Süleyman Demirel: "Erdoğan'ın neyi kastettiğini söylemesi lazım"
9. Cumhurbaşkanı Demirel, Başbakan'ın “Kürt Sorunu” ile neyi kastettiğini açıklaması gerektiğini söyledi: "Şimdi böyle bir Türkiye var orta yerde. Yani halkının tümünü etnik veya inanç ayrıcalığına tabi tutmadan, halkının tümünü cumhuriyetin kurucusu ve vatandaşlık bağlarıyla bağlı olan herkesi Türk sayan ülkenin adı Türkiye, devletinin adı Türk Devleti, resmi dil Türkçe ve bir üniter devlet. Milletinin adı da Türk milleti."cialis 5mg prix en pharmacie http://cialis20mgsuisse.com/5mg/prix-en-pharmacie cialis 5mg prix en pharmacienew prescription coupons sporturfintl.com online cialis couponsfusidinezuur voetschimmel click fusidinezuur acnesymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenaarcoxia 90 mg wikipedia read arcoxia cena
MUSTAFA BALBAY
ANKARA - Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel , Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 'ın ''Kürt sorunu'' deyince neyi kastettiğini açıklaması gerektiğini vurguladı. Demirel, ''Başbakan hadiseyi çıplak bırakmıştır, giydirmelidir. Aksi halde başkaları içini doldurur'' dedi.
Demirel'e Güniz Sokak'taki evinde yönelttiğimiz sorular ve yanıtları şöyle:
- Siyasi iktidar Türkiye'nin hassas konularına eğilirken toplumsal dengeleri gözetmiyor havası veriyor. Örneğin Erdoğan'ın Diyarbakır konuşması. Şimdi Türkiye'de herkes kendince Kürt sorununun içini doldurmaya çalışıyor. Siz gelişmeleri nasıl yorumluyorsunuz?
- Şimdi çok önemli bir konuya geldik. Bu tabii çok yanlış anlaşılabilecek, yanlış yorumlara götürülebilecek demagojiye müsait bir konu. 80 senelik cumhuriyetin 50 senesinde, 50 senenin de 40 senesinde siyasetin içinde olan insan olarak bu konuyla çok haşırneşirim. Devlet adamlarının ve siyaset adamlarının Atatürk dahil en sık kullandıkları kelime milli birlik, beraberlik ve bütünlüktür. Birliktelik olayı Türkiye'nin her şeyden önce gelen olayıdır. Bunun zedelendiği ihtimalinin veyahut endişesinin veyahut kaygılarının veyahut varsayımlarının tartışıldığı zamanlarda Türkiye'de geçmişte askeri müdahaleler oldu.
- Bu çok hassas bir değerlendirme...
- Yani Türkiye, bir imparatorluğun dağılmasından sonra kurulan cumhuriyetin, imparatorluğun akıbetine uğraması korkusunu hep yaşayarak geldi. Bu korku çok kere zihinlerde. Cumhuriyet şimdi beşinci neslini idrak etmiştir. Birinci nesildeki korkuyla beşinci nesildeki korku farklıdır. Endişe, kaygı öyle diyelim. Acaba çöküverir miyiz, dağılıverir miyiz? Niye dağılalım, niye çökelim dediğiniz zaman, iyi ya işte Osmanlı dağıldı çöktü. Biz Osmanlı değiliz. Bu başka bir iş, dediğiniz yerde şu geliyor: Türkiye halkının önemli sayılabilecek bir kısmı Balkan faciasını görmüş ailelerin devamıdır. 500 sene oturduğumuz Balkanlar'dan 6 ayın içerisinde çıkıp gelmişizdir.
BUNUN ÜZERİNE ATLARLAR
- Ki nüfusumuzun 10-15 milyonluk dilimi Balkan kökenli...
