Yavuz Ataç, ilginç açıklamalarda bulundu. Ataç'a göre Mehmet Eymür'ün neye hizmet ettiği belli değil.
Yavuz Ataç'tan: Bizim Çakıcı'lara, Peker'lere ihtiyacımız olmamalı. Ama bu adamların faydası da oluyor. Bu adamlar operasyonun yapıldığı ülkenin güvenlik güçlerinin eline geçince bir hikâye uydurabiliyorlar.
İstihbaratla ilgilim yok, ülkücüyüm ve gönüllü olarak bu işi yapıyorum diyorlar. Böylelikle ülkeler arasında kriz çıkmasını önlüyorlar.
Eski MİT Dış Operasyonlar Daire Başkanı Yavuz Ataç 'ın adı sık sık mafya lideri Alaattin Çakıcı'yla birlikte anıldı. Ataç, Çakıcı'ya ''kaç'' dediği gerekçesiyle yardım ve yataklıktan yargılandı. Bu davadan beraat eden Ataç, Çakıcı'ya kırmızı pasaport temin etmekle suçlandı. Bomba ve patlayıcı maddeler konusunda en iyi uzmanlardan biri olarak kabul edilen Ataç, Gladio bünyesinde ABD ve İsrail'de ''saboter'' (sabotajcı) olarak yetiştirildi. NATO'nun komşu ülkelerde desteklediği darbeler ve Kuzey Irak'ta aktif görevler alan Ataç'la Çakıcı-MİT ilişkisini, derin devleti, Mehmet Eymür'ü, Susurluk'u, Fethullah Gülen'i, kaybolan Tarık Ümit ve
''Yeşil'' kod adlı Mahmut Yıldırım 'ı konuştuk.
- Özel Harp Dairesi'nde görevliydiniz, MİT'e geçişiniz nasıl oldu?
YAVUZ ATAÇ - PKK patlak verdiğinde Türk Silahlı Kuvvetleri'nde buna göre bir yapılanma olmadığı için örgütle ağırlıklı olarak Özel Harp Dairesi ilgileniyordu. PKK'yle ilgili subaylara ilk dersi ben verdim. Daha sonra polis özel timlerinin eğitilmesiyle görevlendirildik. 1987 yılının başında ise Korkut Eken 'le MİT'e katıldık.
- MİT'teki ilk göreviniz neydi?
ATAÇ - Yurdışındaki terör örgütü liderlerinden birine yönelik bir operasyondu.
- Çakıcı'nın yer aldığı operasyon mu?
- Evet. Ekibin başında ben vardım. Ekipte Çakıcı ve birkaç adamı da vardı.
- Ekibe Çakıcı'yı siz mi aldınız?
ATAÇ - Ekibi teşkilat belirlemişti. Bana ''Bu adamlarla çalışacaksın'' denildi. Sonra operasyon için Çakıcı'yı geniş kapsamlı bir eğitime aldık. MİT'in tesislerinde yatırdık. Sonra hedefin olduğu ülkeye gittik. İkimizde de sahte pasaport vardı. Çakıcı'yla ilişkimiz bu vesileyle başladı.
- Operasyon nasıl sonuçlandı?
ATAÇ - O ülkenin güvenlik güçlerine operasyonla ilgili ihbarda bulunulmuştu. Geri geldik. Çakıcı ilk kez bu operasyonla yurtdışına çıktı.
- Bu tür operasyonlarda Çakıcı gibi isimleri kullanmak ne derece doğru?
ATAÇ - Bizim Çakıcı'lara, Peker 'lere ihtiyacımız olmamalı. Ama bu adamların faydası da oluyor. Bu adamlar operasyonun yapıldığı ülkenin güvenlik güçlerinin eline geçince bir hikâye uydurabiliyorlar. İstihbaratla ilgim yok, ülkücüyüm ve gönüllü olarak bu işi yapıyorum diyorlar. Böylelikle ülkeler arasında kriz çıkmasını önlüyorlar.
