Tercihimiz Ne Olacak?
Özelleştirme ideolojisinin temelinde yatan söylem özel teşebbüsün KİT’lere kıyasla daha kârlı olmalarıydı. Verimlilik konusu ise ayrı bir konudur ki KİT’lerin verimsiz olduğunu iddia etmek doğru değildir. Evet, özel sektör daha kârlı olabilir ama niye öyledir veya öyle gözükür? Başlıca şu sebeplerden -kastedilen küçük işletmeler değil, dev kuruluşlardır- özel sektör;sitagliptin phosphate and metformin hydrochloride sitagliptin phosphate monohydrate melting point sitagliptin phosphate side effects
1- Sosyal sigorta, vergi veya piyasaya olan borçlarını gerekirse ödememezlik eder. Devletten af ister, bankalardan borç yeniden yapılandırması talep eder vs.
2- Hayali ihracatla, sahte teşviklerle kaynakları emer,
3- Kaçak hammaddeyle, kaçak işçi çalıştırarak ya da asgari ücretin altında ücret vererek maliyetlerini düşürebilir,
4- Kamu sağlığı veya çevre duyarlılığı onu çok ilgilendirmediğinden gerekli önlemleri almaz,
5- Alanında tekel konumunda ise kar oranları maliyet analizinden bağımsız olarak ayarlanır, ölçüsüz kâr eder.
6- Zarar eden ya da batan özel şirketlerin muhasebesi yapılmaz, suçlu tüm sektörde aranmaz, normal bir şey gibi algılanır. Borçları, toplumu etkileyebilecek denli büyükse, devlete yüklenir. (Halbuki konu bir kamu şirketi ise yer yerinden oynar)
Devlet sektöründe ise bunların hiçbiri olmaz. Kanunların gerektirdiği yükümlülükleri eksiksiz yerine getirmek maliyet artırıcı unsurlardır. Eğer özel sektörü bu kurallara uymak zorunda bırakırsanız KİT’lerden daha kârlı çalışmaları söz konusu olamaz. Bu bakımlardan Devletçiliği beceriksiz, verimsiz, akıl dışı olmakla itham etmek yersizdir, doğru değildir. 1980 yılından sonra ülkemizde uygulanmasına geçilen, dünyadan kopmama gereği bahanesi altında, Batı’da uygulandığından farklı olarak dayatılan “liberalizm”i neden seçtik veya seçtirildik?
Burak Çınar’ın Cumhuriyet Strateji ekinde yayımlanan “Gelişmekte olan bir ülkenin Savunma Sanayisi Nasıl Çökertilir?” başlık yazısından alıntı yapalım:
“Silah ticareti gelişmiş savunma sanayine sahip ülkeler için önemli bir gelir kaynağı olup, dünya silah ticaretinin yıllık hacmi yüzlerce milyar doları bulmaktadır. Bu sayede büyük güçler sadece silah satarak para kazanmakla kalmazlar, aynı zamanda da silah sattıkları ülkeler arasındaki kızışmayı kontrollü bir şekilde sürdürmelerini sağlayarak silah satışlarının sürekliliğini de sağlarlar.
Savunma sanayisi hedef
Gelişmekte olan bir ülkenin savunma sanayinin çökertilmesini üç alanda incelemek faydalı olabilir:
Siyasi-stratejik neden: Bugün dünyada gelişmekte olan ülkelere baktığımızda bunlar arasında öne çıkanların bölgelerinde küçük çaplı ticari, stratejik ve siyasi merkez ihtiva eden, jeostratejik konumları ön plana çıkan devletler olduklarını görürüz. Bu devletler Batı'ya Batı'nın onlara olduğundan daha bağlıdırlar. Ancak kendi potansiyelleri sayesinde uzun vadede ekonomik bağımsızlıklarını kazanma gibi şansları mevcuttur. Dünyanın gelecekte gitgide önem kazanacak kaynaklara yakın olmaları nedeniyle, bu ülkeler buralarda çıkarı olan gelişmiş ülkelerce sürekli kontrol altında tutulmak zorundadır.
Tekno-ekonomik neden: Birinci kalite silahlar genellikle üretici ülkelerin kullandıkları malzemelerdir. İkinci kalite silahlar ise bu ülkelerin kullandıkları ya da depoda yedek tuttukları malzemelerden oluşup, bunlar ihracatta aslan payına sahip olan parçalardır. Alıcı devletin hükümeti tarafından bu ikinci kalite silahların üzerine optimizasyonu sağlayacak karar alınması üretici ülkenin işine gelmez. Bu kararlar genellikle alıcı ülkenin teknoloji transferi sonrasında silahı kendisinin üretmesini ve hatta araştırma-geliştirme dahil tüm haklarına sahip olmak istemesini içermektedir. Bu durum hem silah ihraç eden ülkelerin pazarlarına rakiplerin artmasına hem de gelişmekte olan ülkenin savunma konusunda kendine yeterlilik oranı artacağından pazarların azalmasına neden olacağından büyük üreticilerin satış potansiyellerini düşürecektir.
Ekonomik neden: Dünya silah ticareti hacminde en önemli paya sahip olan gelişmekte olan ülkeler, savunma giderlerini azaltabilmek amacıyla, zaman içinde kendi bilgi, tecrübe ve ekonomik birikimleri sayesinde bu tür araştırmaları geliştirerek piyasada az da olsa bazı yerler kapabilirler. Ancak bu tür girişimler gelecekte büyük silah üreticileri için tehlike arz ettiğinden kontrol altına alınması gerekir. Liberalleşme yolunda korumacılığını gereğinden erken azaltarak siyasi otoriteyi kaybetmeye başlayan bir ülke, zaten para sahibi olan büyük üreticilerin çeşitli yollarla gelişmekte olan ülkenin savunma sanayini çökertebilmek için içsel nedenler yaratması açısından son derece verimli bir ortam oluşturur.
