Siyaset10 Ağustos 2005 00:00

TERÖRÜN BELİ - Hüseyin Mümtaz

Ağustos’un 9’u.. Gece.. Karadeniz kıyısında nem ve sıcaklıktan nefes alamıyoruz.             Telefon çaldı.. Giresun’dan arkadaşlar teröristlerin Kulakkaya’da görüldüğünü haber verdi.             Vay anasını sayın seyirciler.             Kulakkaya, Giresun’un mesire yeridir. Denize bir saat.. Amerikalıların, ‘’Bir siyasi partiye ait’’ olarak kabulde ısrar ettikleri Kerkük’teki malûm ofise dikilen bayrak ‘’PKK’nın Konfederasyon’’ bayrağı ise; dün gece Giresun’un Kulakkaya yaylasına ulaşan terörün beli de başka yerde değil, behemehal Kerkük’te kırılacaktır.             Terörün belini kırmak için öyle uzaklara, İngiliz örneğine filan gitmeye de gerek yok.             Yakına, kendi tarihinize bakacaksınız.             Türk gibi bakıp, Türk gibi hissedeceksiniz.acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada

            Mustafa Kemal, Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki Şeyh Sait isyanını; valileri tam yetkili ve işi zaten bu olan askeri bölge müfettişlerinin emrine vererek çözmüştü.

            Özal döneminde başlayan 1984-99 zaman aralığının siyasi tercihi ise arabayı atın önüne koşmak; askeri, asıl işi terörle mücadele olmayan, bu işin eğitimini almayan valilerin emrine vermek oldu.

            30 bin şehit verdik.

            Çiller’in askere teslimiyeti ile de başarıya ulaştık.

            ‘’Demir Leydi’’nin hâki tayyör etekle Irak’tan dönen zırhlı birlikleri denetleyişinin televizyonlardan ‘’naklen’’ canlı yayınını hatırlamıyor musunuz?

            Şimdi ise asker ve sivil otorite ne yazık ki konu ile ilgili görüşlerini kamuoyu önünde açıklıyorlar, basın aracılığı işle konuşuyorlar.

            AB sayesinde terörle, İller Yasasına göre mücadele ediliyor.

            Askeri birliğe saldırı olsa dönüp vali bey aranıyor. Kapsama alanı dışındaki festival, şenlik yahut panayırların birisinde değilse ulaşılıyor, o da merkeze dönüyor, ekibini toplayıp ne yapılacağına karar veriyor, ‘’talimat’’ birliğe ulaştırılıyor..

            Kulakkaya’da ‘’yaralanan’’ iki terörist ise böylelikle kaçıyor.

Sıcak çatışmaya giren ve eşkıyayı ‘’yaraladığını ileri süren’’ birlik, nasıl olup da elinden kaçırır?

            Lâfı uzatmayalım… Terörle mücadele eğer İller yasası’na uygun yapılacaksa; valilerin o kent asfaltlarında, önde arkada polis eskortu eşliğinde keyifle ‘’statü’’ sergiledikleri ‘’dört çekerleri’’ ile o yayla senin, bu dağ başı benim dolaşması, çadırda yatması, karavanaya kaşık sallaması lâzım.

            Yok öyle olmayacaksa; askere güvenip, yetki verip Mustafa Kemal yöntemlerini benimsemek lâzım.

            Kimse sakın ‘’dünya değişti’’ gerekçesinin arkasına sığınmasın.

            Dünya değişmedi… ‘’Devlet’’ kendini gene koruyor.

            İngiliz polisi, kafasına sekiz kurşun sıktığı Brezilyalı için; ‘’Sorry’’ ama ‘’Öyle olması gerekiyordu, We will shoot the kill’’ dedi.

            Yâni; ‘’Şüphelendiğimiz an öldürmek için vuracağız..’’

            Nilgün Cerrahoğlu diyor ki; ‘’İngilizlerin moodu değiştiği için şimdiye kadar evrensel hukuk, evrensel değerler ve insan hakları adına bildiğimiz, öğrendiğimiz ne varsa unutmamız gerekiyor. Bu bir milat. Yeni bir sayfa açılıyor.’’