- Çakıcı-MİT ilişkisi böyle mi başladı?
ATAÇ - Evet. İlk operasyonu buydu.
- Çakıcı'ya pasaportunu vermekten yargılanan eski MİT görevlisi Faik Meral, ''Çakıcı'yla 1980'li yılların başında çalışmaya başladık'' dedi...
ATAÇ - Doğru değil. Bu operasyonda Faik Meral de ekipteydi.
- Operasyona götürdüğünüz Çakıcı o dönemde çeşitli suçlardan aranıyordu...
ATAÇ - Çakıcı'nın sabıkalı olduğunu ve arandığını Türkiye'ye geri geldikten sonra öğrendim. Göreve giderken bilmiyordum.
- Birlikte operasyona gittiğiniz kişinin durumuna bakmadınız mı?
ATAÇ - Teşkilat seçmişti onu. Onlar gerekli incelemeleri yaptığı için ben ilgilenmedim. Ama Mehmet Eymür biliyordu. Çakıcı'ya bu aranmalarının sorun olmayacağını, çözeceğine dair söz vermişti. Bu nedenle Çakıcı'nın da suçlarına ilişkin devletten bir beklentisi vardı. Ama Eymür'ün bunu çözme şansı yoktu. Çünkü İstanbul'da emniyetin başında Ünal Erkan ve Mehmet Ağar vardı. Eymür'le Ağar'ın arası yoktu.
'ÇAKICI ELİMDE KALDI'
- Çakıcı'nın beklentilerine cevap verildi mi?
ATAÇ - Bu sıralarda Mehmet Eymür'ün hazırladığı Birinci MİT Raporu patladı. Eymür'le aynı dairede görev yapıyorduk. Bizim dairenin yurtiçiyle ilgili bir görevi yoktu. Yani Eymür'ün görevi değildi bu rapor. Bunun üzerine daire dağıtıldı. Eymür ve diğer yetkililer teşkilattan ayrıldı. Çakıcı benim elimde kaldı. Çakıcı, polis aramalarıyla ilgili Eymür'ün verdiği sözü hatırlatıyordu. Ben de ona, ''Nereye kadar kaçacaksın. Konuşalım emniyetle, hesap yapalım. Az bir cezayla kurtarırız seni'' dedim. Üstlerimin izniyle emniyetten ilgili birimleriyle konuştum. Emniyetle anlaştık. Onlar da ''Biz yakalamış gibi olalım'' dediler. Çakıcı'yla öğlen yemeğine çıktık. Polis ekibine haber verdim. Gelip Çakıcı'yı aldılar. Cezasını çekti ve cezaevinden çıktı.
- MİT'le ilişkisi çıktıktan sonra da sürdü mü?
ATAÇ - Tabii. Cezaevindeyken bile teşkilatla ilişkisi vardı.
- Mehmet Eymür, görevi olmamasına karşın Birinci MİT Raporu'nu niye hazırladı?
ATAÇ - İkinci MİT Raporu da görevi değildi. Teşkilat da görev vermemişti. Ama buradaki önemli nokta, birinci raporla Necdet Uruğ'un cumhurbaşkanı olması engellendi. Turgut Özal bu koltuğa oturdu.
- Eymür'le aranızda hep bir çekişme yaşandı?
ATAÇ - Eymür'ün neye hizmet ettiği belli değil. Eymür, ülkeye çok zarar verdi.
- Eymür'ün geri gelişi nasıl oldu?
ATAÇ - Daha sonra Çakıcı'nın adamları tarafından vurulacak olan bankacı Adil Öngen benim arkadaşımdı. Çiller ailesiyle yakın ilişkisi vardı. Sürekli beni Tansu Çiller 'le bir araya getirmeye çalışıyordu. Çiller'in ihtiyaçlarına yönelik bir faaliyette bulunmamı istedi. Ama ''hayır'' dedim.
