Bindiği dalı kesmek... Uluç Gürkan
<SPAN style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Verdana; mso-bidi-font-size: 8.5pt; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Arial; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA">1999 yılında Türkiye’nin AB adaylığının ilan edildiği Helsinki Zirvesi’ni anımsayın. Üyelik müzakerelerinin başlaması Kıbrıs ve Ege’de çözüm koşuluna bağlanmıştı. Türkiye itiraz edince, özel bir uçakla hemen Ankara’ya gelen AB Dönem Başkanı böyle bir koşul olmadığını ve olmayacağını imzasıyla belgelemişti. <BR><BR>Şimdi bu belge nerede, nasıl ve ne için saklanıyor bilemiyoruz. Ancak, sonrasında Kıbrıs çeşitli vesilelerle Türkiye’ye koşul olarak dayatılırken müzakere masasına getirilmedi. Türkiye elindeki bu önemli belgeyi kullanmadı. Adeta bundan özenle kaçındı.</SPAN><div style="display:none">cialis 5mg prix en pharmacie <a href="http://cialis20mgsuisse.com/5mg/prix-en-pharmacie">cialis 5mg prix en pharmacie</a> cialis 5mg prix en pharmacie</div><div style="display:none">renovation vejle <a href="http://blog.pelagicfm.com/page/renovation-nyborg-34Q">site</a> renova</div><div style="display:none">micardisplus 80/25 mg <a href="http://www.ilkpirlantam.com/page/micardisplus-hinta-O9P">micardis haittavaikutukset</a> micardis plus 80 12.5 mg</div>
AB yolunda Türkiye gerçekten aldatılıyor mu, yoksa karşılıklı bir oyun mu oynanıyor? Türkiye AB’nin koşullarına bilerek ve isteyerek boyun eğmesine karşın, iç politika hesapları nedeniyle mi aldatılmış izlenimi veriyor?
Kıbrıs konusunda bugün gelinen nokta, ister istemez bu konuda kuşku yaratıyor. Türkiye durmaksızın aldatılıyor, ancak her nedense bir türlü akıllanmıyor.
***
1999 yılında Türkiye’nin AB adaylığının ilan edildiği Helsinki Zirvesi’ni anımsayın. Üyelik müzakerelerinin başlaması Kıbrıs ve Ege’de çözüm koşuluna bağlanmıştı. Türkiye itiraz edince, özel bir uçakla hemen Ankara’ya gelen AB Dönem Başkanı böyle bir koşul olmadığını ve olmayacağını imzasıyla belgelemişti.
Şimdi bu belge nerede, nasıl ve ne için saklanıyor bilemiyoruz. Ancak, sonrasında Kıbrıs çeşitli vesilelerle Türkiye’ye koşul olarak dayatılırken müzakere masasına getirilmedi. Türkiye elindeki bu önemli belgeyi kullanmadı. Adeta bundan özenle kaçındı.
Sadece, zorlandığı her yeni ödünün karşılığında sonradan unutulacak ilave bazı sözler almakla yetindi.
Örneğin, 17 Aralık 2004’te Türkiye’ye müzakere tarihi verilirken Gümrük Birliği Anlaşması’nı ek protokolle genişletmesi ve aralarında Kıbrıs Rum Kesimi’nin de bulunduğu AB’nin 10 yeni üyesine uygulaması koşulu getirildi. Türkiye’nin itirazları da, bunun bir siyasi tanıma olmadığı sözüyle giderildi. Bu yapılınca müzakerelerin önünde başka bir engel kalmayacağı söylendi.
Ancak, ek protokol imzalanınca bu söz de unutuldu.
Ek protokolün siyasi tanıma olmadığı sözünün arkasında, görünüşte sadece İngiltere Başbakanı Blair ve Almanya Başbakanı Schröder duruyor. Fransa Cumhurbaşkanı Chirac çoktan çark etmiş, ‘Birliğin üyelerinden birini tanımayan bir ülke ile müzakerelerin açılması düşünülemez’ diyen Başbakanı Villepin’e destek veriyor.
Başbakan Erdoğan’ın çocuklarının nikah tanıklarından Yunanistan Başbakanı Karamanlis de, Türkiye’ye yapacağı ziyareti, AB Komisyonu’nun bu konuda vereceği kararın sonrasındaki bir tarihe erteliyor. Kıbrıs Rum Kesimi’ne gelince, bu gelişmelerden aldığı cesaretle, ‘Türkiye bizi tanımaz, ek protokol gereğince limanlarını ve havaalanlarını kullanımımıza açmazsa müzakereleri veto ederiz’ diye cakasını satıyor.
Başbakan Erdoğan ise sözünden dönenlere sitem ediyor, bu durumu ‘üzücü’ olarak niteliyor ve ‘Böyle olsun istemeyiz’ diyor. Bir mucize olmazsa Başbakan Erdoğan, Almanya’daki genel seçimler sonrasında daha da üzülecek. Almanya’da sosyal demokrat Schröder’in yerine Başbakan olması beklenen Hıristiyan Demokrat Menkel, Türkiye ile müzakerelerin açılmaması için her türlü rezilliği yapacak.
***
Bu koşullarda, Eylül ayı başında Türkiye ile müzakerelerin başlatılması konusunu görüşecek olan AB Dışişleri Bakanları nasıl bir karar verebilir?
Hiç kuşkusuz AB Dışişleri Bakanları, başka şart kabul etmeyeceğini, her ne pahasına olursa olsun Kıbrıs Rum Kesimi’ni siyasi olarak tanımayacağını, KKTC’nin izolasyonu kaldırılmadıkça limanların ve havaalanlarının kullanıma açılmayacağını söyleyen Türkiye’ye hak vermeyecektir. Buna rağmen 3 Ekim’in ertelenmesi yoluna da gidilmeyebilir.
AB başkentlerinde ve Brüksel’de esen hava, 3 Ekim’de Türkiye ile üye ülkeler arasındaki uluslararası konferansın yapılması, ancak böylece müzakere sürecinin başlatılmaması, bunun yerine üye ülkelerin Türkiye’ye dayatacakları Kıbrıs ve diğer koşulları doğrudan tebliğ etmeleri yönündedir.
Başbakan Erdoğan’ın, ‘Biz yeni şartlarla ilgili değiliz. 3 Ekim için müzakerelerden başka bir şey düşünmüyoruz’ derken kastettiği böylesi bir süreç olmamalıdır. Buna da boyun eğilir ve ‘işte müzakereler başladı’ denilerek ek protokolün TBMM’nde onaylanması sağlanırsa, kaybedilen sadece Kıbrıs davası olmaz. Türkiye’nin ulus devlet olarak birliği ve bütünlüğü de tartışmaya açılır.
AB ile ilişkilerinde Türkiye’nin gerileyeceği tek bir milimi kalmamıştır.