Dış Politika19 Ağustos 2005 00:00

‘Merkez Ülkeler’, Batı ve Diğerleri - Erol Manisalı

Soğuk Savaş sonrasındaki küreselleşmeyi tartışan yazar ve düşünürler, iki grupta toplanıyorlar: 1) Bir kısım düşünüre (ve stratejistlere) göre küreselleşmeyi sürükleyen ''merkez ülkeler'' hem Doğu'da hem de Batı'da bulunuyorlar. ABD, AB, Çin, Rusya, Japonya, Hindistan, Güney Amerika grubu ülkeler ''merkez ülkeler'' olarak tanımlanıyorlar. Bu düşünceye göre ''merkez ülkelerin'' yönettiği ve sürüklediği ''küresel bir düzen'' oluşmakta. Merkez ülkeler olarak tanımlanan grup 6.5 milyarın 4 milyarını oluşturuyor. Bu yaklaşım örtülü olarak, yukarıda adı geçen ülkeleri ''aynı sınıfa'' dahil etmektedir; yöneten ve aslan payını alanlar sınıfı, adı konmadan belirtiliyor. levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetesdiscount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialisnaproxennatrium go naproxen kruidvatcialis sample coupon cialis manufacturer coupon 2016 cialis manufacturer coupon

2) Benim de desteklediğim düşünceyi savunanlar ise ''Batı kapitalizmi ve diğerleri olarak'' dünyayı ayıran ve tanımlayanlardır. Bir tarafta ABD, Kanada, Avrupa Birliği, Avustralya, Japonya gibi Batı kapitalizminin merkez ülkeleri vardır. Bu ülkeler kendi düzenlerini ve oligarşik denetimlerini küreselleşme adı altında yerküreye yaymak isteyenlerdir.

İki yaklaşım arasındaki temel farklar şunlardır:

- Birinci görüş, ölçekler ve fiziki etkiler üzerine kurulmuştur. Nüfus, ekonomik büyüklük, nükleer güç gibi öğeler ön plana çıkarılmaktadır.

- İkinci görüşü destekleyenler ise meseleye işlevsel olarak bakmaktadırlar. Kapitalizm, piyasa ekonomisi, liberal düzen, Hıristiyanlık ve diğer kimlik sorunları ön plana çıkarılmaktadır. Örneğin Güney Kore'nin Batı kapitalizmine dahil olması için Hıristiyanlaşmasının kaçınılmaz olduğu ya da Türkiye'nin Müslüman (ve Doğulu) bir kültürel kimliğe sahip olduğu için Avrupa Birliği'ne alınmayacağı gibi.

Aslında birinci görüş sahipleri; kapı herkese açık, bu sadece kapitalizm, Hıristiyanlık, Batı kimliği meselesi değildir demeye getiriyorlar ve Batı emperyalizminin esas kimliğini örtmeye çalışıyorlar. Oysa Batı emperyalizmi Avrupa'nın denizaşırı sömürgeler döneminden başlayarak Amerika'yı, Afrika'yı ve Asya'yı sömürmüştür. Kapitalizmin ve Hıristiyanlığın kökleri çok derindir ve Batı'nın genlerine işlemiştir.

Yeni örnekler mi?..

Soğuk Savaş sonrasında bu kimliğin dışavuran çarpıcı köşetaşlarını görmekte ve yaşamaktayız. Birkaç örnek sıralayalım:

1) Avrupa'da 1990 sonrasında yapılan seçimlerde daha tutucu, daha ''yabancı düşmanı'' çevrelerin güç kazandığını görüyoruz. Yeni ''Münih zihniyeti'' yaygınlaşıyor.

2) Kilise, Avrupa ve ABD'de güçlenmekte ve küresel misyonerlik faaliyetleri yaygınlaşmaktadır.

3) Vatikan'a Ratzinger gibi tutucu ve ''yabancı düşmanı'' bir papa getirilebilmektedir.

4) Batı'da ''kültürler ve medeniyetler çatışmasını'' ön plana çıkaran düşünürler, ''devlet politikalarını belirleyen'' konuma gelebilmektedirler.

5) Etnik ve kültürel ayrımcılık ABD ve AB tarafından ''diğerleri için'' esas alınan politikalar haline gelmiştir.

6) ABD ve AB ''liberal politika'' adı altında, serbest piyasa düzeni ile dış piyasaları, borsaları ve kaynakları denetim altına alma eylemlerine hız vermişlerdir.

7) ABD ve AB'nin büyük devletleri, askeri güç kullanarak bu hedeflere ulaşmaya başlamışlardır.

Bütün bu sıraladıklarım ABD ve AB'nin eylemleri ve politikalarıdır. Bu eylem ve politikalar Rusya, Çin, Hindistan veya Brezilya tarafından yürütülmemektedir. Hatta ABD ve AB'nin bu tür eylemlerinden rahatsız olan Asya'nın büyük devletleri, ''antiemperyalist politika'' izlemeye başladı.

O zaman bu iki farklı grubu tek bir çatı altındaymış gibi göstermeye çalışan ''birinci görüş sahipleri'' , Batı emperyalizminin eylemlerine sahte ortaklar bulmaya çalışmaktadırlar.

- Soğuk Savaş sonrasında küreselleşmenin sahip ve dayatıcıları ABD ve AB'dir. Batı kapitalizminin merkezinde yer alan ülkeler (ve şirketler) bunlardır. Dünya bugün, Batı kapitalizmi ve ''diğerleri'' olarak ayrılmış ve karşı karşıya gelmiş durumdadır.

Bu çatışmada Türkiye, kesinlikle Batı kapitalizminin tarafında değildir. Tarafındaymış gibi göstermeye çalışan bazı çevreler vardır sadece...