İç etkenler
İdealizmin ve bunun sağladığı cesaretin kaybolduğu bir sivil ortama sahip olanan bir ülkenin savunma sektöründe çöküşün felsefi nedenleri de hazırlanmış demektir. Dürüst insanların ailelerini geçindirmek bahanesiyle gerçekçi yaklaşımlara teslim olarak sektördeki bir çok olumsuzluğu görmezden gelmesi ve hatta bunlardan bazılarının suçlara ortak olması çöküşü hazırlayan etmenlerin düşünsel arkaplanını oluşturmaktadır.
Liberalizmin getirdiği dışa açıklık, karşılıklı bağımlılığı ekonomik açıdan mali kuvvete sahip devletin lehine dengesiz kılarken, ekonomik gücün satın alabildiği ölçüde de ülke içinde lobicilik faaliyetlerini besleyerek özel iş çevrelerinin yanısıra siyasi, askeri ve bürokratik kesimleri de etkisi altına alır.
Nasıl çökertilir?
Bu etki altına alma iki kategori altında incelenebilir. Bunlardan birincisi kanuni yollardan dolaylı iç ve doğrudan dış baskı yoluyla yapılanlardır. Eğer liberal demokratik bir ülkenin ekonomik sistemi zayıf ise o ülkede yabancı ülkelerin lobi faaliyetleri kolaylaşır. Bu faaliyetler sayesinde proje seçimlerinden, ülke içinde bu seçimleri rahatlatacak kanun çıkarmaya kadar bir çok konu yabancı etkisine açılmış olur. Doğal olarak maddi gücü daha yüksek olan bir devletin/şirketin projesi her zaman diğerine göre avantajlı duruma gelir. Öyle ki, mümkün olmayacak bir proje bile çok uzun zaman gündemde kalabilir ve hatta kendisi seçilmese bile diğerlerinin seçilmesini de engelleyebilir. Mümkün olabilecek bir proje ise siyasi gündemden faydalanılarak bir anda hasıraltı edilebilir. Dışbaskı ise genellikle iç baskı ile birlikte uygulanan bir stratejidir. İkincisi ise doğrudan illegal yollara başvurularak seçilen yoldur. Burada rüşvet ve tehdit önplana çıkmaktadır. Dünyada bir çok ülkenin savunma sanayinde dönen bu oyunlarda dağıtılan rüşvetlere ışık tutabilecek gerekli kanıtlar ise ağırlıklı olarak son derece sıkı korunan ve ulaşılamayan İsviçre Bankaları'nın kasalarında saklanmaktadır. Rüşvet ve tehdit yoluyla kilit isimleri ele geçirme, aynı zamanda iç baskının istenen kıvama gelmesini sağlayan bir araçtır. Statükocu bir zihniyet bu baskıya rahatlıkla teslim olur.
Ancak otoriter ortamlar yaratıldığı takdirde satın alınan makamların birine verilecek rüşvet bir iç-dış baskı kombinasyonu kadar kuvvetli de olabilir. Bu durum teknik açıdan yabancı bir ülke/firma için en ucuz ortamı sağlamaktadır. Eğer böyle bir ülkedeki askeri makamlar, siyasi ve bürokratik kesimlere hakimiyet kurmuşlarsa ve askeri makamlara rüşvet verilerek sızılmışsa, bu durum tüm sektörün kontrol altına alınmasını kolaylaştırır.”
Uygulaması Batı’dan farklı bir liberalizm dedik çünkü biz, kaynakları devletten alıp özel sektörün ellerine teslim ederken, çalışanlardan, küçük işletmelerden ve çiftçinin boğazından kesmek durumundaydık, Batı ise hem çalışanına yüksek ücret verebiliyor hem de küçük işletme ve çiftçilerini destekleyebiliyordu. Özel sektör sosyal devletin gerektirdiği kurallara uyarak yüksek oranda kâr edebiliyor bizim gibi milletin boğazından kesmek durumunda kalmıyordu. Bunu nasıl becerdiği Burak Çınar’ın yazısında yeterince açık zannedersem. “Daha önce CIA’nın gizli kapaklı yaptığını şimdi biz açıktan yapıyoruz” söylemiyle Sorosvari liberalizm savunucuları bu sürece bir ucundan destek olurken, diğer uçta askeri müdahalelerle birbirine düşman milletler/halklar yaratılma çabası sürüyor. Dünya genelinde ayrılıkçı unsurların desteklenmesi başka nasıl açıklanır? Yani bir taraftan silah ihtiyacı pompalanırken diğer yanda ülke güvenliğini sağlamak için gerekli olan bu silahların ithal edilmesini liberalizm ideolojisiyle dayatmak.
80-90’larda borçlanma ile liberalizmi sürdürmek için gerekli kaynak problemini halletmeye yöneldik, ama artık borçlanmak kolay değildir. Şimdi bizden istenenler stratejik önemdeki KİT’lerimiz, vatan topraklarımız ve amaçları için kullanmak istedikleri askerimiz ve milletimizdir. Tercih bizimdir, ya bu yolda devam edip kaderimizi Batı’nın tarihten bilinen ellerine bırakacağız ya da kendi elimize alacağız. Elimize almak adına çözüm üretenler, IMF programının revize edilmesi gibi daha yumuşak geçişten, bu programın toptan reddedilerek yeni bir yapı oluşturulması gibi sert önlemlere kadar geniş bir yelpaze teşkil ediyor. Çözümün yumuşaklıkla mı sertlikle mi halledilmesi gerektiği siyasi bir tercihtir ancak birşeylerin yapılması tercih değil, zorunluluktur.