- Nasıl bir ihtiyaçtı bu?
ATAÇ - Çiller ailesi aleyhine yazan birkaç gazetecinin susturulmasıydı. Ama Mehmet Eymür buna ''evet'' demişti. Öngen, Eymür'ü Özer Çiller 'le tanıştırmıştı. Buna karşılık olarak Eymür MİT'e geri getirildi.
'YEŞİL'İ YETERLİ BULMADIM'
- Yeşil'le birlikte çalıştınız mı?
ATAÇ - Yeşil'i Eymür bana gönderdi. Birkaç kez görüştük. Ancak dış operasyonlarda kullanılabilecek kabiliyette bulmadım.
- Peki Tarık Ümit'in ortadan kaybolması?
ATAÇ - Tarık Ümit MİT'e Eymür kanalıyla girdi. Dönemin Kaçakçılık ve İstihbarat Daire Başkanı Atilla Aytek 'in adamıydı. Eymür'ün bilgi kaynağı Ümit'ti. Ümit, ayrıca uyuşturucu kaçakçısı Ferda Seven 'in yakın arkadaşıydı. Ben MİT'le ilişkisini kestim. Eymür geri gelince o da döndü.
- Fethullah Gülen'e yönelik istihbarat çalışmalarında yer aldınız mı?
ATAÇ - Çin'de görev yaptığım zaman Başbakan Bülent Ecevit geldi. Yanında yer alan 6 kişiden 5'i Gülen cemaatindeydi. Bunun üzerine ben de merkeze ''Bu adamlar bizim hedefimiz mi değil mi'' diye sordum. Ancak, cevap alamadım.
'Pasaportun rengi çok önemli değil'
- MİT'in DHKP/C lideri Dursun Karataş'a yönelik operasyonunda Çakıcı görev aldı mı?
ATAÇ - MİT'in Karataş'a yönelik bir operasyonu olmadı. Karataş'ın bugüne dek neden yakalanmadığını ve operasyon yapılmadığını anlamış değilim zaten. Çakıcı geldi. ''Dursun Karataş benim kişisel hedefim, sizden sadece bilgi istiyorum'' dedi. Talebi kabul edildi. Sönmez Köksal' ın bilgisi dahilinde Karataş'ın peşine gitti.
- Son tutuklanmasından önce dışarda olduğu zaman Çakıcı'yla görüştünüz mü?
ATAÇ - Görüştük. Oturup yaşananların muhasebesini yaptık. Çakıcı'yla bir görev nedeniyle bir ilişkim vardı. Bir de bu birlikte çalışmanın getirdiği insani ilişki. Birlikte ticaret yapmamızı istedi. Benim başıma gelenlerden dolayı kendini huzursuz hissediyordu. Ama kabul etmedim. Aynı kulvarın insanları değiliz. Dostça ayrıldık. Başımı belaya sokan iki isim var. Çakıcı ve Mehmet Kulaksızoğlu . Kulaksızoğlu, dolandırıcıydı.
- Çakıcı'ya 'kaç' dediniz mi?
ATAÇ - Çakıcı beni arıyor, ''Abi beni istiyorlarmış, kim istiyor'' diye sorular soruyordu. Bilmiyordum. Bilseydim söyleyebilirdim. Ama operasyon hakkında bilgim yoktu. Bu telefon konuşmalarından aylar önce Çakıcı'nın bir adamı yanıma geldi. Ben adamına ''Çakıcı'ya söyle Güney Amerika'ya gitsin dedim. Onu orda kimse bulamaz. Gitsin orda sonuçları beklesin'' dedim. Zaten kaç diyenin Eyüp Aşık olduğu ortaya çıktı.
- Peki kırmızı pasaportu siz mi verdiniz?
