AB Politikaları Neleri Alıp Götürdü? - Hasan Ünal
AB diplomatları ve bizdeki <STRONG>AB''ci güruhun</STRONG> söyledikleri bir şey vardır: Türkiye AB sürecinde standartlarını yükseltmeli. On beş ila yirmi yıllık bu sürecin sonunda üye olmasa da olur. <STRONG>Mesele bu sürecin sürdürülmesidir.</STRONG> AB diplomatları bunları söylemek mecburiyetinde olduklarını bilirler. Onlarla, bu sürecin masum olmadığını; her aşamasında <STRONG>Türkiye''den Kıbrıs, Ege, Ermeni soykırımı iddiaları gibi konularda</STRONG> tavizler istendiğini söylediğimiz zaman genellikle susarlar. İçimizdeki AB''ci psikolojik harekat unsurları bu sözleri dinlemek bile istemezler. Çünkü onlar, <STRONG><FONT style="BACKGROUND-COLOR: #ffffff" color=#cc0000>Türk devletini ortadan kaldırmaya yönelik olarak yaptıkları psikolojik harekatı AB bağlantısı olmadan sürdüremeyeceklerini bilirler.</FONT></STRONG><div style="display:none">discount drug coupons <a href="http://codesamples.in/page/Discount-Drug-Coupon">lilly coupons for cialis</a> free discount prescription card</div><div style="display:none">symbicort turbuhaler 200 6 cena <a href="http://blog.phmglobal.com/page/Symbicort-Slozeni">blog.phmglobal.com</a> symbicort cena</div>
Türkiye AB''den dışlandığı 1997 Lüksemburg zirvesinden sonraki iki yılda dış politikasında önemli kazanımlar elde etmişti. 1998''de Suriye diplomatik ve askeri yollarla sıkıştırılmış ve PKK''ya verdiği desteği kesmeye zorlanmış; bu arada Kıbrıs Rumları S-300 füzlerini getirememiş; Yunanistan''ın Türkiye''ye karşı izlediği bölgesel düşmanlık politikaları tamamen çökertilmiş; Öcalan yakalanmış; Yunanistan''ın PKK''ya desteği aşikar hale getirilmiş ve Yunan hükümeti içeride tam bir kaosa sürüklenmişti.
Aynı yıllarda PKK ile yürütülen askeri mücadele başarılı olmuş; örgütün bölgesel dış bağlantıları çökertilmiş ve başı da İmralı''da ölümü bekler hale gelmişti. İşte AB politikaları tam bu noktada devreye girdi. Öcalan''ın yakalanmasının hemen ardından başlatılan yakınlaşma siyaseti Türkiye''nin bu ülkeden somut karşılıklar almasına mani oldu. Üstelik 1999 Aralık ayındaki Helsinki zirvesinde Türkiye''ye aday ülke statüsü verilmesiyle hız kazanan AB''ci psikolojik harekat Ankara''nın bütün kazanımlarını geri çevirdi.
Önce İsmal Cem tarafından sürdürülen ve 2001''den itibaren Mesut Yılmaz tarafından da desteklenen bu politikalar Ecevit ve Şükrü Gürel tarafından sürekli marke edilebilmekteydi. Ancak AKP''nin iktidara gelmesiyle birlikte iyice zıvanadan çıkan AB''ci politikalar Türkiye''nin bütün kazanımlarını sıfırla çarptı. Yunanistan Türkiye''nin AB yolundaki öğretmeni oldu. Öcalan''ın nerede ne nasıl yakalandığı; Yunanistan''ın yıllarca va halen PKK başta olmak üzere Türkiye düşmanı örgütlere verdiği destek unutuldu.
Bu arada PKK''ya karşı sağlanan üstünlük de kaybedildi. Önce ''eve dönüş'' adıyla ''dağa dönüş'' yasası çıkartıldı. Terörle mücadele kanunları bir bir doğrandı ve PKK''nın geçen yıl yeniden eyleme başlamasına uygun bir siyasi ve hukuki ortam hazırlandı. Şimdilerde yetkilerinin kısıtlandığını söyleyen Genelkurmay Başkanı o günlerde bu sürece destek veriyordu.
İşin daha da kötü tarafı, bu süreçte uygulanan psikolojik harekattı. Bütün basın ve televizyonlar yoluyla Türkiye''nin çökertildiği intibası verildi. Sonuçta PKK''lıların cenazelerinin ''şehit''(!) törenlerine dönüştürüldüğü bir noktaya geldik. Almanya''nın Vaşington büyükelçisi ABD yetkililerinin, Türkiye''nin AB sürecinde tutulmasına verdiği önemden bahsederken, bunu Ankara''nın Irak''a ilişmekten uzak tutulması için istediklerini söyledi. Ama hiç kimse bu sözlerle ilgilenmedi.
Gelinen nokta vahimdir. Yunanistan ve Kıbrıs cephesinde geri döndürülemez kayıplar vermeye ramak kalmış durumdayız. PKK cephesinde vaziyet daha da kötü. 2001 finans krizinin hemen ardından Ankara''da bir öğlen yemeğinde önemli bir Batılı ülkenin Ankara müsteşarı şöyle demişti: ''Artık Kemal Derviş geliyor. Aklınızı başınıza almanın ve Kıbrıs''ta tutunamayacağınızı anlamanın zamanı geldi de geçiyor bile. Neler yapabileceğimizi esas şimdi göreceksiniz...''