Kimler Bizim Yanımızda... Kimler Karşı Tarafta.. - Erol Manisalı
İki kutuplu dünya 1990 sonrasında ortadan kalktı. Ancak dünyada iki bloklu düzenin sona ermesinden sonra ''ülkeler kendi içlerinde iki kutba ayrılmaya başladılar'' . Türkiye, içeride ayrıştırılmaya çalışanların başında yer alıyor. Nasıl oluyor da dünyada iki kutuplu düzen ortadan kalkarken Türkiye kendi içinde iki ayrı cepheye ayrılıyor? İki kutuplu dünyanın ortadan kalkmasından sonra ABD ve AB, Batı kapitalizminin ''tek boyutlu dünya düzenini dayatmaya başladılar'' . Bu düzen Batı'nın siyasi, iktisadi, askeri ve kültürel olarak dünyadaki egemenliğinin kabulü için dayatılmak isteniyor.cialis manufacturer coupon open drug coupon cardfusidinezuur voetschimmel read fusidinezuur acneoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin
Sık sık yazdığım gibi gayri milli sermaye çevreleri, gayri milli İslamcı siyasiler ve bölücüler bu cephenin asli öğeleri durumundalar.
Soğuk savaşın ve iki kutuplu dünyanın sona ermesinden sonra artık, ''küresel olarak değil, ülkesel olarak iki kutupluluk'' ortaya konmak isteniyor.
- Bir taraf Batı kapitalizminin (ve emperyalizminin) mutlak egemenliğine en baştan evet diyor ve onlarla işbirliği yapıyor.
- Diğer tarafta bulunan ülke içindeki büyük çoğunluksa Batı emperyalizminin bu dayatmalarına karşı ulusal cepheyi oluşturmaya çalışıyor.
Batı kapitalizmi denetim altına almak için siyaseti, dini, ekonomiyi, kültürü hatta askeri ikiye bölüp karşı karşıya getirmek istiyor. Onlar birbirleriyle uğraşırken ülkeye emperyalizmin egemen olması da kolaylaşıyor.
Bölünenler kimler?
Eskiden sağ-sol, laik-anti laik, Türk-Kürt olarak kullandıkları cepheler, artık ''gayri milli ve ulusal cephe olarak ikiye ayrıştırılmış durumda. Gayri milli cephenin şemsiyesi altında yine eski sloganların bir kısmını kullanmayı sürdürüyorlar.
Kısmen adlarını değiştirmişler. Ilımlı İslam Cumhuriyeti yeni kullanılan öğelerden birisi. İnsan hakları perdesi altında ''toplumcu ve toplumsal hakları unutarak'' , din ve etnik ayrımcılığı körüklemek günün yeni araçlarından bir diğeri. Gayri milli sermayenin tamamen siyasallaştırılarak ''sistemin kaptan köşküne oturtulmak istenmesi'' emperyalizmin en gözde hedefi.
Bu ortam kimleri ikiye ayırıyor, bir iki örnek verelim:
1) Yerli ilaç sanayicileri ikiye ayrılmışlar. Bazıları çokuluslu 3-4 tekelin yanında gayri milli cepheye katılmışlar. Diğerleri bu tek yanlı düzene karşı kendi ulusal çıkarlarını koruma çabasında. İlaç örneği bütün sektörlere yavaş yavaş yayılıyor.
2) CHP içinde bile liberal ve mandacı taraf ile ulusal cephe daha net görülmeye başladı. Umarız ulusal cephe egemen olur. AKP'nin tabanından tepkiler geliyor; tavanın ''aşırı Batıcı ve Batı'nın bütün dayatmalarına açık uygulamaları'' tabanda büyük rahatsızlık yaratıyor. Ulusal İslamcılar ile gayri milli İslamcılar artık yavaş yavaş ayrışıyorlar.
Katıldığım konferanslarda partililerin bu ayrışmalarını çok net görebiliyorum. Tabanda ulusalcıların büyük çoğunluğu oluşturması beni mutlu ediyor. Bir süre önce Adana'da verdiğim bir konferansa Meclis'teki ve Meclis dışından partililer gelmişlerdi. İstisnasız bütün partililerde ulusalcı cephe çoğunluktaydı. Tabandaki bu yapının partilerin tavanına yarsıdığını söyleyemeyiz. Zaten öyle olsaydı ülke bu hale düşmezdi.
3) Barolar kimliklerini göstermeye başladılar. İzmir, İstanbul, Antalya, Muğla ve daha birçokları ''Türkiye'nin tarafında'' daha aktif çalışmanın sevincini yaşıyorlar. Ayrışmanın en belirgin olduğu alanın iş ve sermaye çevreleri olduğunu kabul etmek gerekir. Bir kısmı, ''Türkiye ve bölge üzerinde hesaplar yapan Batı emperyalizminin yerli ortakları haline gelmişler'' .
- İç pazarın işgalinden toprak satışına kadar yabancıların yanındadır.
- Tekel'in satışı ile Kıbrıs'ın satışını aynı kefeye koyup yabancı şirketlere ve merkezlere hizmet sunuyorlar.
Aslında çok doğal; bu çevreler olaylara Washington'un, Brüksel'in ve Batı'nın dev şirketlerinin gözü ve gözlüğü ile bakıyorlar. Onların Türkiye'deki temsilcileri konumundalar.
Dünyada bütünleşme derken...
''Dünyada iki kutuplu düzen kalktı, küreselleştik'' diyen çevreler Türkiye gibi ülkelerde ''kendi yandaşlarını oluşturup'' siyasi partileri, bürokrasiyi, iş çevrelerini, aydınları bölüyorlar.
''Böl ve yönet'' sloganı boşuna çıkmamış: Yugoslavya'yı 6 parçaya ayırıp Batı kapitalizminin (ve şirketlerinin) emrine sundukları gibi Türkiye'yi, Irak'ı, Suriye'yi, İran'ı ve Ukrayna'yı da bölmek istiyorlar.
Türkiye'de gayri milli cephe, aslında küçük bir azınlıktır. Sokaktaki insandan iş çevrelerine, barolara, işçi sendikalarına, siyasal partilere kadar insanlar gerçekleri görmeye başlayınca nerede yer almaları gerektiğini daha iyi anlıyorlar.
Bazı medya çevrelerinin sis bombaları dağıldıkça ortalık yavaş da olsa aydınlığa kavuşuyor, insanımız aldatıldığını anlıyor. Kimler bizim insanımızın tarafında, kimler karşı tarafta daha iyi görüyor.
Yarının aydınlık günlerini yaratmak bizim elimizde sevgili okurlar; bayramınız kutlu olsun...