Dış Politika4 Ağustos 2005 00:00

Tüh Tüh!!! Çok Üzülmüş - Hasan Ünal

Başbakan Erdoğan, Fransa Başbakanı de Villepine ve Cumhurbaşkanı Chirac''ın yaptıkları açıklamalara çok üzülmüş. Başbakan de Villepine, Türkiye''nin 3 Ekim''e kadar Kıbrıs Rum Kesimi''ni ''Kıbrıs Cumhuriyeti'' olarak tanımasını istemiş; aksi takdirde 3 Ekim''de müzakerelerin erteleneceğini ifade etmiş; Cumhurbaşkanı Chirac da başbakanına destek vermişti. Erdoğan bu sözlere çok üzüldüğünü belirtmiş ve eklemiş: ''17 Aralık''tan sonra Chirac''ı aradığımda, bana Ek Protokol''ün imzasının Kıbrıs Rum tarafını tanımak anlamına gelmeyeceğini söylemişti''. Bunu ahde vefasızlık olarak gören Erdoğan içerlemiş ve üzülmüş. İnşaallah üzüntüsünden kurdeşen dökmez. Ne diyelim?cialis forum cialis prodaja cialis bez receptacleocin 150 mg mattnichols.co.uk cleocin 300 mg

Erdoğan''ın Avrupalı diplomasiyi hala anlamadığı anlaşılıyor. 6 Ekim 2004 günü Türkiye ile ilgili ''ilerleme raporları'' çıktıktan yarım saat sonra Avrupa Parlamentosu''nda bulunan Erdoğan bu belgelerin gayet ''olumlu ve dengeli'' olduğunu açıklamıştı. Kendisine profesyonel diplomatlar bu aklı verdiyle, hemen onları görevden almalı. Çünkü o belgeler ne olumluydu ne de dengeli.

AB tarafı bu açıklamaları not etti. Ve muhtemelen dediler ki, ''tamam bu Türkiye pilavı daha çoook su kaldırır''. Ardından 17 Aralık kararları çıktı. Türkiye''ye aslında içi boşa ve çok kötü koşullar içeren bir özel statü teklif eden bu kararları Erdoğan, Gül ve Melih Gökçek milli zafer belgesi haline getirip Kızılay''da kutladılar. AB tarafı bunu da not etti: Bu Türklere ne dayatsak kabule hazırlar.

Ardından Ermeni soykırımı iddilarıyla dolu tasarılar AB ülkeleri parlamentolarından birbiri ardına geçirildi. AKP hükümeti büyük ölçüde sessiz kaldı. İşlerin yolunda olduğu intibaını vermeye çalıştı. Fransa''da Türkiye konusunda yapılması düşünülen referandum için anayasa değişikliği yapıldı. Bizimkiler yine aynı teranelere devam ettiler. Onlar da daha fazla neyi yediriririz bu belgelere diye hesap yaptılar. 26 Nisan günü Lüksemburg''da toplanan Ortaklık Konseyi,''ne AB tarafı yirmi beş üye ve Komisyon''un ortak tutum belgesiyle geldi. Belge, imzalanacak Protokol''ün aslında AB tarafınca nasıl yorumlandığını açıkça ortaya koyuyordu.

Belgede ''Protokol''ün imza, onay ve uygulamasının Türkiye''nin AB üyesi ülkeler ve bilhassa da Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilişkilerini normalleştirmesi yolunda önemli adımlar olacaktır'' ifadesi yer aldı. Başka bir yerinde ise Türkiye''nin bütün üye ülkeler ve hasseten de Kıbrıs Cumhuriyeti ile doğrudan ikili diplomatik ilişkiler kurması gereğinden söz ediliyordu. Bu, resmi bir belgeydi ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül''ün eline tutuşturulmuştu.

Yani AB tarafı bu belgenin imzalanmasını Türkiye''nin Rum Kesimini tanıması yolunda önemli bir adım olarak görüyor ve Kıbrıs sorununun da Ankara''nın Rumları tanıması yoluyla çözülmesinden yana olduğunu gösteriyordu. Bu ifadeler Türkiye için hazırlanan Müzakere Çerçeve Belgesi taslağına da aynen girdi. AKP hükümeti bu girişimlere yüksek tonda itiraz edip, AB içerisinde yükselen Türkiye karşıtı hava konusunda halkı bilgilendirmek yerine tam bir üçüncü dünya diplomasisi sergiledi. Şakşakçı basın ve televizyonlar bu haberleri gizledi. Protokol sıradan ve basit bir teknik belgeymiş gibi anlatıldı. Kamuoyu yaklaşan tufana hazırlanmadı. Ve daha da önemlisi Protokol, Ortak Tutum Belgesi ve Çerçeve Taslağı tercüme edilerek dağıtılmadı.

Bu arada Fransa ve Hollanda''da anayasanın reddedilmesi Türkiye''ye karşı perde önünde gösterilen nezaketi de ortadan kaldırdı. Artık hakaretamiz bir üslup ve zehir zemberek bir muhteva ile Türkiye''ye ''kusura bakma, seninle müzakere de etmek istemiyoruz, seni üye yapmaya da niyetimiz yok'' demeye başladılar. Erdoğan''ın buna üzülmesi sadece Avrupalılığı bilmediğini gösterir. Avrupalılık çıkarlar uğruna müthiş bir mücadele demektir. Avrupalılıkta vererek kurtulma yoktur. Mücadele ile çıkarları koruma ve genişletme vardır. Ayrıca kelimelerle oynama da Avrupalılığın alameti farikasıdır. Erdoğan şimdi sinirlenip içini döktükçe, karşı taraf da kendisine söylenenleri başbakanımızın yeterince anlayamadığını ifade ederse hiç şaşırmamak lazımdır.