Siyaset15 Ocak 2005 00:00

HALKI İKNA TEKNİĞİ VE ÇOCUKTAN AL HABERİ - Sadi Somuncuoğlu

İşte bu durumda, Pentagon ve CIA''nın da uyguladığı bu yönteme başvurularak, insanlara görmeleri istenen şey gösterilip, gerçeği kendi istedikleri biçimde algılamaları sağlanıyormuş. Kısacası halk bir süre sonra gerçeklere değil kendisine anlatılanlara inanmaya başlar, bakar ama görmezmiş. Bir de buna etkin devlet kuruluşları, özellikle basın yardımcı oldu mu başarıya ulaşmamak neredeyse imkansızmış.discount drug coupons click free discount prescription cardclaritin mazilo claritin tablete claritin maziloarcoxia 90 mg wikipedia speeddatingmixers.co.uk arcoxia cena

AKP hükümetiyle birlikte özellikle dış politikamızda akıl almaz değişiklikler oldu.
 
 Bu "ezber bozmayı" alkışlayan bir avuç "marjinale" karşı, ülkemizin tarihini bilip, aynı oyunların servise konduğunu görenlerin sayısı da, endişeleri de her geçen gün artıyor.
 
 Önce Kıbrıs''ta, "çözümsüzlük çözüm değildir" sloganlı malum süreç başlatıldı.
 
 Ardından Irak''taki Türkmen hassasiyetimizin yerini, "Herkes kardeşimiz, hepsine eşit mesafedeyiz" anlayışı aldı.
 
 Yunanistan, Ermenistan, Suriye gibi her bir komşumuzun topraklarımızda gözü olduğu halde, bu defa da "Artık komşularımızla savaş değil, barış istiyoruz." sloganlı politika benimsendi.
 
 Misyonerlik faaliyetleri, çığ gibi artan korsan kiliseler, "Avrupa''da camii-mescit açılıyor, biz de karşılık vermek zorundayız" gibi bir gerekçeyle adeta desteklenir oldu.
 
 Nihayetinde hem devletin, hem halkın "kimyası bozuldu", doğrular, yanlışlar birbirine karıştı.
 
 Ateş çemberinin ortasındaki Türkiye, yeni anlayış ve politikalar adı altında, önüne gelenin bir şeyler istediği "açık pazar" haline geliverdi.
 
 İÇERDE BAŞKA, DIŞARDA BAŞKA

Bu arada, sık sık dışarıda başka, içeride başka konuşmalara şahit olduk, nihayetinde de hep dışarıda söylenenlerin doğru çıktığını gördük.
 
 İşte biz bir süredir bu içeriye yönelik konuşmaları "halkı ikna süreci" diye adlandırıyorduk Meğer bu bilimsel bir politikaymış ve adı da "algılama yöntemi" imiş.
 
 Prof. Dr. Süheyl Batum sayesinde öğrendik.
 
 Buna göre, bazen kesin doğrunun ve gerçeğin bulunması zor, bazen ise bilinmesi ve bulunması gereksiz görülebiliyormuş.
 
 İşte bu durumda, Pentagon ve CIA''nın da uyguladığı bu yönteme başvurularak, insanlara görmeleri istenen şey gösterilip, gerçeği kendi istedikleri biçimde algılamaları sağlanıyormuş.
 
 Kısacası halk bir süre sonra gerçeklere değil kendisine anlatılanlara inanmaya başlar, bakar ama görmezmiş.
 
 Bir de buna etkin devlet kuruluşları, özellikle basın yardımcı oldu mu başarıya ulaşmamak neredeyse imkansızmış.
 
 VATANDAŞI SORGULAYAMAZ HALE GETİREN PROPAGANDA Yaşadıklarımıza nasıl da benziyor değil mi? Son örnek yabancılara toprak satışı.
 
 Etkili basın organlarının tamamı, toprak satışına karşı çıkanları-Onur Öymen dahil-"paranoya" ile suçlayıp, aynı cümlelerle bizlerin de yurtdışında mal-mülk edinebildiğimizi söyleyip, rakam oyunlarına başvurmuyorlar mı?..Diğer konularda olduğu gibi öylesine yoğun bir propaganda ki, vatandaşa, "Madem biz onların ülkelerinde camii açıyoruz, onlar da kilise açsın ne zararı var" demek dışında bir görüş bırakılmıyor.
 
