Yeni RAND Raporu ve ‘Filtreli’ Emperyalizm - Tarık Bahri Özmen
İlk yazısında ‘kişisel tartışmalar’dan kaçınmak istediğini ifade eden Karagül’ün, iki makalesini raporla karşılaştırdığınızda imtina ettiği şeyin ‘kişisel tartışma’ değil, düpedüz ‘ideolojik duruşuyla’ yüzleşme olduğunu hemen farkediyorsunuz. Zira, Karagül yalnızca ‘yorum yapmaktan kaçınmak’ suretiyle, makale içinde kendisinin zikrettiği (Türkiye bu projenin neresinde?) sorusunun cevabını, yani Gülen cemaati ve AKP’nin Amerikan projesiyle açık bağlantılarını, sükûtla geçiştirmekle kalmıyor. Aynı zamanda da çok ‘eksik’ bir özet sunuyor okuyucularına. Hatta bu tavrı, ‘eksiklik’ değil, ‘tahrif’ olarak nitelemenin daha doğru olacağını birazdan siz de göreceksiniz. cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciecoupons for cialis 2016 coupons for prescription drugs prescription drug cardscialis forum cialis bez recepta cialis bez receptasymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cena
Tıpkı klasik emperyalizm çağında olduğu gibi, günümüzde de yeni sömürgeci istila hareketinin en temel özelliklerinden birini emperyal yayılmaya kılavuzluk edecek ‘bilgi üretimi’ne verdiği merkezi önem teşkil ediyor. 19. yüzyılda coğrafya’dan, tarihe kadar birçok sosyal bilim dalının kurumlaşmasında sömürgecilik faaliyetlerindeki ‘işlevsellikleri’ belirleyici bir rol oynarken, literatürde ‘sömürge tıbbı’ başlığı altında ele alınan araştırmalar, ilmin emperyalizmin emrinde kullanılmasının hangi noktalara kadar uzandığını gözler önüne seriyor.
20. yüzyılda ‘oryantalizm’in deşifre edilip lanetlenmesi, Batı’da akademinin ‘emperyalizmin’ gölgesinde sıyrılması için yeterli olmadı. ‘BOP’ tartışmalarında en canlı örneklerinden birini gördüğümüz gibi, ‘sömürgeciliğin keşif kolu’ vazifesini yine Ortadoğu çalışmalarında birkaç akademisyen kuşağı yetiştirmiş şöhretli isimler üstlendi.
Günümüzde ayrıca, ‘akademi’ dışında doğrudan çıkar guruplarını temsil eden ‘think-thank’ler ile resmi ya da sivil ‘stratejik araştırma merkezleri’nin hem kamuoyu hem de politika oluşturmaya yönelik artan faaliyetleri de, ‘sömürgeci aklın’ teşekkülünde hayati bir yere sahip. Yeni sömürgeciliğin yıldızını parlattığı bu kurumlar, bir yandan temsil ettikleri gurupların çıkarlarını tahrif edilmiş bir dünya okuması üzerinden ‘umumun menfaatleri’ şeklinde takdime çalışırken, diğer yandan da somut politika tekliflerinin ‘resmiyet’ kazanmadan önce tartışılarak hazmedilmelerini sağlıyorlar.
Gün geçmiyor ki, yeni sömürgeciliğin bu ‘gözde laboratuarları’nda hazırlanmış yeni bir rapor ‘piyasa’ya sürülmesin. Şüphesiz bunlar arasında en fazla ilgiye mazhar olanlar, resmî politikaları etkileme kabiliyetleriyle öne çıkanlar ile doğrudan doğruya resmî/yarı resmî nitelikteki kurumlar tarafından hazırlananlar. ‘Sicili’ ve ‘kurumsal yapısı’, hem ‘etkinlik’ hem de ‘resmîlik’ kriterleri açısından RAND imzası taşıyan çalışmalara özel bir ‘anlam’ kazandırıyor. Nitekim, Aralık ayında kamuoyuna duyurulan "The Muslim World After 9/11" başlıklı hacimli çalışma, İslam dünyasını hedef alan kapsamlı bir siyasi, askeri ve toplumsal proje mahiyetinde.
