Ekonomi29 Ağustos 2005 00:00

ABD kazanacak, diğerleri seyredecek Yüksek petrol fiyatları kimin işine geliyor?

Yükselen petrol fiyatları, milli gelir kalemlerinde fazla harcama oluşturmak suretiyle ithalatçı ülkelerin ekonomilerini, enflasyonu artırıcı etkisi ile de başta Türkiye olmak üzere bütçe açığını borçlanma ile kapatan ülkelerin ekonomilerini olumsuz etkiliyor. Petrolde yüzde 91 ithalata bağımlı olan Türkiye’de bir yandan tüketim artarken diğer yandan fiyatların yüksek seyretmesi, ödenen faturayı büyütüyor. Petrol ithalatı için 2005 yılının Ocak ayında 488 milyon dolar, Şubat’ta 436 milyon dolar, Mart’ta 666 milyon dolar, Nisan’da 728 milyon dolar, Mayıs’ta 754 milyon dolar, Haziran ayında 715 milyon dolar para ödendi. coupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cardsnaproxennatrium site naproxen kruidvatabilify abilify alkohol abilify

Yeni bir rekor kırarak 70 dolar seviyesine gelen petrol fiyatları başta ABD olmak üzere gelişmiş ülkeler trilyon dolarlar kazanıyor. Fatura ise Türkiye gibi ithalatçı ülkelere çıkıyor.

Petrol fiyatları dizginlenemeyen vahşi atlar gibi!..  Gerçekten de, 1974 ile 1979-1981 yıllarından sonra, üçüncü petrol şokunu veya krizini yaşıyoruz. Uluslararası piyasalarda sürekli yükselen ham petrolün varil fiyatı, sonunda 70 doları görerek yeni bir rekor kırdı.

Şimdi suçlu aranıyor!

Suçlu Irak mı, Çin mi, Bush mu ya da o’na destek veren Texaslı petrolcüler mi?

Uzmanlar ise; hızlı ve büyük kâr peşinde koşan yatırımcıların spekülasyon için petrolü ‘merkez nokta’ olarak gördüklerini söylüyor. Gerçekten öyle mi?

Ve işin kötüsü kış ayları yaklaşıyor. Çok karamsar senaryolar çizenler var. Başta ABD olmak üzere sanayileşmiş ülkelerin benzin talebi küresel bir ekonomik kriz başlatabilir. Zira ABD geçtiğimiz yıl yaşanan ‘uzun kış’ yaşamış ve ek petrol talebinde bulunmuştu. Bu yıl da ABD’nin yanında Çin ve Hindistan’da talep artışında bulunuyor. Çin’in günlük petrol ithalatını 2.5 milyar varile çıkarması ve Hindistan’ın da yıllık 30 milyar dolara çıkan petrol ithalatı bunun göstergesi…

Peki fiyat artışlarında kimin suçu var?

OPEC’i gösterenler olduğu gibi, İngiltere’de 1989 ve 1992 yılları arasında Enerji Bakanlığı yapmış olan Frank Dobson’a göre fiyat artışlarının asıl sorumlusu petrol şirketleri…

Diyor ki; “Petrolü üretiyorlar, taşıyorlar, rafine ediyorlar ve sonunda perakende olarak satıyorlar. Hepsinin ötesinde borsada alıyorlar ve satıyorlar. Petrol ticaretini petrol şirketleri ve spekülatörler yapıyor. Bu işi Marslılar yapmıyor. Petrolün fiyat tamamen bunların elinde. Fiyatların yüksek olduğu dönemlerde fazladan muazzam kârlar etmelerinin nedeni de bu.”

