LEFKOŞA-BAKÜ HATTINDA KODLARIN ÇÖZÜMÜ - Hüseyin Mümtaz
Azerbaycan, birden KKTC’ye ilgi göstermeye başladı. Önce bir grup parlamenter gitti, arkadan iki ayrı seferde iş adamları grubu. Son grubun gidişi, Azerilerin ilk özel havayolu şirketi olan İMAİR’in ‘’doğrudan uçuşu’’na da sahne oldu. Tabii Rumlar feryadı bastı; ‘’biz de Karabağ’a uçarız’’ dediler. Azeri parlamenterlerin gidişini müteakip, Soçi yolundaki Erdoğan o âna kadar olan bütün politikasına ters bir şekilde tavır alarak; ‘’Bu tanınmadır’’ demişti. Halbuki Akepe baştan beri ‘’tanınma değil, izolasyonların (ne demekse?) kaldırılması politikasını gütmüyor muydu? Hem bu tanınma oluyorsa, Amerikan Temsilciler Meclisi’nin dört üyesinin ilk ziyareti neden ‘’tanınma’’ olmuyordu? Zaten Ferdi Sâbit de telaşla ‘’Bu ziyaretler tanınma değildir’’ diye pişmekte olan aşa limon sıkmakta gecikmedi. Peki; Rum gemi ve uçaklarının Türk deniz ve hava limanlarına yanaşmasını ‘’tanımıyoruz’’ diye kabul etmiyorsanız; Azeri uçağının doğrudan Ercan’a inmesi neden ‘’tanıma’’ olmuyor?discount drug coupons click free discount prescription cardcialis manufacturer coupon cialis coupons and discounts drug coupon cardescitalopram i alkohol escitalopram tbl escitalopram i alkoholsitagliptin phosphate and metformin hydrochloride sitagliptin phosphate monohydrate melting point sitagliptin phosphate side effects
Zaten Ferdi Sâbit de telaşla ‘’Bu ziyaretler tanınma değildir’’ diye pişmekte olan aşa limon sıkmakta gecikmedi.
Peki; Rum gemi ve uçaklarının Türk deniz ve hava limanlarına yanaşmasını ‘’tanımıyoruz’’ diye kabul etmiyorsanız; Azeri uçağının doğrudan Ercan’a inmesi neden ‘’tanıma’’ olmuyor?
Meraklısı benim; iki Türk devleti arasında geciken bir bağın nihayet ve yavaş yavaş kurulmaya başlanmış olmasından ancak büyük bir memnunluk duyacağımı iyi bilir.
Ancak bu kafa karışıklığının, bu ilkesizliğin, bu yanlış sinyallerin hem Akepe, hem de KKTC’de âcilen çözülmesi lâzım.
Olan Azerilere oluyor.
Ne yapacaklarını, nasıl davranmaları gerektiğini şaşırıyorlar.
KKTC’deki Rumcu-Komünist Soyer bağımsız devletin tanınması değil, Rumla birleşme yolunda bir ara durak olsun diye izolasyonların kaldırılmasını istiyor olabilir.
Akepe de 3 Ekim’e az bir süre kalmışken nefesini tutmuş, tam siper yapmış olabilir.
Ama memleketin tam bağımsızlığa ve cumhuriyete âşık hiç mi dinamik evlâdı kalmadı yahu?
İlk doğrudan uçuşu gerçekleştiren İMAİR’in sahibi Fuzuli Aliekberov, Azeri ANS Televizyonuna verdiği demeçte; ‘’Rum işadamları, Ercan’a yaptığımız doğrudan uçuştan sonra bizimle temas kurdu. Güney Kıbrıs’a Larnaka’ya haftada bir tarifeli sefer yapmamızı istedi. İdâri tüm işlemleri de üstlendiler.Biz şirket olarak kararlarımızı siyasi değil, ekonomik çıkarlarımıza göre alırız. Larnaka’ya haftada bir uçuş gerçekleştirebiliriz’’ demiş.
Habuki Aliekberov 27 Haziran’da Ercan’da kahraman gibi karşılanmış ve yasemin çiçekleri yağmuru altında ‘’Bir millet üç devlet’’ sloganı atmıştı.
Onun getirdiği Azeri işadamları da Azeri-Türk İşadamları Derneği’nin verdiği yemekte Azerin’in söylediği ‘’Çırpınırdı Karadeniz’’ ile ‘’duygulu anlar’’ yaşamışlardı.
İşte orada biraz durun.
Okuyucu ‘’Çırpınırdı Karadeniz’’in Bakü versiyonuna âşık olduğumu, 3 Mayıs Türkçüler gününden beri ‘’kalbimin Bakü’de kaldığını’’ çok iyi bilir.
Ben Lefkoşa’daki yemekte kimlerin olduğunu bilmiyorum.. Fakat eğer Aliekberov ‘’Larnaka’ya da uçarız, biz siyasete değil, ticarete bakarız’’ demişse demek ki yemekte Ali Erel kabilesi çoğunluktaydı.
İzolasyoncular, AB’ciler, birleşmeciler, adacılar ne anlar Karadeniz’in çırpınmasından?
Ve eğer öyle idiyse Azerin’in şarkı söylemek için Lefkoşa’ya kadar gitmesine yazık olmuş…
‘’Çırpınırdı Karadeniz’’e de yazık olmuş… ki ne olmuş…
Bakü’deki dostlara sorduk telefonla Aliekberov nasıl adamdır diye.
İş adamıdır, kardeşi milletvekilidir, kendisi siyasetle uğraşmaz ama ‘’milletseverdir’’ dediler.
