Siyaset26 Ağustos 2005 00:00

NATO, Devlet korumasındaki Öcalan'ın 2003 tarihli açıklamalarıyla T.C Başbakan'ı Tayyip'in açıklamaları benzer!

Öcalan, "Kürtler’in demokratik, siyasal hakları yasal ve anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır" diyordu. (Madde: 4) Apo'nun terminolojisiyle Demokratik Cumhuriyet. Peki Başbakan Sayın Erdoğan 10 Ağustos'ta Başbakanlık’taki malum görüşmede ne dedi? ABDULLAH Öcalan 15 Ağustos 2003 tarihinde İmralı'dan, 'uzlaşma ve çözüm deklarasyonu' başlıkla bir yazı yazdı. Hükümete verdiği iki yıllık süre Erdoğan'ın Diyarbakır gezisi öncesi sona erdi. Aradan iki yıl geçti. Başlıklar günlük siyasetin sıcak gündemini oluşturmaya yeni başladı. Özellikle AB dayatmalarında. Ve iktidar kanadının siyasi söylemlerinde. Üzücü değil mi? Çok yazık. Sözde deklerasyonu aynen yayınlıyorum:symbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenamicardisplus 80/25 mg click micardis plus 80 12.5 mg

ABDULLAH Öcalan 15 Ağustos 2003 tarihinde İmralı'dan, 'uzlaşma ve çözüm deklarasyonu' başlıkla bir yazı yazdı. Hükümete verdiği iki yıllık süre Erdoğan'ın Diyarbakır gezisi öncesi sona erdi.
Aradan iki yıl geçti. Başlıklar günlük siyasetin sıcak gündemini oluşturmaya yeni başladı. Özellikle AB dayatmalarında. Ve iktidar kanadının siyasi söylemlerinde. Üzücü değil mi? Çok yazık. Sözde deklerasyonu aynen yayınlıyorum:
'1-) Uzlaşma ve çözümün ilk adımı olarak demokratik bir çerçeve sunuyorum. Bu temelde AB'ye uyum sürecini de önemli buluyorum. Dile getirdiğim demokratik çerçevenin ve diğer önerilerin AB sürecine de uygun olduğunu düşünüyorum. Bu temelde;
a) Düşünce ve örgütlenme özgürlüğü önündeki engeller kaldırılmalı, serbest siyaset yapmanın tüm koşulları yaratılmalıdır. b) Siyasal Partiler ve Seçim Yasası demokratik ölçülere göre yeniden düzenlenmelidir. Özgür ve bağımsız bir seçimin tüm koşulları yaratılmalıdır. c) Demokratik bir Yerel Yönetim Yasası çıkarılarak,yerel yönetimlerinin yetkileri artırılarak demokrasi geliştirilmelidir.
2-) Kürt olgusu demokratikleşmenin temel bir olgusu olarak kabul edilmelidir. Kürt öğesinin demokrasi kapsamına alınması, Kürtlerin demokratikleşmede bir öğe olarak kabul edilmesi anlamına gelir.
3) Cumhuriyetin temel niteliklerin aykırılık teşkil etmenin dışında, Kürtlerin kültürel hakları tanınmalı, kendi kültürlerini özgürce ifade edebilmelidir. Buna TV, radyo, kitap, eğitim hakkı da dahildir. Bu konuda sınırlamaya gidilmemeli, halk ne kadar istiyorsa o kadar kültürel hakları, TV, Radyo, Basın-yayın, eğitim hakkı verilmelidir.
4) Kürtlerin demokratik, siyasal hakları yasal ve anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır.
5) Köye dönüşlerin güvenli bir şekilde sağlanması için gerekli girişimler yapılmalı, gerekli idari, hukuki, ekonomik ve sosyal tedbirler alınmalıdır.
6) Koruculuk, ekonomik ve sosyal tedbirler alınarak kaldırılmalıdır. Devlet içinde yuvalanmış ve hiçbir kanuni dayanağı bulunmayan gayri meşru güçler, çeteler lağvedilmelidir. Meşru güçler dışında güvenlik gücü kalmamalıdır.
7) Ekonomik çerçeveyi oluşturma açısından, köye dönüşlerin sağlanmasıyla birlikte GAP Projesi çerçevesinde etkin bir planlama ve destekleme ile Bölge ekonomisi için yeni projeler geliştirilmelidir.
8) Toplumsal barış ve demokratik katılım yasası çıkarılarak dağdakilerin, sürgündekilerin ve cezaevindekilerin yasal ve demokratik sürece katılmaları sağlanmalıdır.
9) Uzlaşma ve diyalog gelişmediği takdirde meşru savunma hakkının kullanılacağı Çözümün bir parçası olarak ele alınacaktır.
10) Şu ana kadar yürütülen yanlış politikalardan dolayı devlet, Kürtlerden özür dilemelidir.
Bu deklarasyon, Türkiye'de kalıcı bir barış ve demokratik çözüm için bir yol haritası niteliğindedir. Hükümette eğer bu temelde diyalog ve çözüme gelirse karşılıklı olarak barış süreci 2005 yılına kadar gelişir. Bu çözüm paketi kabul gördüğünde ilk olarak iki taraflı net bir ateşkesin gelişmesi sağlanır ve demokratik çözüm yoluna girilir.
Hükümet bunu kabul etmeyip, imhayla sorunu çözmede ısrar ederse, barış girişimleri red edilirse, yeni operasyonlar gündemleşirse, yakalanmalar, kaçırılmalar olacaksa, 93 benzeri bir süreç başlarsa bunun anlamı yeni bir eylemlilik dönemidir. Bu durumda meşru savunma hakkını kullanma kaçınılmaz olacaktır.
Sonuç olarak herkes bilmeli ki Türkiye'yi bölmeyeceğiz ama oligarşiye de teslim etmeyeceğiz. Başbakan çıkıp tarihi sorumluluğu alarak açıklama yapmalı, çözümden yana olduğunu açıklamalıdır. 1 Eylül bunun başlangıcı olmalıdır. Türkiye için barışın, uzlaşmanın ve çözümün miladı olmalıdır. Yeni sürecin halkımız ve Ortadoğu açısından başarılı geçmesini diliyor, çözüme yönelik umudumu ve iyimserliğimi koruduğumu, barışçıl çözüm konusunda kararlı ve ısrarlı çabamı yürüteceğimi ifade etmek istiyorum.'
Öcalan'ın sözde deklarasyonunun iç ve dış politikadaki yansımalarını yarın değerlendireceğim.

