Terorizm ve İnsan Hakları - ERGİN YILDIZOĞLU
İnsanları toplumsal konumlarından soyutlayarak, salt “evrensel”, “insan olma” özelliklerine atıfla tanımladığı varsayılan “İnsan hakları” , ilk önce, beyaz, Hıristiyan ve Avrupalı erkeğin hakları olarak tasarlanmadı mı? Birçok yerde “insan hakları” kavramı, emekçilerin haklarının rafa kaldırılmasına yardım etmedi mi? AB'nin Türkiye''den istediği demokratikleşme talepleri arasında neden, işçi haklarının genişletilmesine ilişkin özgün bir talep bulunmuyor? Neden “Basın Yasası'na” bir tepki yok? İkincisi: İngiltere'deki intihar saldırısında ölenler için tüm dünyada saygı duruşu yapıldı. Peki acaba neden benzer bir “saygı” Türkiye, Bali, Beslan, Mısır gibi ülkelerde gerçekleşen intihar eylemlerinin kurbanlarına gösterilmiyor. acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadafusidinezuur voetschimmel fusidinezuur creme fusidinezuur acneclaritin mazilo claritinekombo claritin mazilo
Bir gazeteye “Terorizm ve İnsan Hakları” konusunda görüş vermem gerekti. “İnsan hakları kavramına ve terorizmin ortak bir tanımının oluşturulabileceğine inanmıyorum” diyerek ilk anda “çok aykırı” gelebilecek saptamalar yaptım. Bugün bu saptamalarımı açmaya çalışacağım.
Evrensel ve hegemonya
Halbuki, “evrensel” olan içinde yaşadığımız 'simgesel sistemde' (anlamlar dünyasında) esas olarak içi “boş” bir alandır. İdeolojiler, ancak bu alanın (evrenselin) içini kendi değerleriyle doldurabildikleri ölçüde, insanların düşünsel süreçleri üzerinde egemenliklerini kurabiliyorlar. Bu yüzden, her “evrensel” kavram arayışını, ait oldukları hegemonya projelerinin ideolojik çatışma alanı içinde değerlendirmek gerekir.
İnsanları toplumsal konumlarından soyutlayarak, salt “evrensel”, “insan olma” özelliklerine atıfla tanımladığı varsayılan “İnsan hakları” , ilk önce, beyaz, Hıristiyan ve Avrupalı erkeğin hakları olarak tasarlanmadı mı? Üstelik, bu herhangi bir erkek değil, mülk, meta sahibi, burjuva erkekti. Sömürgecilik tasfiye olduktan sonra, bu sözde tüm insanlığı kapsayacak bir biçimde genişletildi. Ancak, nasılsa, bu “koşullu” bir evrensellikti: Yalnızca kapitalist/emperyalist düzeni kabul edenleri kapsıyordu. Nitekim, “Soğuk Savaş” boyunca sosyalist ve komünistler, hatta ABD yanlısı hükümetlerin muhalifleri, Endonezya, Vietnam, Şili, Arjantin, Türkiye gibi ülkelerde, bu haklardan faydalanamadılar. Bugün Saddam'ı yargılamaya hazırlananlar, dün Latin Amerika'da işkenceler, katliamlar karşısında, Irak'ta Kürtler gazlanırken sessiz kalmayı seçtiler, hâlâ Suudi rejimini destekliyorlar.
Birçok yerde “insan hakları” kavramı, emekçilerin haklarının rafa kaldırılmasına yardım etmedi mi? AB'nin Türkiye''den istediği demokratikleşme talepleri arasında neden, işçi haklarının genişletilmesine ilişkin özgün bir talep bulunmuyor? Neden “Basın Yasası'na” bir tepki yok? En yüksek düzeyde olması geren “evrensel bir yasa”, bölgesel, ekonomik, jeopolitik çıkara bağlı olarak rafa kaldırılmıyor mu?
İnsan, hayvan değildir! Varlığı toplumsaldır , gerçek toplumsal konumundan soyutlanarak adeta biyolojik varlığına indirgenemez. İnsan hakları, bunları saptayanlardan soyutlanarak da, mülkiyet, sınıf, ulus-devlet/emperyalizm, etnisite, cinsiyet vb. temelli çelişkiler yokmuş gibi konuşulamaz. Konuşulursa, öncelikle bu çelişkilerin gizlenmesine, durumun depolitize edilmesine, Kosova'da olduğu gibi emperyalist müdahaleye araç olmaya başlar. Eğer “insan haklarını” konuşmak istiyorsak, işe toplumsal çelişkileri yok sayarak değil aksine, toplumda en alttakilerin, dışlanmışların, “haklarını” kullanamayanların haklarını konuşarak başlamak gerekmez mi?
Terorizm...
Terorizm olgusuna 'evrensel' bir tanım getirmek de benzer nedenlerle olanaksız. Nelson Mandela , Moşe Dayan , Arafat, Nyerere, Cabral birer “teröristti” . Ama tarih onları devlet adamı katına yükseltti. “Teröristle” siyasetçi arasında tanımlanması son derecede zor, dinamik bir çizgi var. Bu zorluk gerçek yaşamda siyasi müdahale ile gideriliyor. Terörist, davası meşruiyet kazanmaya başlarsa, siyasetçi katına çıkıyor. Bu noktaya kadar saldırı altındaki her devlet (şiddet kullanma meşruiyetine sahip olan ve ekonomik/siyasal iktidarın kristalleştiği yer olarak) saldırganı, kendi bakış açısıyla, terorizmle suçlamaya, üstelik de haklı olarak, devam ediyor.
Diyebilirsiniz ki ya eylemler sivil halkı hedef alıyorsa? Burada da evrensel bir tanıma ulaşmak olanaksız: Hiroşima ve Nagasaki'ye atom bombası atanlar, Drezden'i, Necef'i, Felluce'yi dümdüz edenler için terörist kavramının kullanıldığını duydunuz mu? Terorizm kavramında da tanımlamayı egemen güçler yaptığı müddetçe ortak bir zemin oluşturmak olanaksız.
İki örnek vermek istiyorum. Birincisi, 1990'larda, neoliberalizmin parlak günlerinde, bir Dünya Bankası (IMF'de) uzmanı nükleer atıkların tasfiyesiyle ilgili bir fizibilite çalışması yapmış, gelişmiş ülkelerdeki insanın yaşamının, azgelişmişlerden, örneğin Afrika'dakinden, 15 kat daha değerli olduğu sonucuna ulaşarak atıkların Afrika'ya dökülmesinin ekonomik açıdan rasyonel olacağını savunmuştu. Rapor basına sızdı, büyük bir rezalet çıktı...
İkincisi: İngiltere'deki intihar saldırısında ölenler için tüm dünyada saygı duruşu yapıldı. Peki acaba neden benzer bir “saygı” Türkiye, Bali, Beslan, Mısır gibi ülkelerde gerçekleşen intihar eylemlerinin kurbanlarına gösterilmiyor. Belli ki, bırakın “terorizmin ortak tanımını”, terörle ölenlerin statüsüne, gösterilmesi gereken saygıya ilişkin bile ortak/evrensel bir tanıma ulaşmak olanaklı olmuyor. Bütün insanlar eşittir ama bazı insanlar daha fazla eşittir. İşte bütün mesele bu...