Siyaset11 Ağustos 2005 00:00
Etnik Cehennem - Hasan Ünal
Başbakan Erdoğan''ın kafası Güneydoğu sorunu konusunda da karışık. Etrafındakilerin çoğu meseleyi etnik bir prizmadan görüyorlar ve soruna etnik çareler üretmekle meşguller. Bu, bir tür ''aydın'' hastalığı. Bir kısmının kafası ise daha net. Onlar Türk devletiyle hesaplaşmanın bir aracı olarak meseleyi ele alıyorlar. Erdoğan''ın son günlerde etnik temelli açıklamalar yapmış olması hem büyük bir talihsizlik hem de ülkemizin geleceği için ciddi bir tehlike.Güneydoğu meselesi tipik bir etnik sorun değildir.
Örneğin Balkanlar ve Kafkaslar''da yaşanan etnik sorunlardan her manada ayrılır. Kosovo''da Sırplarla Arnavutlar arasındaki sorun tipik bir etnik meseledir. Arnavut Sırpla, Sırp da Arnavutla evlenmez. Yüz yıla yakın bir süredir bir arada yaşamalarına rağmen hemen hemen hiç karışık evlilik olmamıştır. Çünkü Arnavutlar Müslüman, Sırplar ise Ortodoksdur.
Aynı devletin çatısı altında olmalarına rağmen Arnavutlar Sırp şehirlerine yerleşmemişler ve çatışmalar sırasında sıkıştıklarında da ya Arnavutluk topraklarına ya da Makedonya''nın Arnavut bölgelerine kaçmışlardır. Çünkü Sırbistan şehirlerine gittikleri takdirde, can güvenlikleri olmayacağını bilirler. Türkiye''deki Kürt kökenliler ile Kürt kökenli olmayanlar arasındaki karışık evliliklerin toplamı bir buçuk milyon civarında. Her şehirde Kürt kökenli insanlar yaşıyor. Yönetimde, ticari hayatta etkili olabiliyorlar.
Bütün bunlar Osmanlı toplum yapısı ve millet sistemi ile alakalı. Gerek Bizans gerekse Osmanlı insanları dini inaçlarına göre sınıflandırmışlar. Müslümanlar tek millet. Öte yanda da Ortodokslar (Rum, Sırp, Bulgar vs.), diğer hrisitiyanlar ve başka dinlere mensup topluluklar. Milli devlet yapıları ve milliyetçilik bu dini topluluklar arasında gelişiyor. Mesela Arnavut veya Bulgar kökenli birisi Rum Ortodoks olduğu için Yunan olurken, Boşnak veya Girit kökenli bir Müslüman da Türk oluyor. Aynı durum Kafkas kökenli Müslümanlar için de geçerli.
Bu yüzden sadece bizde değil Yunanistan''da ve Balkanlar''ın Osmanlıdan kopan diğer ülkelerinde (Arnavutluk hariç) de aynı dinden insanlar arasında etnik ayrımcılık yapılmaz. Dil, soy ve etnik kökene bakılmaz. Hele bizim dinimiz ve kültür coğrafyamızda bu tamamen anlamsız ve hatta imkansızdır. Müslüman insanlar arasında etnik manada tefrika Alman ırkçılığına yakışır. Çünkü Almanya din birliği değil etnik ortaklık, dil ve soy birliği üzerinde oturur. Ondan dolayı ırkçılık o coğrafyada kolay yeşerir. Türkiye''de yeşermez. Çünkü İslami kültür ve toplumsal yapı buna manidir.
Türkiye''de ne Kemalist ve merkez sol milliyetçiler ne de milliyetçi muhafazakar gruplar etnik ve ırkçı manada milliyetçilik yapmamışlardır. Irkçılık Türkiye''ye PKK tarafından getirilmiştir ve maalesef bu etnik yaklaşım son zamanlarda AKP politbürosu üzerinde de etkili olmaktadır. Irk ve soy temelinde toplumu ayrıştırmak ne sorun çözer ne de huzur getirir. Böyle bir yaklaşım toplumda hızla etnik ve siyasi kimlikler oluşmasına sebebiyet verir ve bunun yaratacağı tahribat kalıcı olur.
Kimlik mücadelelerinin demokrasi içinde çözüldüğü görülmemiştir. Yani bir sorun ayrı kimliklerin mücadelesine dönüşmüşse, mutlaka ayrılık yaratır. Demokrasi bu ayrılığın yumuşak ya da kanlı geçmesi tercihlerini belirler. Çekoslovakya bunun bir örneğidir. Ayrı kimlikler bir arada kalamamış ve ayrılmıştır, üstelik de AB''ye girmeleri söz konusu olduğu halde. İspanya ve muhtemelen İngiltere, AB içinde ve demokrasi yoluyla parçalanma sürecinde hızla yol almaktadırlar. Neden?
