Umudunu Amerika'ya bağlayanlar - Savaş Süzal
Amerika, tarihinde, iç ve dış politikaları nedeniyle inişler ve çıkışlar yaşamış bir ülke. Benim gördüğüm ve özellikle son zamanlar da hissettiğim bu süper güç, çıktığı zirveden iniş yolunu tutmuş gibi. Hani Amerika tarafından iktidara getirilenler veya kaderini Amerika’nın talimatına bağlayanlar varsa, onlara bir iyiliğim dokunsun diyorum da. Şimdiden tedbirlerini alsınlar diye söylüyorum. Geçmişte ABD, iktidara taşıdığı Markos’u, İran Şahını, Saddam Hüseyin’i, Noriega’yı, Osama Bin Laden’i ve öteki dünya liderlerini de bozuk para gibi harcamıştı da. Süper güç, Amerikan ekonomisinde iki itici güç vardır. Birincisi, Oto ve Savunma sanayiinin oluşturduğu, Ağır sanayii. İkincisi de elektronik, teknoloji ve hizmetler.naproxennatrium site naproxen kruidvatfusidinezuur voetschimmel read fusidinezuur acnesymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenakamagra link kamagra gel
Savunma Sanayiine gelince. Son yıllarda özellikle Irak ve Afganistan’da görüldü ki, elinizde her türlü teknoloji ve gelişmiş silahlar olmasına karşılık, ölmeye karar vermiş insanlar kadar hiçbiri etkili değil. Zira her ordu ele geçirmek istediği ve bombaladığı yeri en sonunda işgal etmek zorundadır. Sovyetler Birliği’nin Afganistan’da yaşadıkları ile Amerika’nın Vietnam, Afganistan ve Irak deneyleri bunun en güzel örneği.
Elektronik ve hizmet alanında, AB ve öteki Asya ülkeleri ABD’nin önüne geçti. Bu konuda da Japonlar ve Hintlilerin yanısıra Çin aldı başını gidiyor. Bugün elinize aldığınız herhangibir elektronik aletin arkasında Çin malı olduğu yazar. Çin yalnızca bu teknoljiyi kapmakla kalmıyor aynı zamanda ucuza ve daha kolay çalışır hale de getiriyor. Hizmet alanında ise işçiliğin yüksek olduğu Amerika bu alanda da gerilemiş durumda. En basit örnek bizdeki otellerin lüksü ve teknolojisi inanın Amerikan otellerinde yok.
Federal bütçe açığı, 485 milyar doları buldu. İşin garibi, Çin’in elindeki Amerikan dolar rezerv miktarı kadar bu açık. Enflasyon tırmanmaya başladı. Federal Rezerv faiz hadlerini artıyor. Bu da inşaat sektörünün sonu demektir. Amerikalı zenginler ülke içine yatırım yapma yerine Türkiye gibi kolay para kazandıkları ülkelerin borsalarında oynuyor rulet oynar gibi. Yani bir paralarını çekseler hani bizim borsa anında göçer gider.
ABD ekonomisinde orta sınıf yok oluyor. Dün yeni yayınlanan bir veride yoksulluğun arttığı yazıyordu. Gerçi onların yoksulu bizimkilere benzemiyor ama. Sosyal sigorta sistemi reform geçirmediği için göçecek deniyor. Din ülke siyasetine etkinliğini artırdı. Yani gericilik burada da etken bir faktör. Bunlar hayra alamet değil.
Bu yazıda değinmek istediğim ikinci konu, AB konusundaki gelişmeler. Bizim aylardır yazıp uyarışarımıza bazı yalakalar, Batı ve Avrupa düşmanlığı ile suçlamışlardı ya, şimdilerde tokat yedikçe sesleri çıkmıyor. Ne acı, adım adım ne dediysek aynısı ve daha da kötüsü oluyor. Bir devletin ağırlığı vardır. Bir devletin ve ulusunun onuru vardır. Politikacıların gururu ve onuru olmayabilir ama ülkesini düşünmek zorundadır. Biz ne yazıkki bir kaç yıldır bu iki önemli noktayı unutmuş, yitirmiş gibiyiz.
AB konusunda Fransa’ya Airbus rüşveti, öteki AB ülkelerine çeşitli ihaleler vererek kafaya aldığını sanan Erdoğan hükümeti darbe üzerine darbe yiyor. Ama her yenilgiyi başarı gibi göstermede de üstlerine yok. Bir zamanlar sıkıyönetim denetiminden şikayet eden İstanbul basını bunları yayınlamıyor veya yayınlıyamıyor kendi kendilerine sansür uyguluyor. Ama, birazcık yabancı dil bilenler, Avrupa gazetelerinde veya öteki basın yayın organlarından bunları öğrenebilirler. Okudukça önce sinirlenerek bunlardan neden Türklerin haberi olmuyor diye aklınızdan geçirerek.
Gurur diye bir şey de bırakmadılar, çocukla oynar gibi gururumuzla oynuyorlar. Peki ağırlık? O da yok. Tüm bunlar, içime işlediği için yazıyorum. Hani askerlerimizin kafasına torba geçirildiği zaman da o acı içime işlemişti. Bu arada 30 Ağustos kutlamaları sırasında Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Özkök’ün bu hükümetten memnun oldukları yolunda çıkan bir haber ve ardından Genel Kurmay’ın bu haberi yalanlaması. Kusuruma bakmasınlar ama Genel Kurmay’ın açıklaması da beni tatmin etmedi. Peki Özkök’ün yanlış anlaşılan sözlerinin aslı neydi acaba. Acaba Paşa ne demişti de bu açıklamayı basın değiştirmiş, Özkök paşa siyasi konuşma yapmaz demekle olmuyor.
Ama gerçeklerin yazılamadığı bu günlerde artık birilerinin bunları da yazması gerektiğine inanıyorum. Haksız mıyım?