Ancak bu yazıda dikkatlerinizi planın içeriği kadar, Türk kamuoyuna takdim ediliş şekli üzerine çekmek istiyorum. Zira öyle bir psikolojik savaş dönemi içerisindeyiz ki, ‘yeni sömürgeciliğin eleştirisi’ bile bizlere ‘ideolojik prizmalar’dan süzülmüş bir şekilde ulaşıyor. Bir başka ifadeyle, emperyalist projeye muhalefetin sınırlarını, öncelikle sahip olunan siyasi ve ideolojik paradigma belirliyor.
İbrahim Karagül’ün RAND raporu üzerine kaleme aldığı iki yazı, bu durumun güzel bir örneği. Karagül, "Müslüman neo-conlar ve yeni RAND raporu..." başlıklı makalesinde şu satırlara yer veriyor: “Bugün ABD'nin Türkiye dahil birçok ülkede yürüttüğü çalışmalara dayanak oluşturan rapor, İslam dünyası için tam bir kaos senaryosu. Atlantik'ten Pasifik'e uzanan geniş coğrafyada kanlı iç savaşlara, etnik çatışmalara, mezhep savaşlarına, iktidar mücadelelerine yol açacak plan, ne yazık ki, Müslüman entelektüeller, akademisyenler, kanaat önderleri, İslami cemaatler ve sivil toplum örgütleri üzerine kurulmuş. Raporu analiz ederken, yanlış anlamalara yol açıp kişisel tartışmalara girmek istemediğim için yoruma çok az yer vermeyi, daha ziyade raporun maddelerinin özetini almayı tercih edeceğim.”
İlk yazısında ‘kişisel tartışmalar’dan kaçınmak istediğini ifade eden Karagül’ün, iki makalesini raporla karşılaştırdığınızda imtina ettiği şeyin ‘kişisel tartışma’ değil, düpedüz ‘ideolojik duruşuyla’ yüzleşme olduğunu hemen farkediyorsunuz. Zira, Karagül yalnızca ‘yorum yapmaktan kaçınmak’ suretiyle, makale içinde kendisinin zikrettiği (Türkiye bu projenin neresinde?) sorusunun cevabını, yani Gülen cemaati ve AKP’nin Amerikan projesiyle açık bağlantılarını, sükûtla geçiştirmekle kalmıyor. Aynı zamanda da çok ‘eksik’ bir özet sunuyor okuyucularına. Hatta bu tavrı, ‘eksiklik’ değil, ‘tahrif’ olarak nitelemenin daha doğru olacağını birazdan siz de göreceksiniz.
Neden mi? Çünkü, bu önemli raporda doğrudan Türkiye’yle ilgili yaklaşık otuz sayfalık müstakil bir bölüm bulunuyor. Türk okuyucularını, böylesine önemli bir emperyalist projeden haberdar etmeyi vazife bilen bir yazarın, tamamen kendi ülkesiyle ilgili bir bölümden tek satırla bile bahsetmemesi manidar değil mi? Sebebi var elbette!