Spekülatörler devrede

Bütün üretim, nakliye ve dağıtım maliyetleri ve risk faktörleri dahil edildiğinde fiyatların en fazla 35-40 dolar civarında olması gerektiğine işaret eden uzmanlar, geri kalan kısmın kâr peşinde koşan büyük spekülatörlerin işi olduğunu ileri sürüyor. Petrol Ürünleri İşverenleri Sendikası (PÜIS) Başkanı  Muhsin Alkan, fiyatların bu seviyelere çıkmasına anlam veremediğini belirterek, “Arz-talep koşullarına göre mevcut fiyat düzeyinin daha aşağılarda olması gerekiyor. Üretimde, talep de çok büyük oranlarda değişmeden fiyatların fırlamasını manipulatif etkenlere bağlıyorum. Bundan 3 ay önce 60 dolar için bile sürpriz derdik. Bu anormal fiyatlarda, spekülasyonların etkisi büyük.” ifadelerini kullanıyor. Alkan, yükselen fiyatların sadece ekonomiye etkisi için ise sadece ithalat faturasına bakmanın yanıltıcı olduğunu söylüyor.

Akaryakıt Bayileri Petrol ve Gaz Şirketleri İşveren Sendikası (TABGİS) Genel Başkanı Atıf Ketenci de fiyatların kimsenin tahmin bile edemediği yerlere, herhangi bir mutlak sebebe bağlı olmaksızın çıktığını vurgularken uluslararası petrol spekülatörlerinin etkisine işaret ediyor.

İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdurrahman Satman’a göre fiyatlardaki artışın en büyük nedeni spekülasyonlar. “Maliyetler varil başına 10 dolar civarında. Fiyatlar da en fazla 35-40 dolar olsun. Ama eğer 70 dolara yaklaşmışsa bunun adı spekülasyondur” diyen Satman, spekülatif hareketlerin altında ise büyük petrol şirketlerinin olduğunu kaydediyor.

OPEC ülkeleri niye hedef seçiliyor?

Kime yarıyor bu yükseliş sorusuna gelince…

Önce üretici ülkeler. 1998’de petrolden 116, 1999’da 160 milyar dolar kazanan OPEC üyelerinin bu yıl en az 250 milyar dolar kazanması bekleniyor. Dünya petrol rezervlerinin yüzde 77’sine sahip olan OPEC, toplam üretimin yüzde 40’ını gerçekleştirirken en büyük petrol ithalatçısı ülkeler ise ABD ve Japonya olarak gözüküyor.

Uzmanlara göre, Asya ülkelerinin son yıllarda artan talebi de eklenince OPEC, önemli bir güç ya da ‘kartel’ konumuna geldi. OPEC Başkanı ve Kuveyt Enerji Bakanı Şeyh Ahmed el-Sabah’ın, üretimden kaynaklanan sıkıntının giderileceği yönünde açıklamalarda bulunmasına rağmen fiyatların 80 dolara kadar tırmanacağı ifade ediliyor.

1998’de petrolün varil fiyatı 10 Dolar seviyesine düşünce OPEC, günlük petrol üretimini 4 milyon varil azaltmıştı. Üretimin azaldığı o yıllarda, Asya ekonomilerindeki iyileşme ve Kuzey Amerika ekonomisindeki gelişme talebin artmasına, azalan üretim ise fiyatların yükselmesine neden olmuştu.

İran’ın Euro’ya geçme çabası ABD’yi rahatsız ediyor

Görüldüğü gibi bu muazzam gelir nedeniyle aralarında İran, Irak ve Suudi Arabistan’ın bulunduğu OPEC üyelerinin dünya petrol fiyatlarını belirleyici olması özellikle Washington’u rahatsız ediyor. Zaten Irak’ın işgal edilmesi öncesinde, ABD’nin saldırma sebebiyle ilgili tartışmalar sırasında da farklı bir tez ortaya atılmıştı. Buna göre petrol ihracatçısı ülkelerin kurduğu OPEC, uluslararası işlemlerinde ABD Doları’nı bırakıp Euro’ya geçme çabası içindeydi. Irak, 2000 yılı sonlarında bu geçişi yapmış ve BM’deki 10 milyar dolar rezerv fonunu Euro’ya çevirmişti. İran’ın da, petrol işlemlerinde benzer bir adımı atmak üzere olduğu belirtilmekteydi. Irak ve İran’ın geçişi, zincirleme bir etki oluşturarak, bütün OPEC’i doları terketmeye zorlayabilecekti. Bu senaryo, ABD’de büyük çaplı bir ekonomik bunalımın tetiklenmesini öngörüyordu.

