TÜSİAD'ın "Kürt Sorununa" Katkıları
Başbakan olmadan ABD Başkanı Bush tarafından kabul edilerek, ABD’nin yalan olduğu kanıtlanan kitle imha silahlarını bahane ederek giriştiği Irak işgaline destek için İskenderun’dan Hakkari’ye kadar olan bir hatta Türkiye’de asker konuşlandırması için elinden gelen herşeyi yaparak, Kıbıs’ta kazan-kazan adını verdiği bir dış politikayı izleyip sonunda Rum kesimini fiilen tanıyarak, SEKA’yı kapatarak, Sümerbank’ı tarihten silerek, sıkça ziyaret ettiği ABD’de ve Türkiye’de bir televizyon programında BOP’un hizmetindeyiz diyerek, Diyarbakır’ı BOP kapsamında yıldız yapacağız diyerek, cari açığı görülmemiş boyutlara çıkararak tarihe geçen Tayyip Erdoğan, son olarak da ayrılıkçı PKK terörünü Kürt sorunu olarak tanımlayan ilk Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak tarihe geçti. Tayyip Erdoğan’ın son tarihi icraatı “Kürt sorununa” diğer icraatlarının da en büyük destekçilerinden olan TÜSİAD’ın ve bir TÜSİAD üyesi olan Cem Boyner’in yaptıkları katkıların bir kısmını da 14.08.2005 tarihli Milliyet Gazetesi’nde Serpil Yılmaz “SOBE” köşesinde yazdı.discount drug coupons codesamples.in free discount prescription carddiscount drug coupons site printable coupons for cialiskamagra kamagra 100mg kamagra gel
Serpil Yılmaz’ın yazısı:
Cem Boyner: Zeytini yorduk
Yıl 1994 ve yıl 2005... Bundan 10 yıl önce seçim meydanına Yeni Demokrasi Hareketi (YDH) Genel Başkanı olarak çıkan işadamı Cem Boyner, siyasi çözüm arenasına "Kürt sorunu" tanımını getirmiş, "Türkiye, Kürt, Laz, Çerkez, Arnavut kültürler mozaiğidir" demişti. Yanıt da gecikmemiş; MHP'nin merhum Genel Başkanı Türkeş, "Ne mozaiği; mermer, mermer" karşılığı vermişti.
Sürece bakalım...
Boyner, 1995 seçimleri yenilgisinin ardından "holdinginin başına" geçti.
Boyner kadar güçlü ifadeler kullanmasalar da, geçmiş siyasetçiler de "bir şeyler" söylediler. 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, 1991'de "Kürt realitesi" vurgusu yapıyordu. Mesut Yılmaz, başbakanlığı döneminde "AB'nin yolu Diyarbakır'dan geçer" diyerek, Kürt sorununu "öncelikli" hale getirdiğini ifade etmişti.
'Arkasında duracak'
2005'e beş kala "Kürt sorununda" kaydedilen en büyük gelişme, APO'nun yakalanmasıyla terörün kesintiye uğramasıydı. DSP - ANAP - MHP koalisyon hükümeti bu iklimde, AB uyum yasaları çerçevesinde Diyarbakır'a Kopenhag kriterlerini indirdi.
Irak savaşı ile film adeta başa sarıldı. ABD denetimindeki Kuzey Irak'ta, namlularını Türkiye'ye çevirmiş bir ordu besleniyor.
Türkiye 2005'e geldi ve Başbakan Erdoğan Diyarbakır'da, "Kürt sorunu benim sorunumdur" vurgusu yapıyor.
Cem Boyner'e soruyorum: "Erdoğan'ın Diyarbakır gezisi ve tezlerini nasıl yorumluyorsunuz?"
"Bugüne kadar birçok siyasetçi önemli şeyler söyledi ancak devamını getirmedi. Erdoğan'ın Diyarbakır'da açıkladığı mesajların arkasında duracağına inanıyorum. Artık tabular yumuşadı, kuvvetler ayrılığı eskisi gibi değil, sivil irade iktidara hiç bu kadar yakın olmamıştı" yanıtını veriyor Boyner..
Erdoğan'ın Diyarbakır konuşmasında, okuduğu şiirden dolayı hapis yattığını ve devlet ile "sorunlu" alanda mücadele verdiğini hatırlatması, Kürt sorununu sivil siyaset alanına taşıdığının bir ifadesiydi.
'Elini öperim'
Boyner 1995'den 2005'e değişen koşulları, "Biz zeytini yorduk, şimdi çatalla alıyorlar. Bizim dönemimizde Kürt kelimesini ağza almak tabuydu. O günlerde pozisyonumuz çok sertti" sözleriyle özetliyor.
Boyner çok net bir yorum yapıyor: "Başbakan Erdoğan'ın Diyarbakır açılımını çok olumlu buluyorum. Benim ailemi bir arada tutacak herkesin elini öperim."
Açılımdan ne kastediliyor, Kürt sorunu olarak neler tarif ediliyor?
Artık yalnızca bir işadamı olan Boyner, bu soruları fazla "politik" buluyor; genel bir yaklaşım belirliyor:
"Herkes bir sonraki gelişmeye temel atıyor. Bazen örülen duvarlar yıkılıyor. Bu noktada artık duvar yıkılmaz. Uzun yıllar halının altına atılan sorun yavaş yavaş açılıyor. Geçmişe ait borçlar ödenmeli, AB ile bütünleşme yolundaki Türkiye güncelleşmeli."
Diyarbakır, Erdoğan'ın "açılımına" kucak açmadı; mesafeli bir duruş ortaya koydu, dinlemeye bile gelmedi. Boyner, bu durumu şöyle yorumluyor:
"Kürt sorununun çözümünde hazırlıklı ve tahammüllü olmalıyız. Bir seferden bir şey olmaz. Bu bir ısrar, pozisyon meselesidir. Halk, Osmanlı'da oyun çoktur bilinci ile tepki verebilir. Hükümet kararlı olduğunu gösterecek diye düşünüyorum."
'Küçümsemek istemiyorum'
Boyner'e, "aydınların" Erdoğan ile buluşmasını nasıl değerlendiğini de soruyorum, "Aydınların çıkışının benim gözümde "devrim" özelliği yok. Çok önemli de bulmuyorum. Buluşma gereği, hükümetin aydınlardan uzak olduğunu gösteriyor zaten. Ancak burada hükümet, sivil toplumun liberal kanadıyla ilişki kurma isteğini ortaya koyuyor. Arkasının geleceğine inanmak, küçümsemek istemiyorum; aslında olayın kendisi küçük" yanıtını veriyor.
YDH, Kürt sorununu dile getirdiği 1995 seçimlerinden çok çok küçük bir oranda oy alıp siyaset sahnesinden silindiyse de; sıkı temel attığını görmek gerekir. Eğer "patronlar patronu" TÜSİAD'ın has evladı Boyner, "Kürt sorunu" demiş olmasaydı, merhum Sakıp Sabancı bir "Güneydoğu Raporu" yazmış olmasaydı, Erdoğan'ın "demokrasi şemsiyesi" çok su alırdı...