Irak bölünürken.. Uluç GÜRKAN
Önümüzdeki günler, Türkiye’yi Irak oyununa dahil etmeye yönelik çok sayıda değişik girişim ve öneriye gebedir. Bunun ilginç bir örneğini, kısa bir süre önce TRT muhabiri olarak Kuzey Irak’ta bulunan oğlum Devrim’den dinledim. Bilgi almak için konuştuğu Anayasa Yazım Komisyonu’nun Şii bir üyesi anlatmış. Komisyonda Sünniler ile Kürt üyeler arasındaki tartışmanın alevlendiği bir sırada bir Sünni üye patlıyor. ‘Saddam için savaşmadık ama Kerkük için savaşırız. Amerikalılar sizi sonsuza kadar koruyamaz’ diyor. Kürt üyenin yanıtı ‘O zaman biz de Türkiye’yle birleşiriz. Kerkük’ü sizle paylaşacağımıza Türklerle paylaşırız. Siz de hem bizimle hem de Türk ordusuyla savaşırsınız’ biçiminde oluyor. levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetesdiscount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialis
Irak, 2003 yılındaki ABD işgali sonrasında fiilen bölündü. Önce, Şii ve Sünni Araplar ile Kürtler birbirinden ayrıştırıldı. Ardından sıra ayrışmanın resmileştirilmesine geldi.
15 Ekim’de halk oyuna sunulacak anayasa taslağı, bölünmenin hukuki altyapısını hazırlıyor. Irak için Şii ve Sünni Araplar ile Kürtlere ayrı devlet yetkileri tanıyan ‘gevşek federasyon’ öngörüyor.
Anayasa taslağında ayrıca, demokratik düzen kurulması da hedeflenmiyor.
Bakmayın siz ABD Başkanı Bush’un Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’nin ‘ana parçası’ saydığı bu taslağı ‘bir İslam ülkesinin sahip olduğu en demokratik anayasa’ diye tanımlamasına.. Taslak İslam’ı Irak’ın resmi dini olarak kabul ediyor, şeriatı da ‘yasaların ana kaynağı’ olarak kabul ediyor.
Ötesinde, yasaların İslam’ın temel inançlarına uygunluğunu sağlamak amacıyla, Irak Federal Yüksek Mahkemesi’nde görev verilen mollalara, yasaları ‘veto yetkisi’ tanınıyor. Kadınların evlilik, boşanma ve miras konularındaki temel haklarını içeren ‘aile hukuku’ üzerinde karar verme yetkisi de din mahkemelerine bırakılıyor.
Hiç tartışması yok, Irak’ta İslam’a dayanan teokratik bir rejim kuruluyor. ABD’nin gözüne yeniden girdiği değerlendirmeleri yapılan Türkiye de bu anayasa taslağını, Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün ağzından ‘beklenenden iyi’ olarak nitelendiriyor.
Peki Türkiye, daha kötüsü olarak neyi bekliyordu da neyi neye göre daha iyi buldu, bu açıklanmıyor. Zaten, Irak’ın yeni anayasa taslağı Türkçeye de çevrilmiş değil. Üzerindeki tartışmalar da kısıtlı. Dışişleri Bakanlığı’nın ilgili dairesi dışında birkaç akademisyen ve gazetecinin merakıyla sınırlı kalıyor.
Irak’tan her söz edildiğinde, ‘Türkiye artık ezberini bozmalı’ klişesi sürekli yineleniyor ama, kimse Türkiye için yeni bir ulusal politika vizyonunu tartışmıyor.
Irak’ta anayasa taslağına, Şiiler ve Kürtler destek veriyor. Buna karşın Sünni Araplar karşı çıkıyor. Özellikle orta bölgelerindeki Sünniler, ‘federasyon’ öngören hiçbir çözüme ‘evet’ demiyor. Sünniler, ülkenin bölünmesiyle güneyde İran’ın etkisi altında kalacak Şiiler ile kuzeyde ABD kontrolünde kalacak Kürtler arasında sıkışıp kalmanın ötesinde, bu bölgelerdeki zengin petrol kaynaklarından da yoksun kalmaktan kaygı duyuyor.
Sünnilerin bu kaygısı, Irak’ta anayasa taslağının reddedilme olasılığını canlı kılıyor. Ülke genelindeki Şii ve Kürt seçmen çoğunluğu ‘evet’ dese de, Sünnilerin çoğunlukta oldukları seçim bölgelerinin en az üçünde üçte iki oranında ‘hayır’ oyu vermeleri halinde, Anayasa kabul edilmemiş oluyor.
Ancak, anayasanın reddedilmesi de Irak’ın bölünmesini önleyeceğe benzemiyor. Sünniler, hem Şiilerle, hem de Kürtlerle kanlı bıçaklılar. Irak’ı etnik ve dini temelde paramparça edecek bir iç savaş her an patlayabilir.
Türkiye ne yapmalı?
Hiç kuşkusuz, Irak’taki denklem ne kadar zor olursa olsun, Türkiye yanı başında giderek artacak bu gerilime seyirci kalamaz. Anlık tepkilerle de yetinemez. Aktif rol almaya hazır olmalıdır. Bu konuda gerektiğinde, ABD ile de karşı karşıya gelebileceğini öngören alternatifli senaryolar üzerinde dikkatle çalışmalıdır.
Önümüzdeki günler, Türkiye’yi Irak oyununa dahil etmeye yönelik çok sayıda değişik girişim ve öneriye gebedir. Bunun ilginç bir örneğini, kısa bir süre önce TRT muhabiri olarak Kuzey Irak’ta bulunan oğlum Devrim’den dinledim. Bilgi almak için konuştuğu Anayasa Yazım Komisyonu’nun Şii bir üyesi anlatmış.
Komisyonda Sünniler ile Kürt üyeler arasındaki tartışmanın alevlendiği bir sırada bir Sünni üye patlıyor. ‘Saddam için savaşmadık ama Kerkük için savaşırız. Amerikalılar sizi sonsuza kadar koruyamaz’ diyor. Kürt üyenin yanıtı ‘O zaman biz de Türkiye’yle birleşiriz. Kerkük’ü sizle paylaşacağımıza Türklerle paylaşırız. Siz de hem bizimle hem de Türk ordusuyla savaşırsınız’ biçiminde oluyor.
Anımsanacaktır, benzeri senaryolar 1991’deki Irak Savaşı sırasında da gündemdeydi. Irak’ın kuzeyinin gevşek bir federasyonla Türkiye ile birleştirilmesi, böylece İran’dan Irak’ın güneyine, oradan da Suriye ve Lübnan’a uzanacak Şii kuşağına karşı Türk-Kürt ittifakı oluşturulması hayalleri, ancak dönemin Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay’ın istifasıyla son bulmuştu.
Dönüp dolaşıp aynı açmazla karşı karşıya kalması Türkiye’nin kaderi olmamalıdır.