İran’a yönelik tehditlerin rutinleştiği bugünlerde, Amerikalı araştırmacı William Clark’ın, ABD seçimlerinden epey önce yazdığı makalede, İran’ın “yeni hedef” ilan edilmesini, dolar-euro çekişmesine bağlamasını hatırlamakta fayda var. Çünkü, Clark’a göre İran’a yönelik olası bir saldırı, “petro-dolar savaşının ikinci aşaması”nı oluşturacaktı. 27 Ekim 2004 tarihli makalede şunlar dile getiriliyordu: “İran hükümeti, uluslararası petrol ticaretinde belirleyici olan New York’taki NYMEX ve Londra’daki IPE borsalarına rakip çıkarma hazırlıklarına başladı. İran’ın planladığı borsanın farkı, uluslararası petrol ticareti mekanizmasını Euro’ya bağlayacak olmasıydı. Böylece Euro, ilk kez, uluslararası petrol ticaretinde sağlam bir dayanak kazanmış olacak, Dolar’a karşı mücadelesinde yeni bir mevzi elde edecekti.”

Akaryakıt fiyatlarına yansıyor

Petrol fiyatlarındaki artış benzin satış fiyatlarına da yansıyor. Fransa Ekonomi Bakanlığı’nın verilerine göre benzin fiyatları bir yıl içinde yüzde 15.8 arttı. Benzin fiyatları Almanya’da yüzde 10, İtalya’da yüzde 9.5, İspanya’da da yüzde 12 oranında arttı. Fransa’da geçtiğimiz yıl 1 Euro’ya satılan bir litre benzinin fiyatı şimdi 1.25 Euro. Belçika’da 1.25, Portekiz’de 1.28, İspanya’da 1 Euro. Türkiye’de ise benzin fiyatları son 10 yıl içinde 60 kat arttı. 10 yıl önce 35 bin 600 liradan satılan benzinin şu andaki litre fiyatı 2,6 YTL.

Tüketim ve fatura aynı anda kabarıyor

Yükselen petrol fiyatları, milli gelir kalemlerinde fazla harcama oluşturmak suretiyle ithalatçı ülkelerin ekonomilerini, enflasyonu artırıcı etkisi ile de başta Türkiye olmak üzere bütçe açığını borçlanma ile kapatan ülkelerin ekonomilerini olumsuz etkiliyor.

İran;  Londra ve New York’un egemenliğine meydan okuyordu. ABD ise OPEC ülkelerinin petrol fiyatları üzerinde egemen olmasını istemiyordu. İşte bu yüzden, ABD, işgal politikası ile petrol yolları üzerinde hakimiyet tesis ederek, OPEC’in omurgasını kırarak; arz ve fiyatlar üzerindeki denetimi ele geçirmek istiyor. Ve bölgedeki petrol üzerinde, fiziki kontrolünü tıpkı 19 ve 20. yüzyılın ilk elli yılında olduğu  gibi tekel altına almayı hedefliyor.

Çünkü çokuluslu şirketler, “halkların direnişi” sonucunda ülkelerinin özgürlüklerini kazanmasıyla beraber bölgeden uzaklaştırılmışlardı. Şimdi bölgeye tekrar dönüşleri ve petrol rezervleri üzerinde fiziki kontrolü ele geçirmeleri durumu söz konusu. Bu ABD’ye inanılmaz bir güç tekeli sağlayacaktır yani ABD askeri imparatorluğunun anahtarı bu olacaktır.

