Siyaset19 Ağustos 2005 00:00

Tarihsiz Talihsizlik – Mümtaz Soysal

Dış politikadaki talihsizlik ise, çok zor bir uluslararası konjonktür yaşanırken, gelmiş geçmiş bütün hükümetler arasında tarih bilgisi en zayıf bir ekibin iktidarda olmasıdır. Tarih bilgisi, dünyanın neresinde olursa olsun, herhangi bir ülkenin dış politikasını yönetenlerde mutlaka bulunması gereken bir bilgidir ama, hiçbir ülke o bilgiye şu dönemdeki Türkiye'nin muhtaç olduğu kadar muhtaç olmamıştır. Üstelik, ülkenin şimdi karşı karşıya bulunduğu dış politika sorunlarını anlamak ve genel tabloya bir anlam verebilmek için çok engin bir tarih bilgisine de gerek yok. İyi bir lise düzeyindeki tarih bilgisi bile yeterli olabilir. cialis manufacturer coupon drug coupon drug coupon cardnaproxennatrium site naproxen kruidvatsymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cena

İÇ POLİTİKADA büyük talihsizlik, sözde ''nispi temsil'' e dayalı acayip bir seçim sistemi yüzünden, kayıtlı seçmenin dörtte bir oyuyla parlamentoda üçte iki çoğunluğa sahip bir iktidarın oluşmuş olmasıdır.

Ülke, üç yıla yakın bir süredir bu talihsizliğin sonucuna katlanıyor.

Cumhuriyete verilen zarar Kemalist devrimi büsbütün yıkacak boyutlara ulaşmadı ama, gidiş o yöndedir. Türkiye, şimdiden, Amerika'nın istediği ''ılımlı İslam'' demokrasilerinin ilk örneği olma yolunda. Bereket, şimdiki gibi bir Cumhurbaşkanı var da, prototip henüz tam bir ürüne dönüşmedi.

Dış politikadaki talihsizlik ise, çok zor bir uluslararası konjonktür yaşanırken, gelmiş geçmiş bütün hükümetler arasında tarih bilgisi en zayıf bir ekibin iktidarda olmasıdır.

Tarih bilgisi, dünyanın neresinde olursa olsun, herhangi bir ülkenin dış politikasını yönetenlerde mutlaka bulunması gereken bir bilgidir ama, hiçbir ülke o bilgiye şu dönemdeki Türkiye'nin muhtaç olduğu kadar muhtaç olmamıştır. Üstelik, ülkenin şimdi karşı karşıya bulunduğu dış politika sorunlarını anlamak ve genel tabloya bir anlam verebilmek için çok engin bir tarih bilgisine de gerek yok. İyi bir lise düzeyindeki tarih bilgisi bile yeterli olabilir.

Ama, ne yazık ki, bugünkü dış politikanın siyasal sorumluluğunu taşıyanlarda bu asgari düzeyin bile bulunmadığı görülüyor. Çünkü, on sekizinci yüzyıl sonlarından Sevr'e kadarki Osmanlı tarihi konusunda birazcık bilgiyle de, Türkiye üzerine şimdi oynanmakta olan oyunun hangi senaryoya son perde olarak eklenmek istendiği kolayca anlaşılabilir.

İki yüzyılı aşkın süredir uygulanmak istenen senaryo, Türkleri önce Avrupa'dan silme, sonra da bütün Batı için bir tehlike olmaktan çıkarma, hatta sömürgeleştirme senaryosudur. Mondros ve Sevr'le, son perde açılacaktı ama, Kemalist devrim bu oyunu bozdu.

Şimdi, çok daha ince hesaplanmış yeni bir oyun sahnededir. Cumhuriyetin getirdiği ulus anlayışını etnik ve dinsel farklılıkları kullanarak zayıflatmak, küreselleşmeci düşüncenin etkisiyle ulusal ekonominin gücünü kırmak, halkı AB hayaliyle oyalayanlara kabul ettirilen koşullarla dişi tırnağı sökülmüş ve süngüsü düşmüş bir Türkiye yaratmak.

Güneydoğu, Kıbrıs ve AB dolayısıyla yaşanan dış politika sorunları böyle bir tarih zemini üzerinde düşünülmesi ve üstesinden gelinmesi gereken sorunlardır. O zemin hiç bilinmezse ya da karşıdevrimci ve İkinci Cumhuriyetçi yorumlardan geçirilirse, ustaca savunulduğu sanılan tutumlarla varılacak sonuçlar Türklüğe dıştan çullananların eskiden beri istediklerinden pek farklı olmaz.

En tehlikeli kimya, cahillikle hainliği birleştiren kimyadır.