TUZ KOKTU EY MİLLET - Hüseyin MÜMTAZ
Psikolojik harbin en şiddetlisini, dış kaynakların güdümünde ve içerideki yeni ‘’yüz elliliklerin’’ yardım-yataklık ve yalakalıklarında yaşıyoruz..Her gün, her saat, her dakika.. Ve tuz kokunca, Türkiye’de de, Kıbrıs’ta da aynı anda ve aynı şekilde kokuyor. Dış politikaya egemen olan teslimiyetçi politika yavaş yavaş, devletin dış temsil kabiliyeti olan bütün ünitelerine sirayet ediyor; hareketsizlik ve tepkisizlik prim yapıyor.symbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenaarcoxia 90 mg wikipedia read arcoxia cenamicardisplus 80/25 mg micardis haittavaikutukset micardis plus 80 12.5 mgkamagra kamagra 100mg kamagra gel
TUZ KOKTU EY MİLLET
Hüseyin MÜMTAZ
Evet, hepimiz artık tuzun da koktuğunu görüyoruz.. Ama herkes gelinen bu en olumsuz noktada bile, ‘’Bana ne.. Uyduruk terazinin dirhemi de uyduruk olur’’ kolaycılığına sapmadan şapkasını önüne koyup neler yapılabileceğini düşünmelidir.
Tabii sözüm vatanseverlere..
Vazgeçilmez değerlerimiz, ön kabullerimiz, olmazsa olmazlarımız saldırı ve tehdit altında.
Ezberimizi bozmaya çalışıyorlar..
Psikolojik harbin en şiddetlisini, dış kaynakların güdümünde ve içerideki yeni ‘’yüz elliliklerin’’ yardım-yataklık ve yalakalıklarında yaşıyoruz..
Her gün, her saat, her dakika..
Ve tuz kokunca, Türkiye’de de, Kıbrıs’ta da aynı anda ve aynı şekilde kokuyor.
Dış politikaya egemen olan teslimiyetçi politika yavaş yavaş, devletin dış temsil kabiliyeti olan bütün ünitelerine sirayet ediyor; hareketsizlik ve tepkisizlik prim yapıyor.
Kahraman ile eşkıya kavramlarına bilinçli bir şekilde yer değiştirtiliyor.
30 Ağustos’ta Edirnekapı Şehitliği’ndeki törene 300 kişi katılıyor.
Ama aynı 30 Ağustos’ta asker pop-caz rock konserleriyle ‘’halkla bütünleşiyor.’’
Genç subaylar büyük marketlerde kurulan standlarda Soros’u doğrularcasına ‘’en önemli ihraç kalemimizin’’ reklâmını yapıyor.
Bir tek; ‘’Hey boy.. Turkey wants you’’ yazılı, parmağını gözümüze sokan çember sakallı yaşlı adam motifi eksik..
Gül zina ile AB’nin doğrudan ilgilenip ilgilenmediği sorusuna ‘’Bazı ülkelerin kendi toplumunun duygularını yansıtan farklı görüşleri olabilirse bizim de olabilir’’ cevabını veriyor.
İmam-Hatipler ve zina bu ülkenin ‘’farklı görüşü’’ oluyor da vatan topraklarının yabancılara satılması, koşulsuz vaz geçilmesi, Kıbrıs-Ege-Kerkük’te millî onurun ayaklar altına alınması, bakanların zenci korumaya el açması, emniyetten adam kaçırılması neden ‘’farklı görüş’’ olarak nitelenmiyor?
Mardin Cumhuriyet Meydanı'nda 28 Mart yerel seçimleri öncesi DEHAP tarafından düzenlenen mitingde seçim otobüsünün önünde, "Selam, selam İmralı'ya bin selam" diye slogan atan Cumhur Kaplan, bu nedenle "yardım ve yataklık" fiilini düzenleyen TCK'nın 169. maddesi uyarınca 3 yıl 9 ay hapse mahkûm ediliyor. Yargıtay 9’uncu Daire bu kararı bozuyor ve TCK 169'un 7 Ağustos 2003'te yürürlüğe giren AB'ye uyum paketiyle değiştirildiğini anımsatıyor. Değişikliğe göre, sadece slogan atan bir sanığın 169'dan ceza alamayacağını vurgulayan daire, eylemin "Halkı kanuna uymamaya davet etme, cürmü övme" fiilini düzenleyen TCK'nın 312 / 1. maddesi uyarınca cezalandırılması gerektiğini kaydediyor. Daire, sadece slogan atmanın, örgüt bağı kurmaya yeterli olmadığı görüşüyle, eylemi Terörle Mücadele Yasası kapsamına da sokmuyor..
Aynı AB Uyum Paketlerinin koruyucu şemsiyesi altındaki Diyarbakır Belediye Başkanı resmi makam otosuyla teröristin evine taziyeye gidiyor.
Kimse bir şey yapamıyor.
Üstelik ABD’nin Adana Konsolosluğunda görevli CIA İstasyon şefi, ‘’Konsolos Yardımcısı’’ maskesiyle kendisine destek ziyaretinde bulunuyor.
Kimse bir şey yapamıyor.
Ülkemizdeki AB’cilerin modern zamanı peygamberi Verhaugen’in önümüzdeki hafta ülkemize yapacağı ziyareti ‘’ilgililer’’ heyecanla bekliyor.
Adam önce Diyarbakır Belediye Başkanı’nı ziyaret edeceğim diyor.
Yanına usuleten Ankara-İstanbul-İzmir şehirleri de konuluyor.
Kimse bir şey demiyor.
26nbsp; Verhaugen gelmeden sopa gösteriyor:
Komisyonun 6 ekimde açıklayacağı Türkiye raporunun 'adil ve tarafsız' olacağını söylüyor.
