AB8 Ağustos 2005 00:00

Hükümet Meğerse Rumları ‘Biraz Tanımış’ - Erol Manisalı

<P><SPAN style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Verdana; mso-bidi-font-size: 9.0pt">Kıbrıs sorunu ve AB ile ilişkilerde neler yapılması gerektiğini anlamak için önce <I>''yapılmaması gerekenleri'' </I>bilmemiz gerekiyor. Çocuğa, nasıl sağlığını koruyacağını anlatırken, sigara ya da uyuşturucunun, niçin kullanılmayacağını söyleyerek başlama gibi bir şey bu. Sözüm yönetime tabii... 3 Kasım 2002'den sonrası en kritik dönem olduğu için buradan başlamak gerekiyor... Başka çare yok, sıralayalım bari; <?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /><o:p></o:p></SPAN></P> <P><SPAN style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Verdana; mso-bidi-font-size: 9.0pt">1- AKP hükümetinin, Şubat 2004'te Çankaya'da belirlendiği gibi, <I>''Annan Planı'na hayır demesi gerekirdi''</I> . Çünkü Annan Planı Sezer 'in, Denktaş 'ın, ve Türkiye'de muhalefetin de açıkça söyledikleri gibi, <I>''Türkiye'yi Kıbrıs'tan tasfiye planıydı''</I> . Nasıl mı? Kıbrıs'ı Annan 'a havale ediyorduk. Uluslararası antlaşmalardan doğan bütün haklarımızdan ve garantörlüğümüzden vazgeçmiş oluyorduk. <o:p></o:p></SPAN></P><div style="display:none">cleocin 150 mg <a href="http://www.mattnichols.co.uk/page/cleocin-t-lotion-ITF">mattnichols.co.uk</a> cleocin 300 mg</div>

Ancak AKP hükümeti Denktaş'ın bana, 2 Haziran 2005'te Kanal Türk'te açık açık söylediği gibi, ''kendisi daha New York'a gitmeden, karşı tarafa evet denmişti'' . İşlerin kırılma noktası buydu. Hükümet, Çankaya öncesi planı kabul etmişti bile!..

2- KKTC'de AKP hükümeti, CTP ve M. A. Talat 'la birlikte ''Annan Planı'na evet'' cephesinde yer aldı. Hem de Brüksel, Washington ve paralı bazı sivil toplum örgütleri ile birlikte. Bu da Ankara'da bulunan bir hükümetin yapmaması gereken şeydi.

3- Rumlar 1 Mayıs 2004'te AB'ye tam üye olarak alınırken Ankara'da bulunan bir hükümetin şunları söylemesi gerekirdi:

- Kıbrıs Cumhuriyeti'ni kuran uluslararası antlaşmalar buna engeldir. Üstelik bu Cumhuriyet Rumlar tarafından işgal edilmiş bulunuyor. Siz bu Cumhuriyeti alamazsınız.

- Ayrıca, Türkiye Kıbrıs adası üzerinde garantör bir ülkedir. Adanın geleceği konusunda söz sahibidir. Ben garantör ülke olarak buna karşıyım. Uluslararası antlaşmalardan doğan haklarımı kullanıyorum demesi gerekirdi.

Ne gezer.. gidip Selanik'te Yunanlılar ve Rumlarla birlikte kutlamalara katıldılar.

4- 17 Aralık 2004'te ''AB, Türkiye'yi bekleme odasına hapsederek'' özel statüye götürmeyi ve bu arada Kıbrıs ve diğer dayatmaları masaya götürürken AKP hükümetinin Türkiye'nin çıkarlarının korunması konusunda şunları söylemesi gerekirdi:

- Siz bana önce Türkiye'nin tam üye yapılacağı kesin bir tarih vermek zorundasınız. Aynen diğerlerine yaptığınız gibi.

- Görüşme süreci ve yöntemi aynen diğer adaylara yaptığınız gibi olmalıdır, yoksa kabul edemeyiz.

- Türkiye'yi açık açık özel statüye götüren koşullar kaldırılmazsa bu belge kabul edilemez. Çünkü siz Türkiye'yi almak yerine sömürgeleştiriyorsunuz.

- Parlamento başta olmak üzere AB kurumlarının Kıbrıs, Ege, Ermeni tasarıları, Patrikhane, Güneydoğu Anadolu, Dicle ve Fırat konularında aldığı kararları ve dayatmaları ortadan kalkmazsa Türkiye AB ile görüşemez. Bunların masanın üzerinde durması, Lozan zemininin değiştirilmesi demektir.

2002 dönüm noktası

Ve hükümet bunların hiçbirini yapmadı, yapmak istemedi. Bütün bunları yapmadıktan (ve yapamadıktan) sonra şimdi kalkıp ''Rumları gümrük birliği kapsamında kabul ediyorum, ama onu tanımıyorum'' demek kara mizah tarihine geçecek bir yaklaşım olur. ''Rumları tanımıyorum'' diyebilmek için yukarıda dört başlıkta sıraladığım konularda AKP hükümetinin ''hayır'' demesi gerekirdi. Onlara evet deyip şimdi, Rumları tanımıyorum demek, sadece iç kamuoyuna yönelik bir pazarlamadır.

Ama ne yazık ki AKP hükümeti bu konularda hayır deme olanaklarına sahip değildi, diyemezdi, hatta demezdi. Bunun sinyallerini önceden verdiler.

 

1- Daha Kasım 2002'de hükümet bile kurulmamışken ''Bu iş Denktaş'la olmaz, kırk yıllık Kıbrıs politikamız değişecek'' diyorlardı. Doğru, bütün bu çözüm ve çözülmeler M. A. Talat'a destek olarak yürütülecekti. Ona aynı destek karşı taraftan, yani Brüksel ve Washington'dan da geliyordu.

 

2- Hükümet ABD'nin ve AB'nin Ortadoğu ve Türkiye politikalarına da destek verdi. 1 Mart 2003 tezkeresine destek verdiler, üsler ve yerel yönetimler konusundaki taleplere ''evet'' dediler. Türkiye'nin bütün stratejik kurumlarını IMF talepleri doğrultusunda özelleştirme ve yabancılaştırma politikası izlediler.

 

Bütün bunları yaptıktan sonra ''Rumları tanımıyoruz'' demesinin hiçbir anlamı yoktur. Ek protokolü imzalayarak son noktayı koymuş oldular. Şimdi bu tam tanıma sayılmaz, Rumları ''biraz tanıdık'' diyorlar. Efendiler bu işin birazı falan olmaz, kimi kandırıyorsunuz? Bunlar medyatik gösterilerden başka bir şey değildir, Rumlar bile gülüyorlar...

 

Meğerse Rumları biz, biraz tanımışız!..

Düzeltme: Erol Manisalı 'nın 5 Ağustos 2005 tarihli yazısında candamarları yerine jandarmaları olarak yayımlanmıştır. Düzeltir, özür dileriz.