Çünkü İspanya ve İngiltere''deki mücadele farklı siyasi kimliklerin mücadelesi haline gelmiştir. Ne İspanya ne de İngiltere''nin demokrasi eksiği vardır. Ama sorunlar artarak devam etmektedir. Önemli olan Türkiye''deki bir bölgesel sorunu farklı bir kimlik sorununa dönüştürmemektir. İslami kültür ve mevcut toplumsal yapımız bu konuda en önemli gücümüzdür. Ama Erdoğan ve Aklı Karışıklar Partisi politbürosu bu yapıyı etnikleştirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Esas tehlike de bu. Ama Erdoğan ve arkadaşları bilmelidirler ki, ateşle oynuyorlar. Yaratacakları etnik cehennem en çok onları yakacaktır.
Aynı devletin çatısı altında olmalarına rağmen Arnavutlar Sırp şehirlerine yerleşmemişler ve çatışmalar sırasında sıkıştıklarında da ya Arnavutluk topraklarına ya da Makedonya''nın Arnavut bölgelerine kaçmışlardır. Çünkü Sırbistan şehirlerine gittikleri takdirde, can güvenlikleri olmayacağını bilirler. Türkiye''deki Kürt kökenliler ile Kürt kökenli olmayanlar arasındaki karışık evliliklerin toplamı bir buçuk milyon civarında. Her şehirde Kürt kökenli insanlar yaşıyor. Yönetimde, ticari hayatta etkili olabiliyorlar.
Bütün bunlar Osmanlı toplum yapısı ve millet sistemi ile alakalı. Gerek Bizans gerekse Osmanlı insanları dini inaçlarına göre sınıflandırmışlar. Müslümanlar tek millet. Öte yanda da Ortodokslar (Rum, Sırp, Bulgar vs.), diğer hrisitiyanlar ve başka dinlere mensup topluluklar. Milli devlet yapıları ve milliyetçilik bu dini topluluklar arasında gelişiyor. Mesela Arnavut veya Bulgar kökenli birisi Rum Ortodoks olduğu için Yunan olurken, Boşnak veya Girit kökenli bir Müslüman da Türk oluyor. Aynı durum Kafkas kökenli Müslümanlar için de geçerli.
Bu yüzden sadece bizde değil Yunanistan''da ve Balkanlar''ın Osmanlıdan kopan diğer ülkelerinde (Arnavutluk hariç) de aynı dinden insanlar arasında etnik ayrımcılık yapılmaz. Dil, soy ve etnik kökene bakılmaz. Hele bizim dinimiz ve kültür coğrafyamızda bu tamamen anlamsız ve hatta imkansızdır. Müslüman insanlar arasında etnik manada tefrika Alman ırkçılığına yakışır. Çünkü Almanya din birliği değil etnik ortaklık, dil ve soy birliği üzerinde oturur. Ondan dolayı ırkçılık o coğrafyada kolay yeşerir. Türkiye''de yeşermez. Çünkü İslami kültür ve toplumsal yapı buna manidir.
Türkiye''de ne Kemalist ve merkez sol milliyetçiler ne de milliyetçi muhafazakar gruplar etnik ve ırkçı manada milliyetçilik yapmamışlardır. Irkçılık Türkiye''ye PKK tarafından getirilmiştir ve maalesef bu etnik yaklaşım son zamanlarda AKP politbürosu üzerinde de etkili olmaktadır. Irk ve soy temelinde toplumu ayrıştırmak ne sorun çözer ne de huzur getirir. Böyle bir yaklaşım toplumda hızla etnik ve siyasi kimlikler oluşmasına sebebiyet verir ve bunun yaratacağı tahribat kalıcı olur.
Kimlik mücadelelerinin demokrasi içinde çözüldüğü görülmemiştir. Yani bir sorun ayrı kimliklerin mücadelesine dönüşmüşse, mutlaka ayrılık yaratır. Demokrasi bu ayrılığın yumuşak ya da kanlı geçmesi tercihlerini belirler. Çekoslovakya bunun bir örneğidir. Ayrı kimlikler bir arada kalamamış ve ayrılmıştır, üstelik de AB''ye girmeleri söz konusu olduğu halde. İspanya ve muhtemelen İngiltere, AB içinde ve demokrasi yoluyla parçalanma sürecinde hızla yol almaktadırlar. Neden?
Çünkü İspanya ve İngiltere''deki mücadele farklı siyasi kimliklerin mücadelesi haline gelmiştir. Ne İspanya ne de İngiltere''nin demokrasi eksiği vardır. Ama sorunlar artarak devam etmektedir. Önemli olan Türkiye''deki bir bölgesel sorunu farklı bir kimlik sorununa dönüştürmemektir. İslami kültür ve mevcut toplumsal yapımız bu konuda en önemli gücümüzdür. Ama Erdoğan ve Aklı Karışıklar Partisi politbürosu bu yapıyı etnikleştirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Esas tehlike de bu. Ama Erdoğan ve arkadaşları bilmelidirler ki, ateşle oynuyorlar. Yaratacakları etnik cehennem en çok onları yakacaktır.