RAND raporunda Türkiye ile ilgili kısmın yazarı tanıdık bir isim: Ian O. Lesser. Lesser’in imzasına RAND’ın Türkiye ile ilgili olarak hazırladığı hemen hemen her çalışmada rastlamak mümkün. İsterseniz hafızalarımızı biraz tazeleyerek Lesser’in yorumlarının ‘etkinliği’ne de işaret edelim. RAND tarafından 13 Haziran 2001 tarihinde Amerikan Kongresi Uluslararası İlişkiler Komitesi-Avrupa Alt Komitesi’ne sunulan “Değişen Stratejik Bir Çevrede Türkiye, Yunanistan ve ABD” isimli ve Dr. Ian O. Lesser imzalı değerlendirme raporunda, Türkiye ile ilgili olarak şu tespitler yapılmaktaydı: “…Bugün Türkiye sahnesindeki en önemli güç tartışmalı Türk milliyetçiliğidir ve Türkiye’nin milliyetçi partisi MHP, geleceğe dönük soru işaretlerinden birisidir. Bu durumun, ortak bir bölgesel stratejinin yokluğu yüzünden sınırlanan ABD’nin Türkiye imkânlarını (üsler vs.) kullanımı, Kıbrıs ve diğer Türk egemenlik hassasiyetleri gibi anahtar meseleler üzerinde önemli etkileri olmaktadır.” Aynı raporda, geleceğe dönük Amerikan menfaatleriyle ‘uyumlu’ bir siyasi aktör olarak kimden bahsediliyordu dersiniz? “İç tartışmalar ve hukuki sınırlamalar yüzünden Türkiye’nin İslamcıları siyaset sahnesinde daha az etkili bir güç haline geldiler. Ancak, aralarında eski İstanbul Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da bulunduğu bazıları, ziyadesiyle popüler olmaya devam ediyorlar.”(1) Şimdi de 2001’den günümüze doğru, ülkemizde ve bölgemizde cereyan eden gelişmeleri gözünüzün önünden geçirmeye çalışın, bakalım nasıl bir manzara canlanacak zihninizde?
Tabii olarak Lesser, ‘yeni’ raporda da tam otuz sayfa boyunca AKP’ye, bizzat görüştüğü Tayyip Erdoğan’a methiyeler düzüyor ve AKP örneğinin Amerika’nın Ortadoğu’ya yönelik planları açısından ‘değeri’nin altını çiziyor.(2) Karagül’ün yazılarında sık sık bahsettiği, ABD-İsrail-İngiliz eksenine karşı Türkiye ile kudret kazanacak AB senaryosunun ise, tam tersine ABD’nin elini güçlendireceğine işaret ediyor Lesser. Yani bu raporu yerden yere vurduğunuzda, ‘anti-emperyalizm’ adına AB’ye teslimiyet için fetva vermeniz mümkün değil!
Üstüne üstlük Lesser’in Amerikan çıkarları açısından Türkiye’ye dair ‘kıyamet senaryosu’, AB üyeliği sürecinin kesintiye uğraması üzerine kurulu. ‘Yeni’ raporda, Türkiye’nin AB tarafından reddedilmesi durumunda Türkiye’de siyasi yelpazenin muhtelif kesimlerinde güçlü olan ‘milliyetçiliğin’ ‘yeni ve öngörülemez’ şekillerde İslam’la etkileşim içine girebileceği, bundan da kaygı duyulduğu belirtiliyor.(3) Lesser, AB üyeliği umudunun ortadan kalkmasının siyasi yelpazenin bütününe yaygın ‘daha milliyetçi ve egemenlik hususunda hassas’ bir yaklaşımın ortaya çıkacağı ihtarında da bulunuyor.(4)
Karagül, eğer raporu gerçekten ‘İslam dünyası için tam bir kaos senaryosu’ olarak görüyorsa, ‘duruşunu’ gözden geçirmeli. Zira, RAND raporu örneği de gösteriyor ki, ‘milliyetçi’ bir bakış açısına sahip olmadan ‘anti-emperyalizm’ iddiasında bulunmak da, milletimiz, medeniyet dairemiz ve tüm insanlığı hedef alan ‘yeni sömürgeci’ stratejileri, bırakın göğüslemeyi, doğru bir şekilde teşhis etmek de mümkün değil!
Dipnotlar:
(1) http://www.rand.org/publications/CT/CT179/CT179.pdf
(2) Ian O. Lesser; “Turkey: “Recessed” Islamic Politics and Convergence with the West”, The Muslim World After 9/11, RAND, 2004, s.175-205
(3) Ian O. Lesser; “Turkey: “Recessed” Islamic Politics and Convergence with the West”, The Muslim World After 9/11, RAND, 2004, s. 176-177
(4) Ian O. Lesser; “Turkey: “Recessed” Islamic Politics and Convergence with the West”, The Muslim World After 9/11, RAND, 2004, s.197