KERKÜK’TEKİ HANÇER - 2 - Hüseyin Mümtaz
Başbakan dün; uzun hazırlıklardan sonra gittiği Diyarbakır’daydı. ‘’Kürt varlığı’’ dedi, ‘’Kürt sorunu’’ dedi. ‘’Cumhuriyet’’ dedi, ‘’daha fazla demokrasi’’ dedi. ‘’Biz büyük bir devlet ve millet olarak bu ülkeyi kuranların bize miras bıraktığı temel prensipler ve Cumhuriyet ilkesi, anayasal düzen dairesinde her sorunu daha çok demokrasi, daha çok vatandaşlık hukuku ve daha çok refah içinde çözeceğiz’’ dedi. Başbakan yukarıdaki kelime yığını ile lâfı evirip çevirerek bir şeyler anlatmaya çalışıyor ama cümle kurgusundaki dilbilgisi kuralları açısından sınıfta kalıyor. Öcalan’ın İmralı’ya ilk gittiği günden itibaren yerleştirmeye çalıştığı yeni şifrenin kilit kelimeleri olan ‘’Cumhuriyet’’i ve ‘’demokrasi’’yi onun söylediği gibi ‘’Demokratik Cumhuriyet’’ şeklinde değil de başka türlü söylemeye, ama ille de söylemeye kalktığınız zaman kaçınılmaz olarak kakofoniden kurtulamıyorsunuz.coupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cardscialis sample coupon prescription card discount cialis manufacturer couponoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin
‘’Bütün sorunlar, Kürt olsun, Çerkez olsun, Abaza olsun, Laz olsun, bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının ortak sorunudur’’ dedi.
Bir tek ‘’Türk’’ demedi. Bir tek ‘’Türklerin de sorunu’’ olduğundan hiç bahsetmedi.
Halbuki dün biz, bu ülkede bir Kürt varlığı ve Kürt sorununun gündeme getirilmesi halinde kaçınılmaz olarak Türk varlığı ve Türk sorunundan da bahsedilmesi gerektiğinin altını çizmiştik.
Bakın 4000 güvenlik görevlisi eşliğinde gidilip ancak 600 kişiye hitap edilebilinen Diyarbakır Seferi Hümayunu ve ‘’aydınlar’’ buluşmasının yankıları nasıl..
DEHAP; ‘’Kürt sorunu’’ tanımından memnun..
PKK; ‘’Başbaknı protestodan vazgeçtik’’. (Murat Karayılan)
Zana ve arkadaşları: ‘’Sayın Erdoğan’ın bu söylem ve tespitinin, (Kürt Sorunu) Cumhuriyet tarihinde geleneksel devlet politikalarında bir ezberi bozduğunu düşünüyor ve bunun içtenlikli bir yaklaşım olduğuna inanmak istiyoruz. …..Ve bu nedenle Başbakan Sayın Erdoğan’ın bu çıkışını; geçikmiş olsa da cesur, gerekli, anlamlı ve önemli buluyoruz..... Başbakan Sayın Erdoğan’ın Kürt sorununa ’kazan-kazan’ politikasıyla yaklaşımı hem Türkiye’ye hem bölgeye hem de dünya barışına katkı sunacaktır." (Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan ve Selim Sadak)
Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir; ‘’Kahvemizi koyup Başbakanı bekleyeceğiz.’’
Bu kadar ‘’meşhur’’ zevatın bu geziyi sadece alkışlaması ve desteklemesi bile benim şüphe ile yaklaşmam için yeterli işarettir kıymetli okuyucu..
Zana ve şürekâsı ne diyor;’’Devletin ezberi bozuldu’’ diyor; ‘’Kazan-kazan’’ diyor.
Zanagillerin zoru ‘’devlet’’ ile.. Ama asıl ezberi bozulanın devlet değil, Akepe olduğunu; Erdoğan’ın kısa bir süre önceki ‘’sanal sorun’’ söyleminden bu noktaya geldiğini unutuyorlar.
Bir de…. Ben de Kıbrıs’ta Türkiye Cumhuriyeti’nin nasıl ‘’kazan-kazan’’dığını görsem tabii heveslenir ve ağzımın suyu akarak ‘’Kürt sorununda da kazan-kazan’’ derim..
Bölge ile ilgili ‘’son dakika’’ haberi ne biliyor musunuz?