‘’Ama’’ diyor Verhaugen; ‘’Türkiye raporunda tüm sorunların açıkça belirtileceğini, komisyonun gerçeklere bağlı kalarak, Türkiye'nin tüm kriterleri yerine getirip getirmediğini değerlendireceğini’’ vurguluyor. Türkiye ile müzakerelere başlanması konusunda talimatla hareket edildiği iddialarını reddeden Verheugen, Alman hükümetinin Türkiye ile müzakerelere başlanması konusundaki olumlu beyanlarını asla talimat olarak değerlendirmediğini de dile getiriyor ve baklayı çıkarıyor ağzından; ‘’kilise, insan hakları örgütleri ve sivil toplum kuruluşları temsilcileriyle yapacağı görüşmelerin ardından son kararını vereceğini’’ söylüyor.
Diyarbakır Belediye Başkanı bu saydıklarının hangisine giriyor?
Kimse bir şey diyemiyor bu modern zaman sömürge valisine.
Nasıl desin ki?
‘’İlk Sivil’’ MGK Genel Sekreteri, ‘’AB yolunda elimizden geleni yapacağız’’ dememiş miydi?
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök 30 Ağustos mesajında ‘’Türkiye Cumhuriyeti, onun (Atatürk) sahip olduğu eşsiz öngörüyle belirlediği somut hedefler sayesindedir ki sağlıklı ve istikrarlı bir şekilde bugünlere ulaşabilmiş ve AB'yi oluşturan müreffeh devletlerin sınıfına girme ve çağdaş uygarlık hedefine ulaşma yolunda önemli adımlar atılabilmiştir" diyerek AB’yi hedef göstermemiş miydi?
Gül daha dün ‘’Genelkurmay Başkanımız, AB süreciyle çok yakından ilgileniyor. Arkadaşlar bana da aktarıyorlar; görüştüğü bütün diplomatlarımıza her fırsatta, AB işlerinin nasıl gittiğini, neler yapıldığını soruyor’’ dememiş miydi?
AB Büyükelçileri geçen gün ‘’AKEPE hükümetinin AB sürecindeki en büyük avantajlarından biri, Genelkurmay Başkanlığı koltuğunda Orgeneral Hilmi Özkök’ün oturuyor olmasıdır’’ diye takdirlerini ifade etmemiş miydi?
Kimseye söyleyecek söz kalmıyordu ki..
Batıdan bu takdirleri alan Türkiye 7 liman ve 6 havaalanını Amerika’nın kullanımına veriyordu.
Batıdan bu takdirleri alan Türkiye’de İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Beşiktaş Belediyesi’nin de destekleriyle ‘’Pera Festivali’’ düzenleniyor, Cumhuriyet de desteğini ‘’Talimhane’de Yunan Müziği’’ manşetiyle veriyordu.
Beyoğlu Pera olunca İstanbul’un da ‘’Konstantinopolis’’ olması acaba beklenenden de mi yakındı?
Güzelyurt’ta Aya Mamma ‘’Müzesinde’’ ayin yapılıp çan çalınması acaba Ayasofya ‘’Müzesinde’’ki ayin ve çanın provası mıydı?
Kıbrıs’tan İsmet Kotak ‘’prova’’nın Ankara’nın oluru ve ‘’askerin’’ yardımıyla gerçekleştiğini yazıyor.
KKTC’nin Damat Ferit kabinesi’nin içişleri bakanı ‘’Ayine karşı çıkan grupların araçlarla yol kesmesi durumunda polisin müdahalede bulunacağını’’ söyledi.
Milliyetçi Gruplar da ‘’tırstı’’ ve elli kişinin katıldığı bir mevlitle yetindiler.
Sıra Ayasofya’ya gelince asker, Atilla İlhan, Erol Manisalı ve Hakkı Devrim’in işaret ettiği hangi noktada duracak?
Milliyetçi Gruplar da sadece Süleymaniye’ye sığınıp mevlit ve ‘’Fatiha’’ mı okuyacak?
Belediye Başkanı’nın terörist ziyaretine gittiği ülkede gençler teröristler için güvenlik güçlerine karşı canlı kalkan olmak için Gabar Dağı’na gidiyor.
DEP’liler İmralı ağzıyla devleti ‘’demokrasi’’davet ediyor.
2000 yılının ‘’Yabancı Muhipleri’’ İstanbul’da ARI Derneği organizasyonunda toplanıp mandacılık yapıyor.
Ve biz bütün bunlar olurken dönüp, gerçeküstü bir dünyada yaşıyormuşçasına Sivas Kongresi’ni kutluyoruz.
Mesut Yılmaz da Viyana’da o işlek Almanca’sıyla; "Türkiye'nin AB'ye giriş müzakerelerinin bloke edilmesi halinde, yönetimi askeri bir diktatörlük veya köktendinci bir hükümetin ele geçirebileceğini" öne sürüyor..
Köktendinciliğe bir şey demem ama söz ‘’diktatörlüğe’’’ gelince içimden ‘’hangi asker’’ diye sorup eski başbakandan açıklama beklemek geliyor.
Yukarıdan beri sayılan bunca zillete ses çıkarmayarak, tuzun bile kokması karşısında ‘’demokratik düzen içinde gerekli uyarıları yapıp gelişmeleri not etmekle’’ yetinen askerin nasıl olup da ‘’askeri diktatörlük’’ yöntemine karar vereceğini Mesut Yılmaz’a sormak geçiyor aklımdan.
Mesut Yılmaz’ın bir bildiği mi var?
Darbe müşevvikliği mi yapıyor?
Komutanların ‘’sabrımızı ölçüyorlar’’ dedikleri cepheyi mi temsil ediyor Mesut Yılmaz?
5 Eylül 2004