Biz ise AB Uyum Yasaları sayesinde teröriste ‘’belediyeler sayesinde’’ resmen cenaze töreni düzenliyoruz.

Kısaca 2005 Ağustos’unda ülkenin içinde bulunduğu durum, ‘’elîmdir’’ kıymetli okuyucu..

            Terörün a)Askeri; b)Sosyal; c)Siyasi ve d) Kültürel boyutları vardır.

            Azınlıkların elbette bireysel anlamda sosyal ve kültürel bir takım hakları olacaktır …

Ama bunu toplumsa ve kitlesel alana taşımaya kalkarsanız; çoğunluğun hâkim olduğu düzeni demokratik olarak değiştiremeyeceğinize göre güç kullanmak durumunda kalırsınız ki o zaman da kaçınılmaz olarak ‘’terör’’ gündeme gelir.

Geriye kalan iki boyut; askeri ve siyasi boyut, ‘’beraber’’ karar vermek ve uygulamak durumundadır.

Devlet ve millet yahut devletin, ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğü konularında seçilmişlerin atanmışlara üstünlüğü olamaz.

Ve bizde ne yazık ki siyasi otoritenin bu konudaki anlamsız dayatıcı tavrı süreci kilitlemekte, görüşüp anlaşmayı olanaksız hâle getirmektedir.

Terörle nasıl mücadele edileceği konusunda sivil ve askeri otorite MGK toplantılarında yahut 5.5 saatlik özel toplantılarda anlaşamamakta ve olanı biteni kamuoyu önünde tartışır hâle gelmektedir ama Başbakan terör konusunda pekala ‘’aydınlarla’’ buluşup anlaşmayı deneyebilmektedir.

Asker ve sivil bürokratların ‘’vücut dilinden anlayanını’’ tercih eden başbakan, toplantıya gelen ‘’aydınların’’ hangi dille konuşacağını nereden bilecektir?

            ‘’Aydınlarla’’, terörün askeri olmayan boyutunu görüşecekmiş Başbakan..

İyi de zaten Genelkurmay Başkanı da bir konuşmasında ‘’Terörü askeri olarak hallettik. Fakat orada kaldı. Ekonomik boyutu da çözülmelidir’’ dememiş miydi?

            Kreschmer’in ‘’Askerin konumu hâlâ çok etkin ve bu AB yolunda bir engeldir’’ söylemi mi askerin önerilerine kulak asmayı ‘’ayıp’’ hâle getirmektedir?

Bunun için mi yukarıdaki talimatla hemen YAŞ kararlarının yargıya açılması ile ilgili anayasa değişikliği gündeme gelmektedir.

YAŞ derhal gündeme taşınmaktadır ama TMY’nın 8’inci maddesi zamana yayılmaktadır.

            AB’ye uydurulan MGK’da sayıları fazlalaştırılan ‘’sivil üyeler’’in dışarıdaki ilgisiz bir takım ‘’sivillerle’’ görüş alış verişi içinde olduğu anlaşılmaktadır. (Cumhuriyet. 9 Ağustos 2005)

            Bu kadar uzun girişi, Irak için yaptık.

            Çünkü 20 yıl sonra Türkiye’yi tehdit eden terör yine dış kaynaklı.. 20 yılda Suriye’den Irak’a kaydı.

            Irak, Kuzey Irak, Irak’taki otoritenin kim olduğu ve hangi dürtülerin etkisiyle nasıl davranışlar gösterdiği şu anda Türkiye için her şeyden önemlidir.

Ve böylelikle 2005 Ağustos’unda Irak’ta gelinen durum da ne yazık ki yukarıdakinden ‘’daha elîm ve daha vahimdir’’ kıymetli okuyucu. 10 Ağustos 2005

 

“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA

57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA

57’İNCİ ALAY HERYERDE 

  HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”