İstihbarat16 Ağustos 2005 00:00

Türkiye’ye Son Tuzak…Yeşil GLADYO! - Digimedya'nın Jeo-Kritik haberi

Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın dünkü sözleri arasında bir cümle, dikkatli kulaklar için oldukça çarpıcıydı. Erdoğan, Doğu/Güneydoğu ve Irak’ın kuzeyinde teröre karşı mücadele için, “yeni istihbarat ağları kuruyoruz” deyiverdi. Bu sözler, NATO’nun soğuk savaş döneminde bütün Avrupa ülkeleri gibi Türkiye’nin de başına bela ettiği “Gladyo”nun yeni konsepte göre şekil değiştirmesi olarak yorumlandı. Digimedya olarak, bizim de tespit ettiğimiz bu süreci fark eden AÇIK İSTİHBARAT, çok ciddi bir analizle gelişmelerin şifrelerini çözdü. İşte Açık İstihbarat’ın, çirkin oyunun şifrelerini çözen analizinin özeti; levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetesacheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadadiscount drug coupons site printable coupons for cialiscialis forum link cialis bez recepta

Son günlerde başrolde Tayyip Erdoğan'ın; yardımcı rollerde ise çeşitli bürokratlar ve Gladio uzantısı terör örgütlerinin (Bkz PKK) rol aldığı bir "Kürt Sorunu" diyalektiğine şahit olmaktayız.



Türkiye'de aylardır evlere sessiz sedasız şehit cenazeleri gelirken görmezden gelen; PKK'nın bayrağı aylardır Kuzey Irak'ta asılıyken Millet'e bir satırla bile duyurmayan;

 

Mustafa Kemal'in resmi altında demeç verip, "Devlet politikası" ilan ettikleri AB yolunda terörle mücadele yetkileri kısıtlanırken gram seslerini çıkarmayanlar; birden sahne aldılar ve kamuoyu bir tarafta "Terörle Mücadele Sorunu"; diğer tarafta "Kürt Sorunu" ile karşı karşıya kaldı.


"Terörle Mücadele Sorunu"nu dile getirenlerin bir kaç ay önce "Terörle Mücadelede Mükemmeliyet Merkezi" gibi ciddi Tercüme Sorunu kokan merkezler açtıkları gibi hassas ayrıntılar medya ışığı altında körelen gözlerden saklanırken; iki yanına bir grup "aydın" süsü verilmiş entellektüel taşeronu biblo gibi dizen;

AKP'nin karizma kiralayan lideri Tayyip Erdoğan; bu sahnenin en can alıcı metinlerinden birini "Ulusa Sesleniş" formatında kamuoyuna okuyuverdi.


Tabi ardından gelen Diyarbakır gezisi; tam bir imgesel şölen olarak, anlayana mesajlarla doluydu.


Bütün bunlar "Kürt Sorunu" adına yapılmadı.

AKP'nin destekleyici rolünde kurgulanan Kuzey Irak sahnesinin artık palazlanan ve Türkiye'de siyaset satın almaya başlayan güçleri açısından; geçici olarak AKP içine yerleştirilen Kürtçü dinamiğin parti dışına çıkarılarak, yeni dönem için partileşmesi zamanı geliyordu.



AKP'nin üzerine kurulduğu üç temel direkten biri olan Kürtçülüğün bu aşamada parti dışına çıkması erken bir doğum olacaktı.



Yaşanan süreç ile; Tayyip Erdoğan ve ekibi; Kürtçü dinamiklere; "Sizi Askere ve taleplerine karşı kararlılıkla ben koruyabilirim. Beni desteklemezsiniz sizi asker amcalara veririm" mesajını çok net bir şekilde verdiler.



Bu süreç; "İslamcı" zannettikleri Başbakanlarının Anadolu'yu son gaz Hristiyan odaklara peşkeş çekmesi ile şaşkına uğrayan İslamcı tabanın huzursuzlanmaya başlaması ile ardaarda sahnelenen ve Tayyip Erdoğan'ı tabanı nezdinde yeniden meşrulaştıran "laiklik sorunu" ve "türban sorunu" krizleri ile benzer niteliklere sahip bir süreçtir.


NATO'nun küresel güvenlik doktrinine senkron bürokratlar ile; NATO'nun küresel İslam konseptine uygun siyasilerin son gölge boksu; dördüncü kuruluş senesinde nitelikli destek sağlanan AKP'nin; üstlendiği misyon çerçevesinde görevinin sürdüğünün ve bu misyona hala ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir.


AKP'nin içine yerleştirilen "İslamcı" ve "Kürtçü" dinamiklerin rafine hale getirilerek, federasyon projesi nezdinde ayrı ayrı partileşmesi için daha zamana ihtiyacı vardır.


"Kürtçü" dinamikleri AKP dışına taşıma zamanı geldiğine inananlarla;

AKP'nin misyonunun hala tamamlanmadığına inananların çatışmasının; TSK-AKP-STK(Aydınlar)-PKK dörtgeninde kurgulanan yeni gölge oyunları ile pekişmesi muhtemeldir.


Ortada bir "Kürt Sorunu" değil;

Tabanları ve kadroları nezdinde duruşlarını meşrulaştırma sıkıntısı yaşayan bürokratik ve siyasi kurumların Millet'i Salak Yerine Koyma Sorunu mevcuttur.


Son yaşadığımız olaylar; farklı cephelerden farklı kaygılarla yükselen sesler tarafından "Kürt Sorunu" ifadesi çerçevesinde yorumlanıyor.