- Öte yandan Türkiye halkının bir kısmı, Türk milletini teşkil eden insanların bir kısmı da Rusların Rus çarlığının kurulmasından sonra bilhassa 1860'lı yıllarda Kuzey Kafkasya'ya yöneltmiş bulundukları yayılma siyasetinin neticesinde oralardan gelmiş halktır. Bir kısım halk ise imparatorluk dağıldıktan sonra dün Anadolu'da yaşayan halktır. Bu halkın Arap kökenlisi vardır, Kürt kökenlisi vardır, çeşitli kökenlileri vardır. Bu halkın meydana getirdiği ulus-devlet cumhuriyettir. Bir yerde ulus olacak ki, devlet olsun. Şimdi cumhuriyetin kurucusu büyük Atatürk, cumhuriyeti kuran Anadolu halkına Türk denir, diyor. Tarif bu. Burada ırk konusu yok. Ondan sonra Türkiye Cumhuriyeti Anayasası bugünkü anayasa herkesi bağlayan bir dokümandır. 66. maddesinde Türk devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türktür, diyor. Şimdi böyle bir Türkiye var orta yerde. Yani halkının tümünü etnik veya inanç ayrıcalığına tabi tutmadan, halkının tümünü cumhuriyetin kurucusu ve vatandaşlık bağlarıyla bağlı olan herkesi Türk sayan ülkenin adı Türkiye, devletinin adı Türk Devleti, resmi dil Türkçe ve bir üniter devlet. Milletinin adı da Türk milleti. Şimdi bunu dedikten sonra şuraya geleceğim; herhangi bir kişi çıkar, bu Türkiye Cumhuriyeti'nin başbakanı da olur, başkası da olur, Türkiye'de bir Kürt sorunu vardır, derse, Türkiye'de pek çok kişi bunun üzerine atlayacaktır. Nitekim öyle de olmuştur.
- Dışarıdaki pek çok kişi de atlayacaktır...
- Ama evvela Türkiye'deki. Şimdi neden Türkiye'deki bunun üstüne atlayacaktır? Bu aslında Türkiye'de biraz evvel izah ettiğim birliktelik hadisesi var ya, ona olan hassasiyetin neticesidir. Çünkü bugün Türkiye'de hangi etnik gruba mensup olursa olsun, hangi inanca mensup olursa olsun, bunu çok önemsiyorum, insanlar ülkenin her yerinde iç içe yaşamaktadırlar. Beraberce yaşamaktadırlar, birbirlerini hiç ama hiç ayırmamaktadırlar ve bu insanların bir kısmının zorlukları varsa öbürlerinin de vardır, birisinin çocuğu işsizse öbürününki de işsizdir. Yani imtiyaz veya mahrumiyet tanımamış eşit haklara sahip, hak eşitliğine sahip, fırsat eşitliğine sahip insanlardır. Bu üniter devlettir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni anayasa devleti yapar o. Ve bana göre Türkiye'deki huzuru sükûnu sağlayan budur. Şimdi acaba buradan uzaklaşıyor muyuz gibi bir endişe meydana gelirse yani Türkiye'de bir Kürt sorunu vardır, deyip bunun ne olduğunu söylemezseniz, herkes kendiliğinden bir yoruma kalkacaktır. Bundan korkarım ve bu yorum sadece Türkiye'nin Kürtçe konuşan ilçesinde, köyünde, ilinde yahut bir yerinde bir yerleşim yerinde değil, bu yorum İzmir'de, Kadifekale'de, Nazilli'de Cumhuriyet mahallesinde, Antalya'da Aksu'da, Samsun'da, Bursa'nın varoşlarında ve dünyadaki en büyük Kürt şehri olan İstanbul'da 12 milyon nüfusun 1 milyonu Kürt asıllıdır, günlük meşgalesi içinde bulunan Doğu kökenli ben Kürdüm diyen benim vatandaşım acaba nereye varacağız gibi endişelere kapılacaktır.
ERDOĞAN NEYİ KASTETTİĞİNİ SÖYLEMELİ?
- Bunun devamı ayrışmaya gider mi diyorsunuz?