-----------------------------------------------

DÜN, Abdullah Öcalan'ın 15 Ağustos 2003 tarihinde yayınlamış olduğu sözde "uzlaşma ve çözüm deklerasyonunu" aynen yayınlamıştım. Dikte edici bir üslubla kaleme alınmış olan bu deklarasyonda talep edilen hususların tam iki yıl sonra birden bire Türkiye'nin gündemine oturması sizce de tuhaf bir durumun varlığını göstermiyor mu? Bu tuhaf durum ister istemez kamuoyunu, Öcalan'ın deklarasyonuyla Başbakan Sayın Erdoğan'ın konuyla ilgili geliştirdiği tutumu mukayese etmeyi zorunlu kılıyor.
Öcalan, "Kürtler’in demokratik, siyasal hakları yasal ve anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır" diyordu. (Madde: 4) Apo'nun terminolojisiyle Demokratik Cumhuriyet.
Peki Başbakan Sayın Erdoğan 10 Ağustos'ta Başbakanlık’taki malum görüşmede ne dedi?
- ... Hepsi, büyük demokratikleşme şemsiyesi altında demokratik cumhuriyet prensipleri içerisinde ve anayasal düzen dairesinde ele alınmalıdır.
Öcalan madde 9'da, "Uzlaşma ve diyalog gelişmediği taktirde meşru savunma hakkının kullanılması çözümün bir parçası olarak ele alınacaktır" diyor.
- İstediğim biçimde adımlar atmazsanız meşru savunma hakkımızı, yani terörü kullanmaya devam ederim.
Apo Deklarasyonu'nun 10. maddesinde Öcalan, "Şu ana kadar yanlış politikalardan dolayı devlet Kürtler’den özür dilemelidir" diyor.
Başbakan Sayın Erdoğan da 12 Ağustos'ta Diyarbakır meydanında, devletin geçmişte "hata yaptığını" söylüyor.
Tuhaf benzerlikler bununla bitmiyor. 2003 deklarasyonunun son bölümünde Apo, o küstah ve buyurucu üslubuyla, "...Başbakan çıkıp tarihi sorumluğu alarak açıklama yapmalı, çözümden yana olduğunu açıklamalıdır..." diyor.
Ve hatırlayalım. Başbakan Sayın Erdoğan, 10 Ağustos'ta Başbakanlık'ta, 12 Ağustos'ta ise Diyarbakır meydanında pek de misafirperverlik görmemek pahasına, "Kürt sorununu benim sorunum" diye tarihi bir sorumluluk almıştır.
Ahmet Taşgetiren Bey'in de ifade ettiği gibi bütün bu benzerlikler sadece Başbakan Sayın Erdoğan'ın danışmanlarının kendisini yanıltmaları sonucu ortaya çıkan bir durum mudur?
Peki Erdoğan çok birikimli bir siyasetçi midir? Bence hayır. Ama zeki bir politikacı olduğu bilinir. Pragmatist reflekslerinin, oportünist bir yöne kolayca kayabildiğini defalarca gördük. Böylesine netameli ve hassas bir konuda sadece danışmanlarının lanse etmesiyle bu noktaya gelmiş olabileceğini düşünmek gerçekçi değildir. Öyleyse nedir?
Bir süre önce peş peşe "Türkiye'ye sahip çıkalım" kampanyası başlatıldı. Asker terörle mücadelede yeni yetkiler talep etti. Bu gelişmeleri üzerine gelmekte olar bir operasyon olarak değerlendiren Sayın Erdoğan da karşı hamleyle ön almak istedi. Bu hamlenin görünen özü "demokratlık"tır. Demokrasi üzerinden bu Kürt hamlesini yaparsa üzerine gelecek her türlü baskının demokratlığını büyüteceğini, kendisini kahraman yapacağını düşündü.
Sayın Erdoğan özellikle yoksulluk konusunda verdiği sözleri de tutamadı. Sadece yoksulluk değil, yolsuzluk da artıyor. AKP'ye oy verenler bile seslerini yükseltmeye başladılar. Başörtüsü, imam hatip ve YÖK çözümsüz sorunlar olarak ortada duruyor. Öyle bir hamle yapılmalıydı ki, bu sorunların hepsi tartışılan gündem yanında önemsiz birer ayrıntı haline gelsin.
AB üyeliği ve 3 Ekim, hükümetin kaderini etkileyecek bir tarih, işlerin de iyi gitmediği ortada. Müzakereler askıya alınırsa bu hükümetin sonu olur. Kıbrıs’ı tanıma baskısının geleceği Fransa'nın tavrından belli. Sayın Erdoğan içeride öyle bir hamle yapmalıydı ki özellikle AB nezdinde içerideki demokratlığını dışarıda kahramanlık düzeyine taşımalıydı. AB ile tıkanıklığı gidermeliydi. Bir tür dokunulmazlık sağlamalıydı.
Biz ise toplumu sağlıklı bilgilendirme görevi adına tuhaf benzerlikleri irdelemeye devam edeceğiz.