Halbuki;

son dönemde "tırmandırılan" (Bkz : PKK'nın NATO-Gladio ekseninde üstlendiği coğrafi rol) PKK teröründen; "aydınlar" sıfatını üzerlerinde emanet olarak taşıyan bir grup isimle buluşan Başbakan'a kadar bir çok unsur; yaşadığımız sürecin adını doğru koymamızı şart koşuyor.


AKP'nin neden iktidara getirildiği ve bulunduğu noktada ne işe yaradığı çok netti :

1) Uygulanan ekonomik politikalarla patlama noktasına getirilen kitlelere; Tayyip Erdoğan isimli karizmasını kiralayan lider aracılığı ile "bakın sizden biri iktidarda" görüntüsü sunuldu ve bu yolla kitlelerin ağzına bir parmak bal çalındı.


Kitlelerin ağzına çalınan bu bir parmak bal; Türkiye'nin Arjantinleşmemesi yolunda da kritik öneme haizdi. Neticede; kızı türbanlı diye üniversiteye alınmadığı için devletinden soğumaya başlayan kitlelerle, midesindeki gurultu dayanılmaz boyuta ulaşan kitleler büyük oranda örtüşüyordu.


Tayyip Erdoğan önce mazlumlaştırılarak, sonra da liderleştirilerek; karizmasını kiralayan lider olarak Türk siyasetinin başına oturtuldu. Tayyip Erdoğan'ın mazlumlaştırılması sürecinde; stratejik miyopluktan müzdarip kurumları çok önemli bir rol üstlendiler.
İnşa edilen mazlumluk üzerine liderleştirme sadece bir kozmetik operasyondu ve Türk medyası zaten bu günler için şekillendirilmişti.

Toplum önünden bir anda;
"Devlet düşmanı Tayyip" imgesi kaldırılıp, yerine "vizyon adamı Tayyip" imgesi servis edildi.


2) Türkiye'de; 1950'lerden bu yana beslenip, radikalize unsur olarak sisteme balans ayarı yapmak için kullanılan iki unsurun; karikatürize isimleri ile "İslamcılık" ve "Kürtçülüğün", yeni dünya planı çerçevesinde bu coğrafyada üstlenmeleri gereken rol artık çok daha rafine olup, eski vulgarize halleri ile kalmalarına izin verilemezdi.

İslamcılığın "Erbakan" ; Kürtçülüğün "Öcalan" imgesinden temizlenmesi gerekiyordu.


İşte bu noktada AKP; "İslamcılık" ve "Kürtçülüğün" yeniden inşaası için bir koza olarak örüldü. Tayyip Erdoğan'a iktidar yürüyüşü de; ABD-Almanya eksenindeki Atlantik kafalı "Kürtçülerle" Kayseri-Üsküdar ekseninde konuşlanan liberal kafalı "İslamcıların" eşliğinde açıldı.


3) Soğuk Savaş döneminde "Komunizm" öcüsüne inandırılıp, onlarca evladının kanı üzerinden denge sağlayan devlet elitleri; geçiş döneminde, PKK kod adlı bir operasyonla, bu ülkenin binlerce evladının harcanmasına ve sanki bu evlatlar bir amaç uğruna can vermemiş gibi, bu davanın marjinalize edilip, gündemden düşürülmesine göz yumdular.


Bir zamanlar Kürt lafına bile tahammül edemeyen yapıların, bugün Kürt sorununu telafuz eden ve Kürtçü danışmanlar üzerine kurulan bir iktidarla şiir gibi olmaları ilk bakışta size garip gelebilir ama aşağıdaki üç maddeli formül çerçevesinde incelediğinizde; Türk Devleti'nin yakın siyasi tarihinde hep aynı dinamik üzerinden yönlendirildiğini görürsünüz.


a) Önce "Sorun"(Kürtçülük veya İslamcılık) ve sorunun taşıyıcısı(PKK veya radikal islami unsurlar) yaratılır


b) Devletin bazı birimleri bu sorunu yoketmek üzere sahaya salınırken; diğer güçleri bu sorunu kullanarak, ülkenin uzun vadeli bekaasını sağlama görevine inandırılır..


"Romantiklerle" , "Pragmatiklerin" aynı devlet yapısı içinde varlığı; bu yapıyı kurgulayanların şeytani (Dia-bolik) zekasının da ürünüdür. Birileri "dağda şehit olarak"; diğerleri "Öcalan ile gizli görüşmeler yaparak" bu sorunu çözeceğine inanır. Bu denge sayesindedir ki; Abdullah Öcalan isimli operatif ajan; Türkiye sınırının bir kaç yüz kilometre ötesindeyken de;


Marmara'nın ortasında bir adada, üniformalılar tarafından servis edildiği özel hücresinde dinlenirken de,

b) ÖLDÜRÜLMEZ.

Çünkü o bir GLADIO ürünüdür.


Öcalan Kürtçülük hareketi için neyse;

Tayyip Bey'in de İslamcılık hareketi için aynı güçler tarafından kurgulandığı ortaya çıkınca; bu kozmik ifşaat karşısında eski kadroların iki farklı tepkisi olur :

Bazıları; Yeni Oyun'u hiç bir şey olmamış gibi aynen kontrol edip; bazı lobilerin koordinasyonunda eski düşmanlarının danışmanlığına soyunurken;

Bazıları; Hayalkırıklıkları ve zamanında vermedikleri mücadeleyi şimdi verebilme kaygısı ile kitaplar yazmaya soyunurlar.