- Bunun yanında da dün kendisinden hiç komşusunu ayırmayan başka etnik menşeye mensup bu ülkenin güzel vatandaşları, o vatandaşlarına bir acayip bakmaya başlayacaktır. Bu sizin istemediğiniz ayrımcılıktır. Yalnız ayrımcılığı isteyerek yapamazsınız. İstemeyerek de yaparsınız. Türkiye'nin birlikteliğine zarar verecek olan en büyük hadisedir. Şimdi ben bu konuda çok konuşmadım, ufak tefek şeyler söyledim ama bugün sana her şeyi söylüyorum, burada Sayın Başbakan'ın hükümet başkanı seviyesinde bunu söylediğine göre bu Kürt sorunu vardır sözünü giydirmesi lazım. Çıplaktır hadise. Bundan neyi kastettiğini söylemesi lazım. Neyi kastettiğini söylemeden çare söylüyor. Çare demokratikleşmedir, diyor. Daha çok demokrasidir, diyor. Daha çok demokrasiden neyi beklediğini söylemesi lazım. Daha çok demokrasi ülkenin bir köşesine lazım da, diğer köşesine lazım değil mi, onu söylemesi lazım ve bugünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti biraz evvel izah ettiğim şekilde Türk milleti ve Türk vatandaşı kavramlarına ne gibi yenilikler getirmektedir? Bunları söylemesi lazım. Bunları söylediği zaman sanıyorum bu tartışma rayına oturur. Söylemediği takdirde herkes şunu mu demek istedi, bunu mu demek istedi diye birtakım varsayımlarla hareket etmektedir.
'Sorun Kürt değil.. terör'
- Bazı kesimler de bizce Erdoğan şunu demek istedi deyip, ona göre ilerliyor...
- Ama o dahi yanıltıcı. Şimdi bu tartışmanın bir rayına oturması için, ben onun için bekledim zaten, Sayın Başbakan'ın bundan neyi kastettiğini ve bu sorunu neyi yaparak çözeceğini söylemesi lazım. Bugünkü sorun geçen 20 sene zarfında Türkiye'yi çok rahatsız eden bir sorunun, terör sorununun yeniden uç vermesinden doğan bir olaydır bu. Bugün tartışılan sorun, daha doğrusu Türkiye'nin bugün karşılaştığı olay ne demek istediğini bilmediğimiz bir Kürt sorunundan dolayı değil, ama bir terör sorunundan dolayıdır. Terör 1999'dan 2004'ün ortasına kadar durmuş gibi görünürken, 2004'ün ortasından itibaren yeniden uç vermiş ve büyük kaygı uyandırmıştır. Evvela bende büyük kaygı uyandırdı. Ben görevimi bitirip cumhurbaşkanlığını devralan Sayın Cumhurbaşkanı'na ve o günkü Başbakan'a, o günkü Genelkurmay Başkanı'na birer mektup yazdım. 15 Mayıs 2000 yılında. Burada terör olayının çok önemli bir olay olduğunu ve bunu ben 1990'dan 2000'e kadar içinde yaşadığım için çok içini bildiğimi ve görev devrederken devlette devamlılığı esas alarak bu yangının yeniden yanmaması lazım geldiği hususundaki kaygılarımı dile getirdim, aşağı yukarı mealen söylüyorum. Şimdi ne zaman ki bu yangının yeniden yanmasına doğru birtakım işaretler sezerim, o zaman söylenirim, bu PKK terörü yeniden yükselmemelidir. Yeniden yangın haline gelmemelidir. Fakat üzüntüyle söyleyebilirim ki, aşağı yukarı 8 ay zarfında 150 tane asker şehit olmuştur. Öyleyse bence Türkiye bu Kürt sorunu denen olayın, ne olduğunu bilmediğimiz Kürt sorunu denen olayın tartışmasına dalıp terörle mücadeleyi unutmamalıdır.
- Öyle bir durumdan söz edebilir miyiz?
- Bu sorun ile terör irtibatlandırılarak terörü değil de bu soruna yönelmek suretiyle terör gölgede kalmamalıdır. Terör olayı başlı başına bir olaydır, Türkiye'nin hiçbir sorununa bağlı olarak tartışılamaz. Evvela bunu kaydetmek isterim. Herkese diyorum ki, neyi tartışacaksanız tartışın, onda da rezervlerim var, fakat terör sorunu onlara bağlı olarak tartışılmasın.