup büyük bir şirkette çalışan bir mühendis düşünelim. Evinde Formula 1''i izledikten sonra ''''yalan veya mafya rüzgârlarına ilişkin bir diziyi televizyonda seyrederek'''' geceyi bitiren biri olsun. İki dil biliyor, çokuluslu bir şirkette çalışıyor, dünyayı görmüş, sadece kendisi, ailesi ve şirketi ile ilgilenen biri. Daha ne olsun? cialis coupons printable blog.suntekusa.com discount prescription drug carddiscount card prescription discount prescription coupons prescription drugs discount cards

Günümüz ölçüsünde bu insana ''''okur-yazar, cahil olmayan biri'''' demek uygun düşer. Aydın ya da entelektüel, kişisel yaşamı ve çalıştığı kurum dışında, ''''toplumla da alış-verişi olan insandır'''' . Aydında ''''toplum yararı'''' esastır.

Bir insanın aydın (veya entelektüel) kimliğinin olabilmesi için topluma bir şeyler vermesi gerekir. Kendi şahsı ve kurumu (şirket) içinde sıkışıp kalmış biri hangi donanıma sahip olursa olsun bu anlamda bir aydın değildir.

Aydının ''''aydınlığı'''' , kendi önünü görmesinden çok başkalarını aydınlatması içindir. Işığını, sadece kendi yolunu görmek için kullanan biri aydın sayılmaz.

Türkiye''de aydın dendiği zaman, görüş ve değerlendirmelerini toplumla paylaşanlar anlaşılır. Yazarak, konuşarak, bilgisayar ortamına girerek, sanat eserleri üreterek bu iletişim sağlanmış olur.

Aslında bütün bunlar yine de işin nesnel, teknik ve kuru tarifinden başka bir şey değildir. Aydın ve daha ileri giderek ''''düşünür'''' olmasının çok daha özel koşulları vardır. Hele Türkiye gibi ülkelerde...

Bizde aydın olmak...
Türkiye''de aydın (ve düşünür) olmak nesnel özellikler yanında çok özel koşulları gerektirir. ABD''de popüler bir sosyoloji profesörü Mr. Johnson için ''''Bush yönetimini hiç sevmese bile'''' , Amerika''nın bir küresel lider olarak uluslararası düzeni güç kullanarak belirlemesi, doğal bir olaydır. Cumhuriyetçi Parti karşıtı bir liberal olsa bile örtülü faşizmi içinde taşıması ''''yaşadığı sistemin'''' vazgeçilmez bir sonucudur.

Türkiye''deki bir düşünür için durum farklıdır. Türk düşünür, ABD''nin dünya egemenliğini doğal ve olağan bir durum olarak göremez, görmemelidir. Çünkü ABD''nin küresel egemenliği demokrasiye, insan haklarına, refahın dünyada uygun paylaşımına engeldir.

Türkiye''deki bir düşünür, liberal ekonomik düzeni savunursa farkında olmadan (veya olarak) sömürgeciliği ve faşizmi savunmuş olur. Çünkü Türkiye''de liberal düzen uygulanırsa ekonomi yabancı şirketlerin denetimine girer; daha sonra siyasi, askeri ve bürokratik yaşamın dış denetim altına girmesi bunu izler. Ülke sonunda bir sömürge olur.

''Aydın''ı oynayanlar...
Ama birileri ''aydın'' ı oynayabilirler. ''''Ne yapalım, ABD ve AB birçok şeye sahipler.'''' Birçok patron onlara bağlanmış. Bizim kişisel olarak iyi yaşamamız, ''''itibar görmemiz'''' için onların çıkarlarını desteklememiz gerekiyor.

- Batı''nın dev tekellerinin Türkiye''yi işgallerini desteklemeliyiz.

- AB Türkiye''yi arka bahçesi yaparken ''''AB''ye giriyoruz'''' yalanını sürdürmeliyiz.

- Kıbrıs verilirken Bakû''ya uçak uçtu, ''''Uçtu uçtu kuş uçtu'''' diyerek Kıbrıs''ta her şey çok güzel teranesini yürütmeliyiz.

- Dış ticaret açığı 40 milyar dolara dayanırken ''''ihracat artıyor'''' diye halkı kandırmalıyız.

- Türkiye''nin en büyük iktisadi kuruluşları yabancı şirketlere peşkeş çekilirken ''Formula 1'' lerle halkı oyalamalıyız.

''Aydın'' ı oynayanlar, Osmanlı''nın son dönemindeki gibi dış odakların kucağına oturmuş bulunuyorlar. Sahte aydınlar kimi patronlara, gayri milli sermaye de Türkiye''nin sömürgeleştirilmesine hizmet ediyorlar.

Bizdeki kimi aydınlar mı? Onlar halkı ''Aydın Havası'' ile oyalayan sahtekârlardır. Aydınlatmaları sadece şahsi çıkarları içindir, halk için değil... Halka karşı ise gerçekte karartma uygulayanlardır bunlar...