 Çünkü camilerin sadece ibadet yerleri olduğu, misyonerlik yapmadığı, kiliselerin ise hem siyasi teşkilat olduğu, hem de misyonerlik yaptığını düşünemeyecek hale getiriliyor.
 
 Aynı şekilde toprak satışlarında uygulanan "algılama yöntemi" ile kaçımızın gidip, yurtdışından toprak, mal-mülk satın alma gücü olduğu, daha önemlisi Yunanistan''daki Müslüman Türk azınlığa bile bu hak verilmezken veya birçok AB ülkesi,toprak satışına sınırlama getirirken bunun nasıl olacağı sorularını sorması engelleniyor.
 
 Bütün bunları, "Avrupa''da böyle olsa bile, Türklerin Avrupa''nın topraklarında gözü yok ki.
 
 Bizler onların ülkelerini parça parça gösteren haritalar kullanmıyor, onların vatandaşlarını etnik ayrıştırmaya tabi tutmak için planlar hazırlamıyoruz ki..."gibi son derece gerçekçi ve haklı sorularla tamamlamasına da izin verilmiyor.
 
 Yetmiyor, Türkiye''nin birlik-bütünlüğünü düşünüp, adımların dikkatle atılmasını isteyenler "paranoya" ile suçlanarak, halka zar-zor ulaştırılabilen bilgi kırıntıları üzerinde şüpheler yaratılmak isteniyor.
 
 Biz de bu modern tekniklere karşı eski yönteme başvurup, "çocuktan al haberi" diyoruz.
 
 Amerikan şirketi Activision Software, Eylül 2002''de piyasaya bir oyun çıkardı Adı "Medieval:Total-Ortaçağ: Tam Savaş", kıyafetler, silahlar ortaçağ gibi.
 
 Ancak Almanlar ve İngilizlerin başrolde olduğu, Türklerin ve Moğolların da yer aldığı bu savaşta ülkelerin sınırları bir-ikisi hariç aynen bugünkü gibi.
 
 Türkiye''nin sınırları da aynı ama bakın üzerinde kaç devlet var.
 
 Trebzinod (Trabzon-Karadeniz bölgesi), Rum (Doğu Anadolu), Armenia (Ermenistan-Doğu Anadolu), Lesser Armenia (Küçük Ermenistan-Güneydoğu Anadolu), Edessa (Urfa-Güneydoğu Anadolu), Nicea (Ege), Constantinople (İstanbul) ve de Anatolia (Anadolu-İç Anadolu). Oyunu hazırlayan şirketin sahibi Bobby Kotick.
 
 Bu yıl ABD''nin 40 yaşın altındaki en zengin 40 işadamı listesinde 33.sırada yer almış.
 
 Sevr ya da bugünün AB raporlarında çizilen Türkiye haritası, bilgisayar oyunlarına kadar girmiş de haberimiz yok.
 
 Ve bizim çocuklarımız bu oyunu oynuyor.
 
 Hayal veya bilgisayar dünyası diyenler olabilir ama bir de Çin''in ne yaptığına bakalım, "Football Manager 2005" adlı bilgisayar oyununu "ülkenin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne zarar verdiği" gerekçesiyle yasakladı.
 
 Çin Kültür Bakanlığı, Sports Interactive şirketi tarafından üretilen oyunda Tayvan''ın, Hong Kong ve Makao özel idari bölgeleri ve Tibet Özerk Bölgesi''nin bağımsız ülkeler gibi gösterildiğine işaret ederek, "Bir bilgisayar oyunu da olsa bunun Çin yasalarını ihlal ettiği ve Çin hükümetinin yasaklarını çiğnediğini" açıkladı.
 
 Ayrıca ilgili birimlerden ülke çapındaki kamu güvenliği büroları, sanayi, ticaret ve telekom kuruluşları ve basımevleriyle temasa geçerek, oyunu satan veya çoğaltan bilgisayar programı satıcıları, web siteleri ve internet kafeleri cezalandırıp, ele geçirilen CD''leri imha etmelerini istedi.
 
 Bu oyunu satan ve çoğaltan işyerlerine 30 bin yueni (5.4 milyar TL) bulan para cezasıyla, kapatma veya çalışma ruhsatlarını iptal gibi cezalar verilebileceği de kaydedildi.
 
 Yoksa Çin de mi "paranoyak" oldu?