Siyaset1 Eylül 2005 00:00

‘Endülüsleşme’ süreci - Orhan Erdil

Aşağıdaki yazısı 15 Haziran’da kaleme almıştık. O günden bugüne Türkiye hızla “iki milletli” bir devlete doğru sürüklenmeye başladı. Sözkonusu yazımızdakiendişelerimizi doğrular mahiyette gelişmeler mevcut.Hafızalarımızı tazelemek için aynı yazıyı tekrar yayınlamakta fayda görüyoruz.Değerli şair İsmet Özel bir televizyon programında; “1071 Malazgirt Zaferi Anadolu’nun Türkler tarafından birinci defa vatan yapılmasıdır. İstiklal Savaşı ise ikinci kez vatan yapılması. Türkler üçüncü kez böyle bir fırsatbulamayacaklardır” dedi.acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadacialis manufacturer coupon open drug coupon cardescitalopram i alkohol escitalopram tbl escitalopram i alkoholclaritin mazilo claritinekombo claritin mazilobuscopan link buscopan pluskamagra kamagra 100mg kamagra gel

Özel’in bu tesbiti gerçekten ürpertici ve dehşetli.

Anadolu’nun Türkler tarafından “üçüncü kez vatanlaştırılması fırsatının
olmayacağı” şeklindeki çıkarım, aynı zamanda Türkler’in “vatanlarını kaybetme”
tehlikesini de içeriyor. Bu bir yakın tehlikedir.

Bu tehlike yeni bir “Endülüsleşme”yi ifade ediyor.

“Vatanlaşma” niteliğini kaybeden bir coğrafyanın kaderi Endülüsleşmedir!

Bilindiği gibi Emeviler İspanya’da Sevilla, Granada, Kurtuba, Malaga gibi
şehirlerin bulunduğu Endülüs bölgesinde 8. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar hüküm
sürmüşler ve dünyanın en ileri medeniyetini yaratmışlardı. İbn-i Rüst, İbn-i
Hazm, İbn-i Bacce ve İbn-i Tufeyl bugünkü entelektüel birikim üzerinde dahi
ciddi etkileri olan düşünürler Endülüs’teki Emevi medeniyetinin ürünüydü.

Rönesans’a temel olan Antik çağa ait aydınlanma kaynakları Farabi ve İbn-i Sina
gibi Türk-İslam düşünürleri aracılığıyla Endülüslü filozoflar tarafından Batı’ya
ulaştırılmıştı. Orta Çağ’ın yıkılarak Rönesans’ın başlamasındaki en temel
rollerden birisi Endülüs Emevilerine aittir.

Peki bugünkü medeniyetin oluşumunda çok ciddi evrensel katkıları olan Endülüs
Emevilerinin sonu ne oldu?

Emeviler 700 sene kaldıkları, günümüzde hala izleri bulunan medeniyet inşa
ettiği Endülüs’ten savaş yoluyla çıkarılmak zorunda kaldılar. Endülüs’teki
Müslümanlara, tarihi ve kültürel değerlere karşı acımasız bir katliam-soykırım
yapıldı. Çok az Müslüman canını kurtararak Osmanlı İmparatorluğu’na sığınabildi.

Bugün Endülüs ve çevresindeki coğrafyada; bu bölgede bir İslam medeniyetinin
izlerine rastlayabilmek mümkün değildir. Çünkü bölge sadece insan unsurundan
(Müslümanlardan) arındırılmadı; bölgeyi Müslümanlar için “vatan” yapan sembol ve
değerlerden de arındırıldı. İspanya’da İslam’a ait hiçbir iz bırakılmadı.

700 sene süren bir medeniyetten nasıl olur da herhangi bir iz kalmaz?

Endülüs örneğinde görüldüğü gibi gayet kolay kalmayabiliyor. Üstelik izleri
silmek için öyle uzun bir süreye de gerek yok.

Yaşadığımız süreçte, “Anadolu’nun üçüncü kez vatanlaştırılması fırsatının
olmayacağı” gibi bir tehlike sözkonusu. Yani Türkiye’nin, Anadolu’nun
“Endülüsleştirilmesi” gibi bir program içeriden ve dışarıdan uygulanmaya
konulmuş durumda.

Belki Endülüs’te olduğu gibi kişiler fiziki katliama uğramayacak ama, zihni ve
kültürel katliama maruz kalarak ‘mankurtlaştırılacak’, İsmet Özel’in ifadesiyle
“millet olma şuurundan uzaklaşacak” ve Anadolu “vatan” değil de alalade bir
coğrafya olarak algılanacak. (Geçmişte lügatımızda rahmetli Remzi Oğuz Arık’ın
yerleştirdiği ‘coğrafyanın vatanlaştırılması’ gibi ideal içeren kavramlar
bulunurdu. Şimdi ise ‘vatanın coğrafyalılaştırılması’ girdi birilerinin ‘ideal
içeren belleklerine’!)

Bu amaca matuf olarak pek çok karine gösterilebilir. Yazımızın konusu o değil.

Sadece bir zihniyetin yapısı ve amaçlarına işaret etmek istedik.

Bu toprakları bin yıldan fazla yaşamamız geleceğimiz için garanti değil.
Geleceğimizin garantisi coğrafyanın her milimetresini değer ve kimliğimizle
vatanlaştırabilmek, koza gibi işlemektir.

Bu topraklardaki üniversitelerden medyaya, kamu kurumlarından sivil toplum
kuruluşlarına, sermayeden bankalara kadar her alanda değer ve kimliklerimizle
dönüştüremezsek, Anadolu sadece bir coğrafya olmaktan öte bir anlam
taşımayacaktır.

Bunun anlamı ise ‘Türkiye’nin Endülüsleşmesi’ demektir.