ATAÇ - Hayır. Pasaportun benim son görev yaptığım Çin'deki büyükelçilikten verildiği söylendi. Pasaport Çin Büyükelçiliği'nden verilmiş ise onlara sorsunlar. Pasaportun defter olarak bir değeri yok ki. Çakıcı yıllarca MİT'le çalıştı, pasaportu nereden temin edeceğini bilir. Çakıcı, devletle ilişkili, MİT'in tesislerinde kalmış, operasyonlara katılmış, eğitim görmüş ve para verilmiş, ama insanlar hâlâ yakalanan pasaportun rengiyle ilgileniyorlar. Burda pasaportun ve rengin hiçbir önemi yok.
- 'Gladio'nun sorumlusu bendim'
Eymür, 'Yeşil, Çatlı, Çakıcı gibi adamları kullandık ama mevzuat damdan düşmedi' demişti.
O zaman şimdi beş altı suçtan aranan adamı bana takdim eden amir makamlar bunu bilmiyorlar mıydı? MİT'in böyle bir engeli var mı acaba? Ayrıca MİT yaptığı gizli faaliyet karakteri itibariyle de herhalde berber Mehmet Efendi ile bakkal Hasan Efendi'yle değil bu dünya ile ilişkisi olan insanlarla ilişki kuracak.
Bu organize bir yapılanma mı? Derin devlet, gladio gibi konular... Derin devlet tanımlaması sizce nedir?
Gladio ismi takılan yapının dört sene sorumlusuydum. Ülkeyi yönetenlerin de farkına varmadığı şeyler oldu. Örneğin İspanya'dan sürekli bilgi gelir bize, nedir; terör kampları. Bizimkiler "Haber Raporu" hazırlar. Sanki bizim düşüncelerimiz, değerlendirmelerimiz gibi girer raporlara.
'Mumcu suikastında deliller toplanmadı'
- Görevli olmadığınız halde Uğur Mumcu suikastında olay yerindeydiniz?
ATAÇ- Suikastı televizyondan öğrendim. Patlayıcılar konusunda en bilgili insanlardan biriyim. Faillerinin yakalanması için bulguların çok iyi değerlendirilmesi lazım. Hemen olay yerine gittim. Savcı Ülkü Coşkun ile konuştum. Araştırmanın iyi yapılmadığını söyledim. Terörle Mücadele Şube Müdürü, ''Abi keşke bize yardımcı olsan'' dedi. Ama görevim değildi. O günkü şartlarda uzaktan kumandalı patlayıcıyı oraya yerleştiren kişinin olay yerini görmesi gerekir. O nedenle sokağın hemen tecrit edilmesi gerekirdi.
Sokaktaki her yer iyi aranmalıydı. Oraya üstlerimden habersiz gittim. Sonra MİT'e geldiğimde müsteşar, emniyete gidip suikastla ilgili bilgi almamı söyledi. Gittiğimi söyleyince ''Keşke bize haber verseydin'' dedi. Uğur Mumcu Araştırma Komisyonu'na bilgi verdim. Mumcu suikastını araştırmayı çok isterdim. Orada MİT'in de teknik ekibi olmalıydı. (Cumhuriyet)
NATO KARARGAHLARINDA ÖRGÜTLENEN GLADİO
Dünya üzerine yayılmış olan NATO üsleri, NATO’ya bağlı ordular, silahlar, füzeler, nükleer bombalar, askeri tatbikatlar, tehditler... bunlar NATO’nun görünen yüzüdür. NATO’nun onyıllarca dünya kamuoyu tarafından pek bilinmeyen, görülmeyen bir yüzü daha vardır; NATO, açık askeri örgütlenmesi dışında kontrgerillanın dünya çapında örgütleyicisidir.
Kontrgerillanın örgütlenmesine NATO’nun kuruluşundan bir yıl sonra, 1950 yılında başlanır. “Saldırıya uğramak”, dışarıdan gelecek saldırının dışında içeride gelişen devrim tehlikesi anlamına da geliyordu. Bu tehlikeyi engellemek için NATO’ya üye tüm ülkelerde güya “işgal durumunda halkı direnişe geçirmek” gerekçesi altında kontrgerilla örgütlenmeleri oluşturulur. Bu Gladio olarak da bilinen örgütlenmedir.