AB Komisyonu; ulusal programında bölgeler arası sosyo-ekonomik farklılığı kaldırmayı taahhüt eden Türkiye’ye, Güneydoğu’daki sorunların çözümünü hızlandırması için ‘’acil eylem planı’’ hazırlamasını ve ‘’bir komite’’ kurulması önerisinde bulunmuş.
‘’Komite’’de; AB, Dünya Bankası ve IMF’den temsilciler bulunacakmış. (Cumhuriyet. Mahmut Gürer’in haberi. 13.8.2005)
Hoş geldin ey Sevr ve Sevr’deki Boğazlar Komisyonu..
Ve yanlış hesaplamadıysak bu; 3 Ekim’deki mütareke müzakerelerinin başlayabilmesi için Türkiye’ye ‘’son şart’’ olarak takdim edilen GB Ek Protokol’ünü imzalamasından sonraki onbeş gün içinde; Kreschmer’in ‘’Askerin konumu da engeldir’’ deyişi ile beraber masaya konulan ikinci ‘’şart’’tır.
Daha Diyarbakır’dayız, hâlâ Kerkük’e gelemedik mi diyorsunuz?
Bekle ey okuyucu, sırada daha Karadeniz var..
PKK’nın taşeronları; Genelkurmay’a göre ‘’değişen stratejilerinin’’ gereği olarak bir süredir eylemlerini, Ordu vilayetinden Gümüşhane ve Giresun’a kaydırdılar.
Gümüşhane merkez ve Torul, Alucra-Karahisar ve son olarak da Kulakkaya yaylası.
Teorik olarak PKK ve bağlılarının Karadeniz’de melce-çalacak kapı, yardım ve yataklık yapacak müzahir unsur bulamamaları gerekir.
Çünkü Karadeniz’de sosyal doku ve yapının Kürtçülükle ve Kürtlükle ilgisi yoktur.
Çünkü 1)Karadeniz’in yerli halkı Türk’tür; MÖ’ki yıllardan itibaren yoğun olarak Türk kavimlerin ve 2) En son olarak da; 1071’den bile önce 1057’de Oğuz’un Çepni boyunun göçü ile iskânı tamamlanmıştır. (‘’Karadeniz’in Kitabı’’. Hüseyin MÜMTAZ. Toplumsal Dönüşüm Yay. İstanbul. 3ncü Baskı Eylül 2004)
MÖ 530’da Bulgar Türkleri; 1057’de de Çepniler, güneyden şimdiki Şalpazarı-Kadırga yöresinde Karadeniz dağları’na gelirler. Harşit Çayı’nı takiben kıyıya inerler. Doğu’da Pontus Şehir Devleti bulunduğu için batıya yönelip Giresun-Ordu yöresini yurt tutarlar.
Geliş güzergâhları; dağların hep tepe noktalarını takibederek Horasan, Erzurum, Sultan Murat-Kadırga olduğu için her kışlakta anılan yerlerde bir grup bırakırlar.
1970’lerin ‘’komünist kıyıbaşı’’ savunucusu Terzi Fikri’nin malûm komün denemesinden sonra komünizm kılığındaki azınlık ırkçılığı ve terörün de kökü Karadeniz’de kazınmıştı.
Peki ya pratik olarak?
Bu noktada Prof. Özdağ’ın kulaklarını çınlatarak yine Atatürk döneminde ve onun yöntemleriyle bastırılan isyandan sonra uygulanan mecburi iskân politikasına döneceğiz.
Güvenlik güçleri o iskânın günümüze kadar intikal eden sonuçları üzerinde ufak bir araştırma yapabilirler mi acaba?
Lâfın hâlâ dönüp dolaşıp Kerkük’e neden gelmediğini mi soruyorsun ey okuyucu?
Geldi, geldi…
Peki Diyarbakır-Karadeniz hattına neden bu kadar fazla önem verdik?
Çünkü….
Kerkük’teki PKK bayrağını indirmezsen Diyarbakır’ı da, Karadeniz’i de koruyamazsın.
Süleymaniye’de askerinin başına çuval geçirilmesini; Erbil-Mersin-Atina üçgeninde Türk bayrağına hakaret edilmesini; Lefkoşa’da meydanlarda Türkiye aleyhinde bağırılıp gösteriler yapılmasını da engelleyemezsin.
Kerkük’te dikilen o bayrak, yine Kerkük’te indirilmelidir.
Sıra nihayet Kerkük’e geldi ama…
Gelecek yazıda efendim.. 13 Ağustos 2005
“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA
57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA
57’İNCİ ALAY HERYERDE
HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”