Ancak, ABD menfaatlerini sadece petrole indirgemek yanıltıcı. Süpergüç olarak ABD, askeri üstünlüğünü ve ekonomik gücünü bu yüzyılda daha ileri taşımanın stratejik vizyonunu çıkartmış durumda. Küresel satranç tahtasında Irak ile sınırlı olmayan onemli hamleler yapıyor Washington.

Aslında yüksek fiyat ABD’ye yarıyor

Petrol fiyatlarının yükselmesi demek, petrolü çok kullanan ülkelerin petrolün vergilendirilmesinden elde edilen gelirlerinin otomatikman artması anlamına geliyor. Örneğin, ABD için bütçe açığını kapatmanın en kolay yolu, petrol fiyatlarını artırmak ya da petrol üzerinden alınan vergileri artırmak. ABD için verdiğimiz bu örnek dünyadaki tüm devletler için geçerli. Her ne kadar petrol fiyatlarının artması nedeni ile ekonomiler bir parça zarar görse de, ABD gibi ülkelerin bütçeleri bu işten daima kazançlı çıkıyor. Mesela, yüzde 40’lık bir artış aynı zamanda elde edilen vergi gelirlerinin de yüzde 40 artışı anlamına geliyor. Yüzde 40’lık bir düşüş ise ABD hazinesinin, vergiden elde edeceği gelir düşeceği için, yılda 1 trilyon dolarlık gelirden yoksun olmasına sebep oluyor.

Dolayısıyla, gelişmiş ülkeler petrol üzerinden trilyon dolarlar kazanıyorlar. Bir örnekle bunu desteklersek; 1996-2000 yılları arasında aralarında ABD, Kanada, Japonya, İngiltere, Fransa ve Almanya gibi petrolü kendi tüketicilerine satan ülkeler 1.3 trilyon dolar vergi geliri elde ettiler. Buna karşın OPEC ülkelerinin bu 5 yıl içinde elde ettiği gelir ise 850 milyar dolar. Yani sadece G7 bile tek başına OPEC ülkelerinin petrol satışından 450 milyar dolar daha fazla geliri, petrol ürünleri üzerine koydukları vergilerle, satış gerçekleştiği anda elde ettiler.

10 milyar dolarlık fatura bizi bekliyor

Yükselen petrol fiyatları, milli gelir kalemlerinde fazla harcama oluşturmak suretiyle ithalatçı ülkelerin ekonomilerini, enflasyonu artırıcı etkisi ile de başta Türkiye olmak üzere bütçe açığını borçlanma ile kapatan ülkelerin ekonomilerini olumsuz etkiliyor.

Petrolde yüzde 91 ithalata bağımlı olan Türkiye’de bir yandan tüketim artarken diğer yandan fiyatların yüksek seyretmesi, ödenen faturayı büyütüyor. Petrol ithalatı için 2005 yılının Ocak ayında 488 milyon dolar, Şubat’ta 436 milyon dolar, Mart’ta 666 milyon dolar, Nisan’da 728 milyon dolar, Mayıs’ta 754 milyon dolar, Haziran ayında 715 milyon dolar para ödendi.

Enerji Bakanı Hilmi Güler’in bir soru önergesine vermiş olduğu cevaba göre, 2004 yılı ham petrol ithalatı 6 milyar 74 milyon dolar. Rakam DİE’nin verilerine göre 6 milyar 92 milyon. Arada farklılık olsa da kesin olan bir şey var: Fatura 6 milyar sınırını aşmış durumda. Ham petrol dışında diğer petrol ürünlerine ödenen para ise 3 milyar 655 milyon. Toplam 9 milyar 747 milyon dolar. Son aylardaki maliyet artışlarıyla birlikte 2005 yılındaki net faturanın 10 milyar doları bulması bekleniyor. 2002-2004 yılları arasında 3 yılda Türkiye’nin yaptığı petrol ithalatının maliyeti ise 15 milyar dolar olarak belirlendi.