Hayrullah Mahmud'tan şok iddia "Başbakan ve Danışmanı uyuşturucu kaçakçılığı yapıyor"!
ABD Dışişleri kulislerinden aktarıyorum...Kahramanımız etnik bir danışman.Kendini siyaset üstü bir şahsiyet olarak görüyor.İşdünyasından “Bu Paşaların alayı g...ş olmuş” diye komisyon karşılığı iş topluyor.Askerin başına çuval geçirilme operasyonunun baş aktörlerinden. Operasyonu yapan Yahudi Amerikalılara “Dedemin intikamını almak için bu çuvalı geçirmenizi istiyorum” diye fetva veriyor.Bu etnik danışman, bir Başbakan ile ortak iş tutuyor.Ağzına kadar “narkotik mamül” yüklü bir gemi “Bermuda” açıklarında yakalanıyor.Taşıdıkları mal “yüzde yüz” uyuşturucu!Yapılan sorgulamada, gemi personeli “taşıdıkları maldan haberleri olmadığı”nı belirtip, mal sahibi olarak, bu danışmanın adını veriyor. Zabıtlarda böyle yazıyor.Danışman, konuyla ilgili bilgisine başvuran güvenlik görevlilerine “Bu işi fazla kurcalamayın, işin ardında Sayın Başbakan var” diye cevap veriyor.Danışmanın verdiği bu cevap üzerine hadise, uluslararası bir skandala dönüşüyor.levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetescialis 5mg prix en pharmacie http://cialis20mgsuisse.com/5mg/prix-en-pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciesitagliptin phosphate and metformin hydrochloride sitagliptin phosphate monohydrate melting point sitagliptin phosphate side effects
“Bu yaz çok sıcak geçecek” demiştik!
Aynen öyle!
Ne dediysek çıkıyor.
Ankara’da “2005 Yaz”ı çok sıcak geçiyor.
İ. Melih Gökçek’in yaptırdığı “suni gölet”ler nedeniyle de, nem oranı ortalamanın bir hayli üzerinde!..
“Başkent”te, büyük bir “safra atma operasyonu” yapılıyor.
Devlet, 28 Şubat’tan bu yana biriken irinden, hangi kurum içinde olursa olsun, kurtulmak için operasyon üzerine operasyon yapıyor.
Türkiye’yi bu hale getirenden de, sürece seyirci kalandan da hesap soruyor.
Ankara’da, “Atatürk Türkiyesi”ni sonlandırmak amacıyla “Siyonist cunta”nın yaptırmış olduğu “28 Şubat”a karışmış sivil – asker ne kadar isim varsa, hepsinden tek tek hesap sorma hazırlığı yapılıyor.
Dosyalar raflardan indirildi.
Sümenaltına iteklenen tüm belgeler yeniden ortaya çıkıyor!..
Özetle Başkent’te, “kirli bir dönem”in hesaplaşması yaşanıyor.
Haki rengin hakim olduğu tepelerde, sıcak geçen “yaş” pardon “yaz” ile ilgili şu espri yapılıyor:
“Kaldırmayın kafayı mantar gibi biçiyorlar!”
TSK içinde neden böyle bir espri yapıldığına gelince...
Bu soruya birkaç örnek vak’ayla cevap vermeye çalışayım:
MİLYON DOLARLIK PAŞA?!
Birinci vak’a:
Ultra savunma kulislerinden aktarıyorum...
Kahramanımız bir asker.
“28 Şubat”çı bir Paşa!
Bol “Ak”çeli işlere bulaşmış.
Bodrum’un göbeğinde 450 yataklı bir otele sahip...
Otelin’in piyasa değeri 25 milyon dolar...
“Yaz sıcak”larının bastırmasının paniği ile otel hemen satılığa çıkarılıyor.
Otele Belçikalı bir grup 17 milyon dolara talip oluyor.
“Acele satılık” levhası asıldığı için de fiyat bir hayli düşüyor.
Neticede otel, 17 milyon dolara Belçikalı grubun oluyor.
Satış gerçekleşiyor.
Bu ülke hangi ülke?!
Bu Paşa hangi Paşa?!
Hangi ülkenin ordusunda görev yapar?
Var mı bilen?
Var mı gören?
Var mı duyan?
Varsa bilen, bilmeyenlere bildirsin.
İkinci vak’a:
Azerbaycan muhalefet liderlerinden biri, geçen ay Ankara’daydı.
Medya dünyasının yakından tanıdığı bir ismin, Azerbaycan’da çok konuşulan bir icraatını anlattı.
Dinleyince küçük dilimizi yutacak gibi olduk.
Neden mi?
Anlatalım da, kararı siz verin.
Kahramanımız bir gazeteci.
28 Şubat’ın medyadaki sivil Paşa’larından!..
Bu gazeteci, geçen yıl kendi kendine aldığı bir kararla...
Hükmü şahsiyeti için “yeni bir misyon” belirledi.
Dünya çapında bir gazeteci olmak amacıyla dışa açılma kararı aldı.
Yabancı devlet adamlarıyla söyleşiler yapmaya başladı.
Bu arada Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev ile de görüştü.
Bu görüşme sonrasında yaptığı söyleşiyi gazetesinde yayınladı.