Kontrgerilla örgütlenmesinin asıl mimarı ise ABD emperyalizmidir.
“Bizim güvenliğimizi sadece açık saldırılar tehdit etmiyor. Bu açık saldırıların yanında ondan daha tehlikeli, fakat saldırı görünüşünde olmayan başka cins tehditler de vardır. Bu tehditler, içeriden yapılmak istenen değiştirme ve dönüşümlerdir. Bu maskeli saldırılar, bazen iç harp şeklinde, bazen ihtilalci hareket şeklinde, bazen demokratik akımlar ve reform hareketi biçimlerinde karşımıza çıkmaktadır. Bizim amacımız, bu ve buna benzer akımları önlemek olmalıdır.” (Rockefeller Vakfı Raporu, Amerikan Harp Doktirini, sf:297)
Bu bakış açısıyla hareket eden CIA, sadece kontrgerilla örgütlenmesini kurmakla kalmaz, bu ülkelerde görev yapacak kontrgerilla kadrolarının eğitimini de üstlenir. Washington’daki Uluslararası Polis Akademisi bunlardan biridir. Çeşitli NATO ülkeleri ve Latin Amerika ülkelerinde bu amaçla eğitim merkezleri ve kamplar kurulur.
Bazı ülkelerde bu oluşumdan, o ülkenin cumhurbaşkanının, başbakanının veya parlamentonun bile haberi olmuyordu. Haberi olanlar ise gizliyor ve inkar ediyordu. Varlığı kesinlikle kabul edilmiyordu. Çünkü kontrgerilla örgütlenmeleri hiçbir hukuk, yasa tanımıyordu. Onun kendi yasaları vardı. Bu hukuk, faşist olmayan, emperyalizmin çıkarlarına hizmet etmeyen herkese ve herşeye yönelik saldırı, katliam, imha üzerine oturtulmuştu. İşkence, kayıp, katliam, imha, faşist terör, provokasyon, tehdit, şantaj asıl yöntemleriydi. Kontrgerilla ya CIA tarafından ya da kurulduğu ülkelerin gizli ödeneklerinden, uyuşturucu ticareti gibi yollardan elde edilen paralarla finanse ediliyor, bizzat CIA tarafından yönlendiriliyordu.
Bütün NATO üyesi ve üye olmayan devletlerde kurulan bu kontrgerilla örgütlenmeleri “Süper NATO” adı altında bir araya getirilerek merkezileştirilir. Böylece dünya halklarına karşı merkezi saldırılar örgütlenir.
“...Örgütün esas görevi; savaş durumunda terör, sabotaj yapmak ve ayaklanma çıkarmak. Örgütün altyapısı:Neredeyse Avrupa’nın her yerinde gizli silahlı gruplar ve cephane depoları... tümünü Brüksel’deki NATO merkezinden gizli bir birimiyle koordinasyona sokmak...” (Gladio, Soğuk Savaşın Mirası, Leo A.Miller sf:7)
“İlk askeri örgüt, savaştan sonraki Federal Almanya topraklarında ‘teknik servis’ adı altında, anti-komünist bir propaganda örgütü olan ‘Alman Gençler Birliği’ kuruldu. Bu gerilla birliği (kontrgerilla) Amerikan gizli servisi ajanları tarafından oluşturuldu, yetiştirildi ve finanse edildi...” (age. sf:8)
“Türk Gladio şubesi ülkenin NATO’ya girmesinden bir yıl sonra kuruldu. Örgüt ilk başlarda ‘Anti-terör örgütü’ olarak adlandırılıyordu ve Amerikan askeri misyonunda yuvalanmıştı. (age. sf:47)