AB30 Ağustos 2005 00:00

Basiret dilenmeye devam; çünkü başka çare yok - Hasan Ünal

Abdullah Gül’ün suratından düşen bin parça. Ağzından çıkanlar zehir zemberek. ‘AB Türkiye’ye tarih verir; ama üyelik vermez’ dediği için Denktaş’ı sözleriyle adeta dövdü. Bunları söylemek Denktaş’a düşmezmiş... Abdullah Gül ve Ali Babacan’a göre, Türkiye’nin AB yolu güllük gülistan. Tarama süreci 3 Ekim’de başlayacak. Türkiye’nin toprağı, taşı, suyu, çamuru kısacası her şeyi altın olacak. Hafta sonunda BBC World kanalında Reporters programı Polonya’nın Silesia kömür bölgesindeki fakirlikten örnekler gösterdi. Daha önce çok sayıda kömür ocağının bulunduğu bu bölgede AB düzenlemeleri sonucu madenler kapatılmış.cialis 5mg prix en pharmacie http://cialis20mgsuisse.com/5mg/prix-en-pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciecoupons for cialis 2016 coupons for prescription drugs prescription drug cardsdiscount drug coupons click free discount prescription cardcialis manufacturer coupon drug coupon drug coupon cardescitalopram i alkohol go escitalopram i alkoholmicardisplus 80/25 mg ilkpirlantam.com micardis plus 80 12.5 mg

Az sayıda işçi işini koruyabilmiş. Günde bir dolar gelirle sokağa bırakılan binlerce ama binlerce aile aç, susuz ve çocuklarıyla sokakta. Açık ocaklarda çıkarılan kömür trenlerle nakledilirken, vagonlara atlayıp, kapaklarını açıyor ve yere dökülen kömürü çuvallara doldurarak satıyorlar.

Bir sektör oluşmuş. İnsanlar ‘hırsızlık’ yaptıklarını itiraf ediyorlar. Başka çareleri kalmadığını; daha önce madenlerde çalışarak doğru dürüst kazanç elde ettiklerini; bir zamanlar Solidarite hareketine mensup olduklarını; komünizme karşı çıkarken ülkeyi Japonya’ya çevireceklerinin vaat edildiğini; şimdi ise ekmek kırıntılarına muhtaç hale geldiklerini anlatıyorlar. Madenleri korumakla görevli kişiler bile bu hırsızlıklara anlayış gösterdiklerini itiraf ediyorlar. Tam manasıyla içler acısı bir fakirlik...

Bunlar AB üyesi Polonya’da oluyor. Üstelik Polonya’ya AB üyesi olacağı taa 1990’ların başlarında müjdelenmiş; üyeliğe hazırlama stratejisi çerçevesinde kaynak transferi yapılmış ve ardından da üyelik müzakereleri başlatılmıştı. Hani şu bizim AB propagandistlerinin ‘sürecin kendisi üyelikten önemli dedikleri şey’ tam manasıyla yaşanmıştı Polonya örneğinde. Ama bırakın süreci, üyelik bile fazla bir şey getirmemiş.

Kaldı ki, bizde böyle de olmayacak. Üyeliğe hazırlanma stratejisinde kaynak aktarılmayacak. Tarım ve yapısal politikaların daimi olarak dışında tutulacağız. Tarımda yaşayan milyonlarca insana para verilemeyecek. Ama tarım nüfusu AB’nin haksız rekabet koşullarından olumsuz etkilenecek. Yapısal politikaların da dışında olacağımız için fon almamız mümkün olamayacak. Ama her nedense, bizim liberal aydınlara ve Abdullah Gül gibi ne yapacağını şaşırmış intibaı verenlere göre bu süreç bizi refaha ve kurtuluşa götürecek!!!

Gül ve Babacan ikilisi 3 Ekim’in önünde her hangi bir engel olmadığını söylemekten yorulmadılar. AB tarafı da 3 Ekim önüne mazeret yığmaktan yorulacak gibi görünmüyor. Bir yandan Fransa, öte yandan Almanya’da iktidara gelmesi beklenen Merkel ve diğerleri sürekli olarak tarama sürecinin başlatılmasını engelleme çabaları içindeler. Ama bizimkilerde bir kendine güven, bir kendine güven...

En ufak bir şüphe izhar edeni paylıyorlar. AB’ye girmemizi istemeyen karanlık güçler. Yani Chirac, Merkel ve diğerleri mi oluyor? Kimbilir??? Bu arada liberal aydınlardan da havlu atmalar başladı. Onlarda mı karanlık güçlere katılıyorlar acaba?

Gül, 3 Ekim üzerinde kalın kara bulutlar oluştuğunu görüyor; ama bunu söyleyemez. AB yalanı piyasalarda bir balon oluşturdu ve 3 Ekim’de tarama süreci başlamazsa veya başlayıp da hemen sona ereceği anlaşılırsa bu balon patlayacak. Sonrasını düşünmek bile istemezler. Dönüşü olmayan bir çıkmaz sokak. AB liderlerinin basiretine Gül inanmasın da ne yapsın? Oysa yakın tarih ve Türkiye’nin AB macerasının tarihi aksine örneklerle dolu. Adamlar bizim lehimize söyledikleri her şeyi hemen unutmaya hazırlar. Ben Gül’ün Milli Görüş gömleğini çıkarmadan önce, mesela Bosna savaşı sırasında Batının iki yüzlülüğüne dair yaptığı konuşmaları hatırlıyorum. Herhalde bugünlerde ‘keşke, keşke’ diyerek kendisi de hatırlıyordur. O gömlek çıkınca basiret dilenmekten başka ne kalıyor?