Bu nasıl ‘’milletseverlik’’ Fuzulî gardaş?
Ben yine de Erdoğan-Soyer koalisyonunun politik çizgisindeki ilkesizliğin Azerilerin kafasını karıştırdığını düşünüyorum.
Peki Azerbaycan’da şu an durum ne?
Azerbaycan’ın, 90’lı yılların başında Sovyetlerin yıkılması ile bağımsızlığını kazanan diğer Orta Asya Türk ülkelerinden en önemli farkı; başa otomatik olarak yöresel komünist partinin en önemli adamının değil, seçimle Kızılordu’ya direnişin sembolü olan Elçibey’in gelmiş olmasıdır.
Ve şu anda Azerbaycan’ın başında, ‘’seçimle’’ gelmiş üçüncü Cumhurbaşkanı vardır.
Seçim sistemi ve seçimler, batılı demokratik düzene tam uymasa da sonuçta Azerbaycan’da halkın katkısı, diğer ülkelere göre elbette daha fazladır.
Hem kim ‘’batılı demokrasi bağlamında’’ meselâ Amerika’da Bush’un ilk seçiminde Florida Yüksek mahkemesi’nin güdümlü kararlarını göz ardı edebilir?
Azerbaycan Kasım’da genel seçime gidiyor.
Ama eli yüreğinde, yüreği ağzında gidiyor.
Nüfusun üçte birinin yaşadığı Bakü’de her gün taşlı sopalı gösteriler oluyor. Sular durulmuyor, ortam her geçen gün daha fazla geriliyor.
Hele Sumgait’in, artık muhalefet tarafından tamamen kurtarılmış bölge haline getirildiği söyleniyor.
Ama hangi muhalefet?
Soros çocukları…
Azerbaycan; KKTC, Kırgızistan, Gürcistan ve Ukrayna’dan sonra Soros’un ‘’demokrasi’’ getirmeye ‘’çalıştığı’’, Kafkasların en önemli güç odağı. Bir eli Azerbaycan’da, Azerbaycan seçimlerinde.
2002’den itibaren girilen süreçte kimse KKTC seçimlerine Soros’un müdahil ve sonuçta başarılı olduğunu inkâr edemez.
Şu anda KKTC’de Soros’un istediği ve Akepe’nin koalisyon ortağı Ferdi Sâbit işbaşındadır.
Batılı büyükelçilerin ve Weston’un seçim meydanlarını bizzat ‘’izlemesinden’’; Amerikan Büyükelçisinin ayrılırken ‘’Şimdi yetiştirdiğimiz 300 kişi var, 3000’e ulaşınca seyreyleyin gümbürtüyü’’ demesinden Denktaş bile şikayetçi değil miydi?
İşte bu Denktaş, böyle bir ortamda Azerbaycan’a gidiyor.
Ayın 29’unda Bakü’de olacakmış. Lefkoşa’ya ilk gelen Azeri parlamenterler dâvet etmiş, o da kabul etmiş.
Davetin, zımnen İlham Aliyev adına yapılmış olduğunu kabul etmemiz gerekir.
Peki bundan sonra ne olacak?
Dönüyoruz en başa…
Denktaş, KKTC’nin kurucu Cumhurbaşkanı ve tam bağımsızlıkçı olduğu için Türk’ü Rum’a köle yapan Annan Plânına karşı.
TC ve KKTC’de ise Annan’cılar iş başında.
Denktaş Azatlık Meydanı’nı dolduracak olan bir milyon Azeri’ye ne diyecek?
Dikkat buyurulsun Bakü; aynı Denktaş gibi ‘’Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez’’ diyen Resulzade’nin kentidir.
‘’Ben bağımsızlık istiyorum, KKTC’yi tanıyın’’ derse; tanınma istemediğini söyleyen KKTC hükümetine ters düşecek.
Bağımsız KKTC’den ve tanınmadan bahsetmezse kendisine ters düşecek.
Bu gezi resmi bir gezi ise Denktaş’ın tanınmadan bahsetmemesi lâzım.
Özel bir gezi ise, ama ‘’doğrudan uçuş’’ tanınma ise ve Denktaş tanınmadan bahsedecekse; Azeri heyetinin doğrudan uçuşunun tanınma olmadığını söyleyen Ferdi Sabit ne diyecek?
Denktaş’ın heyetinde kimler olacak? Hep TMT’cileri, Mukavemetçileri mi götürecek, yoksa Annan’cı iş ve politika çevrelerinden kimseler de gidecek mi?
Denktaş ‘’Azat Kıbrıs’’ dedikçe onlar ne hissedecek?
Dönüşte Ferdi Sâbit’e ne rapor verecekler?
Erdoğan ne diyecek?
Aliyev ne diyecek?
Aliyev, Erdoğan’a rağmen tanıyoruz diyebilir mi?
Velhasılı kelam Denktaş tam bir aşağısı sakal, yukarısı bıyık durumunda Bakü’ye gidiyor.
Ve Denktaş Azerbaycan’ın, tam da halkın meydanlara indiği bir Soros seçimi sürecinde Bakü’ye gidiyor.
Aynı 2003 başı Lefkoşa’sı gibi..
İktidar kazansa ülkenin yarısı; muhalefet kazansa diğer yarısı Denktaş’ı yanlı davranmakla suçlayacak.
Denktaş’a yazık olacak.
Denktaş yanlış zamanda Bakü’ye gidiyor.
Keşke seçimden sonra davete icabet etseydi.
16 Ağustos 2005
“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA
57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA
57’İNCİ ALAY HERYERDE
HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”