Yalnız bu görüşmenin ardından, verdiği hizmet karşılığı 300 bin dolar gibi bir “bahşiş” istmeyi de ihmal etmedi.
Tabii “bahşiş”i vermek zorunda kalan siyasetçi de bu işe şaşırdı.
Ne var ki, karşısındaki “globalleşmiş” bir gazeteciydi.
Şimdi bu gazeteci, yönettiği gazetenin manşetleri üzerinden “Azerbaycan seçimleri”nde söz sahibi olmaya çalışıyor. Gazetesinde Azerbaycan seçimleri ile ilgili bolca habere yer veriyor.
Gazetenin patronu, genel yayın müdürünün bir anda başgösteren Azerbaycan “hobi”si karşısında şaşkın. Azeri devlet adamı ise bir söyleşi için ödediği rakamın yanında, çıkan bu haberler nedeniyle önüne konulacak faturanın bir hayli kabarık olmasından endişe ediyor.
Yakaladığı herkese “haberler yahşi, bu gazeteci vahşi” diye dert yanıyor.
Bu ülke hangi ülke?
Bu Genel Yayın Müdürü, hangi Genel Yayın Müdürü?!
Bu gazete hangi gazete?
Var mı bilen!
Var mı gören?
Var mı duyan!
Varsa gören, görmeyenlere göstersin.
Üçüncü vak’a:
ABD Dışişleri kulislerinden aktarıyorum...
Kahramanımız etnik bir danışman.
Kendini siyaset üstü bir şahsiyet olarak görüyor.
İşdünyasından “Bu Paşaların alayı g...ş olmuş” diye komisyon karşılığı iş topluyor.
Askerin başına çuval geçirilme operasyonunun baş aktörlerinden.
Operasyonu yapan Yahudi Amerikalılara “Dedemin intikamını almak için bu çuvalı geçirmenizi istiyorum” diye fetva veriyor.
Bu etnik danışman, bir Başbakan ile ortak iş tutuyor.
Ağzına kadar “narkotik mamül” yüklü bir gemi “Bermuda” açıklarında yakalanıyor.
Taşıdıkları mal “yüzde yüz” uyuşturucu!
Yapılan sorgulamada, gemi personeli “taşıdıkları maldan haberleri olmadığı”nı belirtip, mal sahibi olarak, bu danışmanın adını veriyor.
Zabıtlarda böyle yazıyor.
Danışman, konuyla ilgili bilgisine başvuran güvenlik görevlilerine “Bu işi fazla kurcalamayın, işin ardında Sayın Başbakan var” diye cevap veriyor.
Danışmanın verdiği bu cevap üzerine hadise, uluslararası bir skandala dönüşüyor.
Bu ülke hangi ülke?
Bu danışman hangi danışman?
Bu Başbakan hangi Başbakan?
Var mı bilen?
Var mı gören?
Var mı duyan?
Varsa duyan, duymayanlara duyursun.
SAFRALARDAN KURTULMAK
Nitekim...
Bu örnekleri çoğaltmak mümkün!
Bu olayların kahramanlarını tanıdık!..
Hepiniz yakından tanıyorsunuz!..
Hepimiz yakından tanıyoruz.
Ve...
Son olarak...
Çevik bir paşanın, bir gazeteci –Fatih Çekirge- üzerinden başlattığı “28 Şubat süreci” bu günlerde son dakikalarını yaşıyor...
Bu satırların yazarının deşifre ettiği ilişki süreci üzerinden, “28 Şubat” tarihin mezarlığına doğru hızla yol alıyor.
28 Şubat operasyonuna karışmış, sivil, asker, gazeteci, işadamı kim varsa...
Devlet hepsinden hesap sorma hazırlığı yapıyor.
“Atatürk Türkiyesi”ni sonlandırmak için yapılan operasyona karışandan da, sürece seyirci kalandan da hesap soruluyor.
Devlet, her ne pahasına olursa olsun hesap soruyor!
Hukuk sistemi içinde, halkın huzurunu kaçırmadan hesap soruyor.
Ama soruyor!
Herkes şurasını çok açık olarak bilmeli ve görmeli ki!..
Tabeladaki “Satılık kelepir ülke” ilanını biz vermedik.
Muayyen bedel karşılığı “Taşeron Ordu” ilanı da bize ait değil!
Şimdi dönem hesap verme dönemi!
Ankara’da büyük bir devlet safralarından kurtuluyor.
Eğer burnunuza kötü kokular geliyorsa...
Bilmenizi isterim ki, duyduğunuz koku, ortaya saçılan “irin”in kokusundan başka bir şey değil!
Haki rengin hakim olduğu tepelerde “Kaldırmayın kafayı, mantar gibi biçiyorlar” diye espri yapılmasının nedeni de bu!.. “Kellesi düşen”lerin vücutlarında biriken “irin”in sebep olduğu koku, öyle dayanılmaz bir hal aldı ki, “kafayı kaldırıp kötü kokunuzla bize işkence yapmayın” denilmek isteniyor.
“2005 yaz”ı, vücudunun nasıl “koktuğunu” merak edenler için kaçırılmaması gereken uygun fırsatlar sunuyor.
Sorunun cevabını öğrenmek için “Kafayı kaldırmak” yeterli olacaktır sanırım.
Sonsöz: Ölmek var, Atatürk Türkiyesi’nden dönmek yok!